Basketbolumuz büyüyor

2011′e iyi haberlerle başladık.Bunların en önemlisi Erman Kunter’in Fransa’da ‘Yılın koçu’ seçilmesiydi. Bu haber bizi hem sevindirdi hem de gururlandırdı. Biz Yugoslav kökenli koçlara kapılarımızı artık kapatma zamanı geldi derken ana fikrimiz Türk koçlara olan güvenimizdir. Bunu hep söyledik. Erman bu güvenimizin elle tutulur büyük bir ispatıdır. Erman ile bizim basketbol hayatımızda birçok beraberliğimiz oldu. Bazen aynı görüşleri taşıdık, bazen de farklı görüşlerimiz birbirleriyle çatıştı. G.Saray’da beraber çalışırken sponsor Ülker yoktu.
Maçları yayınlayan TRT yayın bedellerini ödeyemiyordu. Amerikalı oyuncular kaçmak üzereydi. Bu yüzden de ben çaresizlikten ekonomik gelir sağlar ümidiyle kısa vadeli başarılar peşindeydim. Erman ise daha geniş vadeli daha sağlam temelli bir yapılanmadan yanaydı. Erman haklı çıktı. Bana ise özür dilemek kaldı. Türk basketbol ekolünü kurmamız yolunda basketbolumuza en faydalı isimlerin başında Erman gelir. Avrupa basketbolunu en iyi tanıyan koç o. Tabii Murat Didim’i ve Tolga Öngören’i de unutmamak gerekir. Türk çocuğu nasıl bir oyun anlayışı içinde yeteneklerinin tümünü kullanma şansı bulur? Bu suale Erman ile birlikte cevap aramak büyük bir mutluluk olacak. İkinci iyi haber ise Jasikevicius’un F.Bahçe Ülker’e gelişi. Jasikevicius dünyanın en yetenekli oyun kurucularından biri. Bizim genç oyuncularımızın onun maçlarını izleyip gelişecekleri muhakkak. Lary Bird gibi üstün bir yetenek menajerliği sırasında Jasikivicius’u Indiana’ya oyun kurucu seçince bütün dünya bu iki süper gücün bir araya gelişini ayakta alkışlamıştı. Beklenen sonuç tam alınamadı.

Jasikevicius özel bir karakter. Basketbolda oyun kurucular o takımın sahadaki koçlarıdır. Anlayışı vardır. Ama bu ifade (oyun kurucu koçun sahadaki uzantısıdır) anlamını taşır. Jasikevicius sahada kenardaki koçun uzantısı olmaktan çıkıp kendini koç sayıp doğru bildiğini yapan bir oyuncudur. Bu yüzden NBA’de koçlarla anlaşamadı ve bu serüven kısa sürdü. Ama üzerinde tartışılmayacak bir konu Jasikevicius’un genç Türk oyun kuruculara örnek olacağı. Dünkü Beşiktaş C.T-G.Saray C.C maçına gelince kafamız karışık. Lig başlarken Beşiktaş koçu Burak Bıyıktay’ın Iverson’un gelişiyle işinin çok güçleştiğini yazmıştım. Bu görüşümüz devam ediyor. Iverson’ı henüz tam olarak tanıdığımızı söyleyemem. Ben dahil birçok seyirci Iverson’ın oyun güçleştikçe ortaya çıkıp (maç kazandıran oyuncu) olmasını bekliyor. Bunu yalnız biz seyirciler beklemiyoruz. Oyun içindeki Beşiktaşlı oyuncularda farkında olmadan risk almayı, öne çıkmayı göze alamıyorlar.

Ve Iverson’ın maç kazandıran oyuncu hüviyetini sergilemesini bekliyorlar. Iverson ise henüz bu formayı giyemedi. Sadece iyi bir takım oyuncusu olmayı sürdürüyor. Ama masaya yumruğunu vuran oyuncu olmuyor veya olamıyor. Biz NBA yıldızlarını MARS’tan gelmiş oyuncular sayarız. Şimdilik Iverson’ın Mars’tan gelmediği belli. Eğer Iverson’ın maksimum performansı bu kadarsa bu kavramı bir daha düşünmeliyiz.

G.Saray’da ise Ermal Kurtoğlu hergün daha çok saygı kazanıyor. Saygı kavramı içinde Haluk Yıldırım’ın her zaman yeri var. Tutku F.Bahçe maçı zirvesinden yine inmişti. Ama onun da özel bir günüydü. Tutku’ya basketbol yaşantısının başlarında bir gün bir maçta Iverson’ı tutacaksın deseniz ne kadar inanırdı? Cevap sizin…Bu yüzden Türkiye’de basketbolun büyüdüğüne inanıyoruz.

Not: Genç koçlar basketbol Panorama’da Murat Özyer’in maç filmiyle yaptığı açıklamaları muhakkak izlemelisiniz.

Kaynak: Cumhuriyet


Cumhuriyetspor Türk oyuncularının yanında

Geçtiğimiz yıl ilk günden itibaren başlığımız “Cumhuriyetspor Türk koçlarının yanında” başlığıydı. 2011’de bunu genişletiyoruz ve tüm kulüplerimizi yabancı oyuncu konusunda daha dikkatli olmaya çağırıyoruz. Türk koçların yanında olmamızın sebebi, onların da çok iyi koçlar olduğuna olan inancımızdır. Ve onlara şans ve imkan tanınırsa kısa bir süre içinde Avrupa ve Asya’yı saran (Yugoslav ekolü) hurafesinden Türk basketbolunu kurtarmaktı.
Bu gayemize yakınlaştık. Ama Yugoslav ekolü yerine Türk basketbol ekolünü kurma hedefimize henüz ulaşamadık. Bu yetersizliğin altında gene Türk koçların biraraya gelip tartışıp anlaşacakları bir ortam yaratamamamız yatıyor. Ama 2. sebep de 1.’si kadar önemli. Türkiye’de ne olduğu belirsiz bunca yabancı oyuncu her takımın ilk 5’ini işgal ederken Türk basketbol ekolünü kurmak güç, hatta imkansız. Bu yüzden 2011’deki yazılarımızda sınırsız sayıda yabancı oyuncu konusuna öncelik tanıyacağız. Temeli Türk koçlara dayalı Banvit’in doğru seçimi giderek belirginleşiyor.
Bu örneğe G.Saray da eklendi. Bu sezonun başında kadrolara bakıp “G.Saray-F.Bahçe maçı ne olur?” diye sorsak cevap “F.Bahçe kaç sayı farkla yener, onu mu soruyorsun” olurdu. Hatta ben lig başlarında yazdığım bir yazıda güçlü F.Bahçe kadrosunu ikiye bölsek her biri final oynar diye yazmıştım. G.Saray’da ise Oktay Mahmuti henüz temel atmakla uğraşıyordu. Son G.Saray-F.Bahçe maçından sonra sorum değişti. Bugün siz büyük bir kulübün sorumlusu olsanız takımın başına Spahija’yı mı, yoksa Oktay’ı mı getirirsiniz sorusu ön plana çıktı. Bu yüzden F.Bahçe’de Aydın Örs’ün işe el koyması gerekli. Durum Efes’te de farklı değil. Ülkemizin en bilgili, en enerjik koçlarından Ergin Ataman, Türk basketbolunun ona ihtiyacı varken herkes görmesin diye tribünlerde kalabalığın içinde maç seyrediyor.
Takımdaki genç ve yetenekli oyuncularımızdan Ender Arslan, özgüveni kaybolduğu için sahada adeta dolaşıyor. Ve basketbolda Rakocevic’ten daha yetenekli olduğu muhakkak Cenk Akyol bençte oturup kafasını kaşıyor. Saha kenarında ise bağırıp çağıran Perasovic var. Peki geçen sene Ergin Ataman çok mu başarılıydı diyorsanız haklısınız. Efes takımı, birbirleriyle uyum sağlaması çok zor oyunculardan kurulmuştu. Buna bir de Ergin’in sinirli, hatta zaman zaman negatif enerji yayan tutumu da eklenince durum daha da zordu. Ama çözüm, Ergin’in yerine hemen bir Yugoslav koç getirmek yerine Ergin’i sakinleştirecek tecrübeli bir mentörü (danışmanı) Ergin’in yanına oturtmaktı. Bugün NBA’de de birçok genç koç görevde. Maçları izlerken onların yanında hemen her takımda eski bir koç veya eski bir oyuncu danışman olarak oturuyor. Özetle Türk basketbolunda mentör (danışman) kavramı her geçen gün önem kazanıyor. Bu konuya sık sık değineceğiz.
Gelelim yabancı oyuncu konusuna… Hep söylüyoruz, biz Türk çocuğunun yeteneğini tümüyle kullanmasını sağlayamıyoruz. Bir başka deyişle Türk çocuğunu olabileceği kadar iyi oyuncu yapamıyoruz. Teknik kadrolardaki görev dağılımı yok. Tüm teknik kadro, maçların kazanılması için ter döküyor. Maç kazanmak kavramı, oyuncu kazanmak anlayışını neredeyse yok ediyor. Ölü mevsimi, oyuncu değiştirmek yerine yabancı oyuncu seçimi için kaset seyretmekle geçiriyoruz. Kimseyi suçlamıyorum, hepimiz böyleydik. Teknik kadrolarda sorumluluk ve görev bölümü şart. Türk çocuğunun gizli kalmış yeteneklerini G.Saray-F.Bahçe maçında Tutku’da gördük. Tutku gerçekten Steve Nash kadar yetenekli. Ama Steve Nash’in kendisini geliştiren koçlarla beraber çalışmalarını cd’lerde izlediğimizde “Bu adam çıldırmış. Bu kadar yoğun antrenman olur mu” diye şaşırıp kalıyorsunuz. Tutku’nun gizli kalmış hücum yeteneklerinin ortaya çıkmasının tek sebebi, Oktay Mahmuti’nin onun savunmasını geliştirmesidir. Savunma ile asist arasında ne gibi bir ilişki olur diyorsanız haklısınız. Ama bütün teknik konuların birleşip bütünleştiği yer oyuncuların özgüvenleridir.
Özgüven olmadan teknik yeteneklerin hiçbirini bırakın kullanmayı, mevcudiyetlerini bile hissedemiyorsunuz. Bu yüzden ben de size bir şey sorayım. Ömer Onan’ın savunması böylesine tanınıp onun özgüveni zirveye çıkmasaydı, Ömer Onan’ın şutları girer miydi? Cevabınızı bekliyorum. Mutlu yıllar Türkiye…

Kaynak: Cumhuriyet


Cumhuriyetspor Türk Basketbolunun Yanında

Dün akşam Cumhuriyet Gazetesinin yılsonu daveti vardı. Davette Cumhuriyet Gazetesi mensubu olmaktan gurur duydum. Son senelerde hayatının gayesi nedir diye sorsalar basketbol tecrübemi genç Türk koçlarla paylaşmak derdim. 2010 yılında bu gaye Cumhuriyet gazetesi sayesinde gerçekleşti. Bu yüzden Cumhuriyet gazetesi Genel Müdürü Sayın İbrahim Yıldız’a, Spor Müdürü Arif Kızılyalın’a ve Hilmi Türkay’a bir kez daha teşekkür ediyorum. 2011’de de bunu sürdürmek istiyorum. Cumhuriyetspor internet sayfamızın önü açık. Ben bu sene de Cumhuriyetspor’un Türk basketboluna önemli katkılar sağlaması yolunda elimden gelenden fazlasını yapacağım. Söz veriyorum. Yakında resimli, hareketli sayfalarla Türk gencinin karşısına çıkma şansımız büyük. İstediğimiz yere geldik mi hayır! Özellikle anadoludaki basketbolseverlerden bu sayfayı genç basketbolcu koçlara tanıtmalarını rica ediyorum. Birbirinden kıymetli e-mailler alıyorum. Yollayanların hepsine teşekkür ediyorum. Ama bunlardan bir tanesi beni çok etkiledi. 2 gün önce Karşıyaka koçu Hakan Demir’den bir e-mail aldım. Yazıda ”Yalçın abi, beni geçen yazılarınızın birinde genç koçlar için örnek olarak göstermişsiniz. Bu yazıyı besketbol hayatımda en değerli ve unutulmaz bir hediye olarak kabul ediyorum. Bu yazıyı oğluma bırakacağım en kıymetli hatıra olarak saklayacağım. Bilmenizi rica ederim” diyordu. Hakan kardeşin bu yazısı benim de hayatıma renk kattı ve mana kazandırdı. Üstelik beni cesaretlendirdi bu yüzden onu sahaya davet ediyorum. ”Türk çocuğu daha iyi basketbolcu olur” tezimizi beraber ispatlayalım istiyorum. Karşıyaka’da bugün Furkan var. Sınırsız yetenekli olduğu belli. Ama bugün hala sadece ribaundlarıyla kendini ispatlıyor. Şutu, pası hele driplingi çok yetersiz. Ben son zamanlarda televizyonların verdiği tüm Karşıyaka maçlarını kaydettim. Furkan top şutu atan oyuncunun elinden çıkarken topu havada seyretmeden ribaunda koşuyor ve pota dibine hükmediyor. Ribaund ortalaması hep çift haneli sayılarda. Ama topu yere vurup yaptığı dripling sayısı ribaundları kadar bile yok. Özetle basketbolun en güç konularından birinde (ribaund) devleşirken, sıra topu yere vurmaya veya pas vermeye geldiğinde ortadan kayboluyor. Geçen gün de yazdım biz uzun boylu gençleri önce pivot yapıyoruz ve onların çok yönlü basketbolcu olmalarının önünü tıkıyoruz. Furkan gibi önü tıkanmış her takımda bir kaç oyuncu var. Ben bu barikatı da Hakan Demir’in yıkmasını diliyorum. Hakan’ın yanında Nihat gibi çok önemli asistan koçlar var. Asistan koçların sayısı 6. Hakan Nihat’ı (oyuncu geliştirme koçu) yapıp, Furkan’ın geleceğinin sorumluluğunu beraber yüklenseler ne kadar iyi olur. Artık Türkiye’de görevi sadece oyuncu geliştirmek olan asistan koçlara ihtiyaç var. Beraberce Furkan’ın pas, dripling, yüzü dönük ve sırtı dönük şut gibi silahlarını 1’den 10’a kadar değerlendirseler ve bunu kayda alıp Furkan’a bir not defteri hazırlasalar çok iyi olur. Ayrıca Furkan’ın her silahını filme alıp Furkan’ı kendisine tanıtmaları çok faydalı olur. Dünya’da sadece basketbol değil her problem yazılırsa çözülme şansı artıyor. Basketbolda oyuncuların problemlerini yazıp journal(günlük) tutan koçların oranı sadece %3 olarak gösteriliyor. Furkan Türk basketbolunda ribaund anlayışıyla bir ilk. Bunun için onun çok yönlü komple oyuncu olmasını sağlamak bizim ona borcumuz. Furkan’ın şut, pas dripling gibi yetersiz olduğu teknik konularda çözüm her hafta sonu onun not defterinden gelişmeleri görmekten geçer gibi görünüyor. Bu uygulama Türk basketbolunda çok önemli bir yeniliğin başlangıcı olur. Biz koç Hakan Demir’den Furkan’ı bütün genç oyuncular için örnek olacak çok yönlü komple bir basketbolcu yapmasını bekliyoruz. Karşıyaka’nın sloganını biliyoruz. ”Hayat basketboldur”

Kaynak: Cumhuriyet


10 Oyuncu Sırada Beklerken

Türk çocuğunun basketbola olan yeteneğini her fırsatta tekrarlıyoruz. Peki Türk çocuğunun en yetenekli olduğu pas mı, dripling mi, şut mu diye fundamentali sayarsak hemen hepimizin ortak kanısı ŞUT olur inancındayım. Bütün bu teknik özellikler içinde en kıymetlisi de tartışmasız şuttur. Çocuklarımızın kolayca iyi şutör olmalarındaki gerçek Türk çocuklarının doğuştan kazandıkları el hassasiyetleri ve keskin nişancı gözleridir. Siz bir genç oyuncuyu çok ve sıkı çalıştırarak iyi driplingçi, iyi pasör yapabilirsiniz. Ama iyi şutör yapmak gerçekten güçtür.
Bizim çocuklarımızın böyle bir problemleri yoktur. Peki Türk çocukları daha iyi şuter olabilirler mi diye soruyorsanız cevap ”Hiç şüpheniz olmasın” olacaktır. Genç oyuncularımızın şut yeteneklerinin zirvesine erişememelerinin nedeni antrenman tempoları ve attıkları şutların toplamıdır. Antrenman süresi ne kadar uzun olursa olsun, antrenman yoğun değilse, maç temposunda çalışmıyorsanız verim güç alınır. Antrenmanların yoğunluğu için ölçü şudur.

Siz herhangi bir antrenmanı izlediğinizde o antrenmanda sık sık oyuncuların ikisi üçü turnike atarken diğer 10 kişiyi hareketsiz art arda sıra olmuş beklerken görürseniz o antrenmana yoğun diyemezsiniz. Maalesef bizde genç takım antrenmanlarında en sık izlenen sahne ard arda sıra olmuş bekleyen 10-12 oyuncunun resmidir. Uzun genç oyuncularımızın iyi şutör olmaları daha da güçtür. Siz genç takımda uzunlardan biriyseniz biz o gencin hemen sırtını potaya döndürüp pivot yaparız.

Uzun bir oyuncunun genç yaşlarda pivot oynadıktan sonra çok yönlü bir oyuncu olması için yüzü potaya dönük 2 veya 3 sayılık şutlarını geliştirmesi çok güçtür. Siz genç takımdayken pota altındayken güçlü olabilirsiniz. Ama sıra A Takıma geldiğinde pota altında özellikle milli takımlar seviyesinde fizik üstünlüğünüzü kaybedersiniz. Karşınızda en az sizin kadar güçlü birçok oyuncu bulursunuz. Yüzü dönük oyununuzu da yeterince geliştirmediğiniz için (çok yönlü, çok başarılı) oyuncu olma şansınızı da sınırlamış olursunuz. Bizde iyi hatta çok iyi şutör uzunlarımız arasında en önde Mehmet Okur gelir.

Mehmet Okur 3 sayı şutu sayesinde senelerden NBA’de başarılı olmaktadır. Utah koçu Jerry Sloan’ın taktiği bellidir. Mehmet Okur savunmada rakip takımın devleri arkasında durup onların başarılarını sınırlayabilecek güçte. Hücumda ise 3 sayı çizgisine yerleştiğinde rakibin iri yarı uzunları onu tutamaz. Mehmet Okur’un 3 sayıları Utah’ın hücum silahları arasında ön sıradadır. Ama Sloan NBA’in yenilikçi koçlarından biri değildir.

Ve onun bu anlayışı Mehmet Okur’un yeteneğini 3 sayı ile sınırlar. Mehmet Okur drivelarını kendine şut imkanı yaratacak silahlarını geliştiremediği için en iyi çok yönlü oyuncu olma şansını yeterince kullanamamıştır. Eğer Okur birebirini geliştirse ve 3 sayı çizgisiyle rakip pota arasındaki çizgide kendine şut şansı yaratabilseydi Mehmet Okur bugün en az Nowitzski kadar başarılı olur NBA’nın MVP adaylarından biri olurdu. Bugün bek oyununda 3 sayı atan tek uzun oyuncumuz Hüseyin Beşok. O da basketbolu bırakmak üzere. Daha güncel bir resim görebilmek için Ömer Aşık ve Semih Erden’i düşünelim.

Bugün bu sınırsız yetenekli iki oyuncumuz Kevin Durant veya Mehmet Okur gibi 3 sayı atsalardı NBA’de nerede olma şansları olurdu bir düşünün. Bu iki genç oyuncumuz bugün NBA’de üstün bir atletik yeteneğe sahiptir. Ama rakipleri özellikle siyah oyuncular da en az onlar kadar atletikler. Üstelik cüsse olarak daha da iri yarılar. Ömer ve Semih yüzü dönük şutlarını ve adam geçme yeteneklerini geliştirirlerse NBA’de yıldızlar karması maçlarında her yıl birbirlerini tutarlar. Bize de acaba hangisi daha çok sayı atmış diye araştırmak gerekir. Dünkü BJK-Karşıyaka maçında (ÖNCE BASKETBOLCU OL, SONRA PİVOT OLURSUN) anlayışını uygulayacağımız çok sayıda oyuncu vardır.

Unutmayalım bugün komple oyuncuların sayısı Türkiye’de çok az. Bunların bayında gelen Hidayet Türkoğlu, genç takımda oyun kurucu olarak oynamıştı. (ÖNCE BASKETBOLCU OL, SONRA PİVOT OLURSUN) pankartını bence Türkiye’de her kulüp genç takımların soyunma odasında duvara asmalıdır.

Kaynak: Cumhuriyet


Birlik beraberlik

Efes Pilsen’in durumu hakkında lüzumdan fazla konuşuyor olabiliriz. Ama ben Efes’in bu kadrosuyla iç problemlerin çözüldüğünde Eurolague’de son 4’e kalacağına inanıyorum. Onun için belki ufacık da olsa olumlu bir katkımız olabilir diye bu konuya değiniyorum. Efes Türk basketbolunun özel bir temsilcisi. Bugün üç büyüklerin adı geçince ilk olarak onların futbol takımları akla gelir. Halbuki Efes Pilsen dendiğinde kafamızda hemen basketbolumuz canlanır. Bu yüzden biz Türk basketbol adamları Efes Pilsen’e moral borçluyuz. Basketbolda başarının arkasındaki ilk kavram birlik beraberlik. Birlik beraberlik takım olmak demektir. Oyuncuların kendi egolarını yenmeleri anlamına gelir. Bütün oyuncuların bireysel başarılarını unutup takım başarısını ön plana çıkarmaları mümkündür. Oyuncuların aklı kendi istatistiklerinde olduğunda takım başarısı gerçekleşemez. Birlik beraberlik olduğunda takımdaki her oyuncu arkadaşlarıyla gurur duydukları bir özveri içinde olurlar. Birlik beraberlik olmadan 1+1 güçlükle 2 eder. Çoğu zaman da etmez. Ama takım ruhu işin içine girdiğinde 1+1 = 3, hatta daha fazla olur. Sinerji budur. Sinerji yaratan bir takımı yenmek çok zor, hatta imkansızdır. Efes’in kadrosu Yugoslav kökenli ve ABD’li oyuncularla Türk oyuncular karması. Rakocevic’li bu kadrodan yumruk oluşturmada sorumluluk Türk oyuncularındır. Birlik, beraberlik ve egodan kurtulma savunmayla başlar. Bu yüzden Türk oyuncuların ölümüne savunma ile örnek almaları gerekiyor. Takımın temelinde Kerem Tunçeri ve Kerem Gönlüm olmalıdır. Bu ikili, tüm oyuncuları birleştirmek, oyuncular topluluğunu takım yapmak sorumluluğunu yüklenmelidir. Birlik beraberlik, sadece oyun sahasında çözülmez. Saha kadar önemli yer soyunma odalarıdır. Burada Efes yönetimi değişiklik yapmamakta kararlı görünüyor. Efes’in güçlü, tecrübeli bir ağabeye (mentör) ihtiyacı var. Bu vasıflarda Nur Germen ile tamamen örtüşmektedir. Nur Germen ve Ufuk Sarıca ile birlikte hareket ettiklerinde Sırpça, İngilizce ve Türkçe denge kazanır. Bu ikiliye Keremlerin, Cenk’in, Ender’in, Sinan’ın katılması problemleri çözer kanısındayım. Özetle uyum sağlandığında Efes Avrupa’da her takımı yenebilir.

F.Bahçe-Cholet maçında birlik beraberlik kadar oyun kurucunun önemi de bir kez daha ortaya çıktı. Birkaç gün arayla çok farklı iki F.Bahçe izledik. Oyun kurucusuz F.Bahçe bir kargaşaydı. Ukic’li F.Bahçe ise muhteşemdi. Eskiden sadece ‘oyun kurucun kadar konuş’ denirdi. Artık neredeyse oyun kurucun yoksa maça çıkma denecek. Ukic’li ve Ukic’siz F.Bahçe arasındaki fark niye diye soruyorsanız bunu bir teknik adamla değil, bir psikologla konuşmanız gerekir. Ukic’in istatistikleri önemli değil. Önemli olan istatistiğe geçmeyen takıma kazandırdığı özgüvendir. Bu özgüvenle Mirsad belki de hayatının en verimli maçlarından birini oynadı. Başarı sadece Mirsad’la sınırlı kalmadı. Tüm oyuncular takımlarına çok olumlu katkı sağladı. Sinerji için F.Bahçe maçından sonra yeni bir kitap yazılabilir. Özgüven verildikçe oyuncuların birbirlerine katkıları 1+1 = 3, hatta 4 oldu diyebiliriz. F.Bahçe, dünkü maçtaki başarısını devam ettirirse spor yazarları için durum değişir. F.Bahçe, Euroleague’de ne kadar yükselebilir sorusu yerini Euroleague finalinde F.Bahçe’nin rakibi kim olacak sorusuna bırakır.

Kaynak: Cumhuriyet


Yorum Farkı

Basketbolu oynamak da güçtür seyretmek de… Oynamak güçtür çünkü basketbolda hiçbir sporda olmayan steps, pivot ayağı, top taşıma gibi karışık kaideler geçerlidir. Voleybolda karşınızda bire bir oynadığınız bir rakibiniz bile yoktur. Arada file vardır. Hentbolda topla istediğiniz gibi koşarsınız, sınırlama zorlayıcı değildir. Şut atarken oyuncular koca kaleleri hedef alırlar. Basketbolda topu küçücük çemberden geçirmek zorundasınızdır.

Seyretmenin güçlüğü ise basketbolda gözünüzü toptan ayıramazsınız. Topu izlemekten sahada ne olduğunu görür ama anlayamazsınız. Şut atıldığında top havadayken gözünüzü ondan ayıramazsınız. Bu yüzden ribauntlar için kim hazır kim değil fark edilmez. İkili oyunlarda topa bakmaktan diğer oyuncular ne yapıyor göremezsiniz. Bu oyuna bakıp ama olup biteni anlayamamanın sınırı yoktur. Tüm sahayı görüp görmediğinizi anlamak için kullanılan ilginç bir metot vardır. Size bir maçta oyun oynanırken kaç kere hakemleri gördüğünüz sorulur. Tabii fauller sırasında değil oyun oynanırken. Bütün dikkatleriyle oyunu yöneten üç hakemden hangisi kaç kere gördüğünüz önemlidir. Siz de iyi bir seyirci olup olmadığınızı öğrenmek için kendinize bu suali sorabilirsiniz. Tabii içinizden, “Sen hakemleri kaç kere görüyorsun” suali geçiyordur. Maalesef cevabım, “Ne olur bana bu soruyu sormayın” olacaktır.

ABD’de uzun yıllardan beri kullanılan bir gelenek var. Oyuncular ve koçların en iyileri işlerinden ayrıldıkları gün yorumcu olurlar ve TV’lerde seyircilerin karşısına geçip bilgilerini tecrübelerini onlarla paylaşırlar. Ne mutlu bize ki son zamanlarda bizde de birbirinden değerli basketbol adamları yorumcu olarak bilgilerini bizimle paylaşıyorlar. Bununla da kalmıyorlar son günlerde maçların kırılma noktalarını anlaşılması güç ama faydalı bölümlerini maçlardan sonraki panoramalarda yavaşlatılmış sahnelerle tekrarlıyorlar. Böylece ülkemizde sadece basketbolun tanınmasını değil anlaşılmasını da sağlıyorlar. Basketbolumuzun duayeni Mehmet Baturalp, FB TV’de sınırsız bilgi ve tecrübelerini önümüze seriyor. Dünya basketbolunu en iyi bilen kıymetli koç İhsan Bayülken, NTV’de karşımızda. Spormax’te Türkiye’nin en başarılı koç ve basketbol adamlarımızdan Nur Germen ve Çetin Yılmaz Türk basketbolunun emrindeler. SKY Turk’te Basketbol Panorama programında, geleceğin en başarılı koçlarından olacağı muhakkak Murat Özyer, maç filmlerini açıklayarak uygulanan yeniliğin öncüsü. Son zamanlarda Türk basketbolunu Anadolu’ya yayan bir numaralı isim İsmet Badem ve genç neslin temsilcisi Can İşbakan da ekranlarda.

Benim Avrupa basketbolunda ilgilendiğim ülke İspanya. Çünkü İspanyollar yeniliğe açıklar. Basketbolda oyuncu yetiştirmek ve geliştirmek birbirinden farklıdır. Oyunculuğa yeteneklerinin tamamını kullanma imkanını uygulayan anlayış oyuncu geliştirme anlayışıdır. Yeteneğin de gelişmenin de sınırı yoktur uygulaması İspanya’da geçerli. Oyun kurucu Ricky Rubio’yu hatırlayalım. Büyük bir atlet değil. Ama 20 yaşında NBA’e seçilen oyunculardan biri. Bizim Semih ve Ömer Aşık NBA’e oyuncu geliştirmeyle değil doğuşta fiziksel yetenekleriyle girdiler. Bir gün Engin Atsür de NBA’e seçilirse biz de doğru yolda olduğumuzu kanıtlamış oluruz. İspanya Ligi’ni yayınlayan TRT’de sınırsız bilgili yorumcu Murat Murathanoğlu ile Yiğiter Uluğ var. Bence yapılacak ilk iş onların İspanya basketbolu hakkındaki bilgilerini kullanmak olmalıdır. Dün sadece Beşiktaş Cola Turka’nın maçını izleyebildim. Bu maç beni sevindirdi. Cevher Özer 3 sayı şutuna adam geçip drive’ı da eklemiş, işte gelişme bu demek. Ayrıca Mustafa Abi, Bekir ve İsmail de çok iyi oynadılar. Beko Ligi’nin sonu çok çekişmeli geçecek. Zirve için mücadalede artık Beşiktaş Cola Turka da var. Türk oyuncular böyle oynarsa Akatlar’da tribünlerin dolması sadece Iverson’la sınırlı kalmaz. Bu görünüyor.

Kaynak: Cumhuriyet


Karşıyakalılar Günü

Ben Euroleague’de Final Four’a yükselecekleri ümidiyle Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen’i dikkatle izliyorum. Bu iki takımımızın Final Four oynamaları dünya ikinciliğimizden sonra en önemli başarımız olacaktır ve ülke basketbolumuz İspanya ile aynı seviyeye gelecektir.

Dünya basketbolunda giderek artan bir oyun kurucu sorunu var. Oyun kurucunun önemi giderek artıyor. Bir numaralı oyuncunuz çok iyi bir oyuncu ise neredeyse koçun taktiğine bile gerek kalmıyor ve basketbol bir anlamda (one man show) şeklinde geçiyor. Örnek Pheonix Suns… Steve Nash her hücumda en az 15 kere dripling yapıyor. Diğer 10 oyuncunun toplam topu yere vurma sayıları ancak 8 veya 9. Topun Nash’in elinde kaldığı zaman yine diğer oyuncuların topa sahip oldukları sürenin toplamına yakın. Bu bireysel gösteri bazı seyircilerimize cazip geliyor. Bazıları da “hani basketbol takım oyunuydu ne oldu” şikayet ediyor.

Tabii aşırı liderlik uygulamasının tehlikesi de var. Oyun kurucununuz sakatlanırsa ve onun yedeği boşluğu dolduramazsa problem büyüyor. NBA’de bugün bu problem giderek su üstüne çıkıyor. Ülkemizde de benzer problem yaşayan takımlarımız Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen. Efes Pilsen’de “her problem beraberinde çözümü de getirir” anlayışı geçerli oldu. Koç Perasovic’in favori oyun kurucusu Wisniewski’nin sakatlığı takıma yaradı. Kenarda bekleyen yedek oyun kurucu Ender Arslan oynama ve kendini bulma fırsatı buldu ve takım sene başından beri en olumlu görüntüsüne kavuştu. Tabii Kerem Tunçeri’nin de sağladığı güveni unutmamak gerek.

Fenerbahçe Ülker’de ise durum farklı. Ukic’in yerini dolduracak oyuncu bulunamıyor. Engin Atsür’ün sakatlığı Lynn Greer’ın koçun güvenini kazanamayışı boşluk yaratıyor. Emir Preldzic bu göreve henüz hazır değil. Birbirinden kıymetli Fenerbahçe Ülker kadrosu Pınar Karşıyaka maçında takım oyununu oturtacak, takımı takım yapacak oyun kurucusunu bulamadı. Görev bölümündeki aksaklık Ukic gelinceye dek sürecek gibi gözüküyor. Tabii bu durumda Pınar Karşıyaka oyun kurucusu Holston’a ayrı bir yer vermeliyiz. Holston’ın Türkiye’deki en saldırgan iki savunmacı Kinsey ve Ömer Onan’a karşı 50 dakika savaştı. Bu iki savunmacının bu sürede tuttuğu oyun kurucu basketbolu bile bırakırdı diyorsanız, ben de öyle düşünüyorum. Ama Holston oyunu 31 sayı 6 asistle tamamladı. Basketbol uzun boyluların oyunudur tezini de 1.72 boyundaki Holston yerle bir etti. Ama Pınar Karşıyaka’nın başarısı oyun kurucularla sınırlı değil. Karşıyaka taraftarı yöneticisi ve oyuncularıyla her takıma örnek olacak birlik ve beraberlik içinde. Dün Dünya Karşıyakalılar günüydü.

Takımın başında da Hakan Demir var. Hakan Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra koçluğu seçen, eşsiz kişilikte ve karakterde bir basketbol adamı. Genç koçlar ileride nasıl olmaları gerektiğini düşündüklerinde ve idol aradıklarında ilk yapacakları iş Hakan Demir’i izlemek olmalıdır.

Furkan’ın sakatlığı hepimizi üzdü. Ama bu problemin beraberinde getirdiği katkı Furkan’ı ön plana çıkarması oldu. Furkan ribauntlarda çok önemli bir özelliğe sahip. Oyuncuların hemen hemen hepsi bir şut atıldığı zaman önce topun havadaki seyrini izler. Sonra ribaunda koşarlar. Furkan topu havada seyretmiyor. Top şut atanın elinden çıktığı anda ribaunda koşuyor. Böylece pota altında yer bulup kendine avantaj sağlıyor. Bir önemli konu daha var.
Takım arkadaşının vücut dilinden onun şut atacağını önceden kestirip daha top onun elinden çıkmadan pota dibine koşuyor ve hükümdarlığını ilan ediyor. Furkan’ın ribaunt şekli Türk basketboluna hız katacaktır. Türk basketbolunun fast break anlayışında oyunu hızlandırmaya ihtiyacı var. Savunma ribaundu olmadan fast break olmaz. Bu konuya ve Furkan’ın sadece ribauntçu olup çok yönlü oyuncu vasıflarından yoksun oluşu sebeplerini ilk fırsatta masaya yatıracağım.

Kaynak: Cumhuriyet


Daha kelimesinin gücü

Basketbolumuz Avrupa’da zirveye tırmanıyor derken bazen acele ediyoruz. Zirve yolunda geliştirmemiz gereken birçok konu var. Savunmamızdan sık sık bahsettik. Bugün dikkatimiz hücuma yönelik olacak. Basketbolda savunmanın hücumdan daha kolay gelişeceğini yazmıştık.

Gerçekten de savunma sadece bizde değil Avrupa’nın hemen her ülkesinde dozunu arttırıyor. Savunmanın temelinde kararlılık ve irade vardır. Siz rakip takımların sizden iyi savunma yaptıklarını görüp bizde onlar kadar savaşacağız kararını verirseniz yola koyuldunuz demektir. Bugün Avrupa’da basketbolda adı ön planda olmayan birçok ülkede (Polonya, Almanya) savunma savaşı başlamış durumda. Hele kulüp takımlarının her birinde en az 3 veya 4 atletik siyah oyuncu varsa iyi savunma daha da kolaylaşıyor. Bu yüzden biz Avrupa’nın en iyisi olmak istiyoruz. Artık hücumumuzu da geliştirmemiz şart.

Önce bireysel hücumumuza sonra da takım hücumumuza değineceğiz. Bugün Yugoslav kökenli oyuncuların hücum başarılarının altında yatan gerçek onların ‘iyi’yle yetinmeyip ‘daha iyi’ olmak için gösterdikleri gayrettir. Bizde ise oyuncularımızın iyi oyuncu olduklarında önleri tıkanır. Tıkayanda kendileridir. Dağa tırmanırken yarı yoldaki bir düzlükten aşağı bakıp yeteri kadar yükseldiğimize inanırız. Yukarı bakıp kullanmadığımız yeteneğimizi sergilemekten kaçarız. Tabii iyi oyuncu olmak kolaydır. Ama ‘daha iyi’ oyuncu ‘büyük oyuncu’ olmanın yolu daha güçtür ama açıktır. Tabi siz başınızı kaldırır zirveye bakarsanız. Bunun yaşlanmakla da sınırı yoktur. Geçtiğimiz günlerde bunun en güzel örneğini Kerem Tunçeri’de gördük. Kerem yaşı ilerledikçe daha iyi oynuyor. Bugün Kerem Avrupa’nın en iyi oyun kurucusu.

Sebebi basit. Aşağı değil, yukarı bakıp daha sıkı çalışıyor. Bir diğer örnek ise Ömer Onan. Onun savunması için söylenecek bir şey yok. Ama onun bir gün Dünya’de zorunluluktan da olsa kısa bir süre için oyun kurucu olarak oynayacağına ben dahil kimse inanmazdı. Ama aynı gelişmeyi genç oyuncularımızda göremiyoruz. ‘Daha iyi’ oyuncu olmanın yolu tekniğinizi, fundamentalinizi geliştirmekle ilgilidir. Daha sıkı çalışmak şarttır. Bizde oyuncularımızın kafalarında fundamental çalışmaları genç takım oyuncuları içindir. Bir yaştan sonra dripling, pas çalışması gereksizdir inancı vardır. Bu inanç bizim genç oyuncularımızın yeteneklerini sınırlar.

Halbuki dünyanın en iyi NBA oyuncuları ilerlemiş yaşlarına rağmen her gün fundamental çalışırlar. Dünya’nın gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından John Wooden kazandıkları 10 NCAA şampiyonluğunun her birinde final maçlarında bir gün önceki antrenmanlarda bile fundamental çalışılmasıyla ünlüdür. Dünya Şampiyonası’nda kazandığımız ikinciliğin altını doldurmamız gerek. Bir iki yıl sonra o kadroya sahip olamayabiliriz.

Genç oyuncularımızın daha iyi oyuncu olmalarını bekliyoruz. Buna ihtiyacımız var. Cevher Özer, Serhat Çetin, Barış Ermiş, Ender Arslan, Cenk Akyol bunlardan bazıları. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin en iyi en yenilikçi koçlarından Rick Pitino Porto Riko’ya koç oldu. Pitino NBA’de tam saha baskıyı başlatan koçtur. ‘Başarı bir seçimdir’ adlı basketbol kitabı en çok satanlar listesinde.

Pitino’dan hepimizin öğreneceği çok şey var. Çünkü o hep yenilik peşinde. İçimden keşke Efes Pilsen böyle bir yeniliğe de öncü olsaydı diyorum. Böylece Türkiye ismi ‘İÇ’ veya ‘VİÇ’ le bitmeyen dünya çapında bir koça sahip olurdu.

Kaynak: Cumhuriyet


Savunmanın sesi

Dün Trabzonspor koçu Alaeddin Yakan ile yolların ayrıldığını okuduğumda sarsıldım. Sırp antrenör Dragan Skota’yı takım başına getirmişler. Ben Yugoslav kökenli koçlar gidişine ilk dur diyecek ülkenin Türkiye olması için heyecan içinde olduğumu bir çok kez tekrarladım. Demekti derdimizi hala anlatamıyoruz. Basketbolumuzun sorumluluğunu Türk koçlara vermek için daha zaman var. Trabzon basketbolumuzun anadoluya yayılması için en büyük kozumuz. Spor aşığı Trabzonluların seyirci rekorları kıracağı muhakkak. Çok’ta güçlü yönetimleri var, kararı veren onlar. Ben Alaeddin Yakan ile hiç tanışmadım. Ama ona karşı içimde teşekkür var. Sebebi bundan yedi yıl önce (Basketbolda Hucum) adlı bir kitap yazmış olması. Bu kitap onun ne kadar büyük bir basketbol adamı olmasının bir göstergesi. Siz oyuncu olarak koçunuza güvenirsiniz güvenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz, benim içimde bu kitap yüzünden Yakan’a saygı var. Aynı saygıyı basketbol kitapları yazan Hurşit Baytok’a da duyuyorum. Bugün ben bir kulübün sorumlusu olsaydım. İlk yapacağım iş Yakan’ı takımın başına Mentör (danışman) olarak getirmek olurdu.

Soyunma odalarından vazgeçtik. Bugün Türkçe’nin sahadaki olumlu katkısı (savunmada sesli iletişim) konusuna değineceğiz. Biz koçlar savunmada konuşmanın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz. Ama bu konuyu oyuncularımıza yeterince açıklayabiliyor muyuz? Şüphedeyim. Sesli savunma takımı yumruk yapar. Herkesin özgüvenini artırır. Onun için savunma liderinin sesli uyarılarını başlatması çok önemlidir. Sesli savunma rakibi şaşırtır. Siz rakibin o anda hangi oyunu uyguladığını oyuncularınız, birbirlerine bağırarak belirtirlerse onların güveni sarsılır. Savunmada artık (pasif seyretme) devri bitti, (savunmada saldırma) uygulaması sesli iletişimle başlar. Siz savunmacı oyuncunuzu bire bir savaş daha başlamadan sesli uyarırsanız, ona savunmada saldırma yolunu açarsınız. Ona öncelik tanırsınız. Savunmacı arkadaşınıza (geçerse alırım, sağını kapat) gibi yardım uyarıları iletirseniz arkadaşınızın öz güvenini artırır, hucum oyuncusunun güvenini sarsarsınız. O sırada takımınızda savunma konsantrasyonu yetersiz oyuncular varsa sesli iletişim onları da uyarır. Savunmada yumruk olursunuz. Sesli iletişim takımınızın yapacağı savunma hatalarını azaltır. Savunma konsantrasyon demektir. Dikkati artan her takımın enerjisi de artar. Basketbolda savunmada en çok ihmal edilen konu ribauntlardır. Eğer takımınız ribauntları alamayıp, rakip takıma ikinci bir sayı fırsatı tanırsa işiniz çok zorlaşır. Rakibin şutlarında RİBAUNT diye bağırmak bile bunu önler. Türk basketbolunda savunmada (sesli iletişim) uygulaması bize zirve yolunda çok yararlı olur. Genç koçlar takımınıza güvenmek istiyorsanız oyuncularınızın sahada, birbirleriyle konuşmasını sağlayın. Sesli iletişimi alışkanlık haline getirin. Basketbolumuzu güçlendirin, böylece oyuncularımızı kenardaki Yugoslav kökenli koçlarla iletişim kurmak için Sırpça öğrenmek zorunluluğundan da kurtarmış olursunuz.

Kaynak: Cumhuriyet


Banvit Örneği

Yugoslav asıllı koçlar konusuna sık değindiğim için beni bu koçlara özel bir antipatim olduğu kanısına kapılabilirsiniz. Böyle bir şey yok. Bilakis, Avrupa basketbolunu geliştirdikleri için onlara müteşekkirim. Bu konuya sık değinmemin bir tek sebebi var, ben Türk koçlara güveniyorum.

Bugün yalnız Avrupa’da değil, Asya’da bile her ülkede Yugoslav asıllı koçlar var. Ben bu kâbustan ilk kurtulan ülke biz olalım arzusundayım. Yugoslav ekolü yerine Türk basketbol ekolünü kuralım, geliştirelim ve Avrupa’da özel bir yerimiz olsun istiyorum. Hafta sonunda Efes-Banvit maçını izledik. Banvit, Türk koçlarla nereye gidebileceğimizin bir ispatı. Orhun Ene başta, çok kıymetli bir teknik kadroları var.

Bu teknik kadrodan birlik beraberlik izlenimini kolayca alıyorsunuz. Her çeşit problemi çözecek güçte Turgay Çataloluk da kenarda. Ama Banvit’in başarısı teknik kadroyla sınırlı değil. Banvit, bütün Türk kulüplerinin örnek alması gereken bir temele sahip. Altyapı koçları, eski A takım koçu ve Dünya basketbolu tecrübesine sahip Selçuk Ernak ve Ahmet Gürgen. Tesisleri mükemmel. Ümit takımlarını Genç Banvitliler oluşturuyor.

Oyuncuların sağlıklı ve huzur içinde yaşadıkları bir oyuncu kampüsleri var. Bütçelerinin üçte birini altyapıya harcıyorlar. Tabii bu yapının temelinde basketbol sevgisi sonsuz Başkan Özkan Kılıç var. Banvit örneği Türkiye’ye yayıldığında İspanya dahil bizi kimse tutamaz. Türk koçlarının başarısının bir diğer kanıtı da Ahmet Çakı. Bu hafta Erdemir’in deplasmanda F.Bahçe’ye karşı gösterdiği direnç ve tartışmalı uzatmalı maç, Ahmet Çakı’yı da gururlanacağımız genç koçlar listesine yerleştirdi. Ben her hafta yeni bir koçun bu listeye ekleneceğine inanıyorum.

Çok kimsenin haberi olmayan bir olay da Darüşşafaka’da yaşanıyor. Daçka koçu geçen sene Yeni Zelanda Milli Takımı’nın da koçu olan Yugoslav asıllı Nenad Vucinic’ti. Onun yönetiminde Daçka küme düştü. Bu yıl da Daçka 2. lige üst üste maçlar kaybederek başladı. Ve bu bizi daha da korkuttu. Ama Nenad gururlu ve kişilikli bir koç. Maçlarda kenarda elini kolunu çılgınca sallayıp savunma yapan koçlardan değil. Ve istifa etti.

Yerine Candan hoca geçti. Ve Darüşşafaka son 5 maçının 4’ünü kazandı. Ben basketbolu onlar mı biz mi daha çok biliyoruz tartışması içinde değilim. Ama basketbol fiziksel olduğu kadar moralin de geçerli olduğu, motivasyonun çok önemli olduğu bir spor dalı. Oyuncuların yüreklerinde ne varsa ortaya koymaları için Türkçe konuşmak gerek. Asistan koçu ile Sırpça konuşulanlar İngilizce’ye tercüme edilip sonunda Türkçe konuşulan soyunma odalarından pek fazla bir şey beklemek yanlış.

Bu gerçek her gün giderek ispatlanıyor. Üstelik bizim Türk çocuklarının da çoğu içe dönük karakterli oyuncular. Türkçe bile onların psikolojik olarak her şeylerini ortaya koymalarına yetiyor. Geçen hafta dikkatimizin Banvit oyun kurucusu Barış Ermiş üzerinde olacağını yazmıştık. Barış Efes maçında da yeteneğinin ancak yarısını sergiledi. Halbuki o sahalardaki en güçlü ve savaşçı oyuncularımızın en önde gelenlerinden biri.

Basketbolumuz, ondan Banvit’in başarılı yönetiminin sahadaki uzantısı olmasını bekliyor. Onun rakip potaya sadece giden değil, saldıran, smaç vuran, tuttuğu adamı bunaltan, yıpratan ve keşke beni başka bir oyuncu tutsaydı dedirten point-guard olma şansı var. Bu gücünü ne zaman kullanacak bekliyoruz. Çok vakti yok. Genç koçlar için İngilizce’nin önemini yazmıştık. İngilizce ile tanışmaya çok kısa süre içinde başlıyoruz. Türkiye’nin en başarılı pratik İngilizce kursunun sahibi Sayın Doçent Dr. Yalçın İzbul, genç basketbol antrenörlerinin İngilizce öğrenmeleri için bilgilerini bizimle paylaştı. İzbul’a duyduğum minneti anlatamam.

İnternette yüzlerce bilgi dolu basketbol sayfası var. Genç koçlarımız, internete yakınlaşırlarsa kısa bir süre sonra başarılı koçlarla tanışmak için aynaya bakmaları yeterli olacaktır. Gönderdiğiniz görüşler için teşekkür ederiz.

Kaynak: Cumhuriyet