Birlik beraberlik

Efes Pilsen’in durumu hakkında lüzumdan fazla konuşuyor olabiliriz. Ama ben Efes’in bu kadrosuyla iç problemlerin çözüldüğünde Eurolague’de son 4’e kalacağına inanıyorum. Onun için belki ufacık da olsa olumlu bir katkımız olabilir diye bu konuya değiniyorum. Efes Türk basketbolunun özel bir temsilcisi. Bugün üç büyüklerin adı geçince ilk olarak onların futbol takımları akla gelir. Halbuki Efes Pilsen dendiğinde kafamızda hemen basketbolumuz canlanır. Bu yüzden biz Türk basketbol adamları Efes Pilsen’e moral borçluyuz. Basketbolda başarının arkasındaki ilk kavram birlik beraberlik. Birlik beraberlik takım olmak demektir. Oyuncuların kendi egolarını yenmeleri anlamına gelir. Bütün oyuncuların bireysel başarılarını unutup takım başarısını ön plana çıkarmaları mümkündür. Oyuncuların aklı kendi istatistiklerinde olduğunda takım başarısı gerçekleşemez. Birlik beraberlik olduğunda takımdaki her oyuncu arkadaşlarıyla gurur duydukları bir özveri içinde olurlar. Birlik beraberlik olmadan 1+1 güçlükle 2 eder. Çoğu zaman da etmez. Ama takım ruhu işin içine girdiğinde 1+1 = 3, hatta daha fazla olur. Sinerji budur. Sinerji yaratan bir takımı yenmek çok zor, hatta imkansızdır. Efes’in kadrosu Yugoslav kökenli ve ABD’li oyuncularla Türk oyuncular karması. Rakocevic’li bu kadrodan yumruk oluşturmada sorumluluk Türk oyuncularındır. Birlik, beraberlik ve egodan kurtulma savunmayla başlar. Bu yüzden Türk oyuncuların ölümüne savunma ile örnek almaları gerekiyor. Takımın temelinde Kerem Tunçeri ve Kerem Gönlüm olmalıdır. Bu ikili, tüm oyuncuları birleştirmek, oyuncular topluluğunu takım yapmak sorumluluğunu yüklenmelidir. Birlik beraberlik, sadece oyun sahasında çözülmez. Saha kadar önemli yer soyunma odalarıdır. Burada Efes yönetimi değişiklik yapmamakta kararlı görünüyor. Efes’in güçlü, tecrübeli bir ağabeye (mentör) ihtiyacı var. Bu vasıflarda Nur Germen ile tamamen örtüşmektedir. Nur Germen ve Ufuk Sarıca ile birlikte hareket ettiklerinde Sırpça, İngilizce ve Türkçe denge kazanır. Bu ikiliye Keremlerin, Cenk’in, Ender’in, Sinan’ın katılması problemleri çözer kanısındayım. Özetle uyum sağlandığında Efes Avrupa’da her takımı yenebilir.

F.Bahçe-Cholet maçında birlik beraberlik kadar oyun kurucunun önemi de bir kez daha ortaya çıktı. Birkaç gün arayla çok farklı iki F.Bahçe izledik. Oyun kurucusuz F.Bahçe bir kargaşaydı. Ukic’li F.Bahçe ise muhteşemdi. Eskiden sadece ‘oyun kurucun kadar konuş’ denirdi. Artık neredeyse oyun kurucun yoksa maça çıkma denecek. Ukic’li ve Ukic’siz F.Bahçe arasındaki fark niye diye soruyorsanız bunu bir teknik adamla değil, bir psikologla konuşmanız gerekir. Ukic’in istatistikleri önemli değil. Önemli olan istatistiğe geçmeyen takıma kazandırdığı özgüvendir. Bu özgüvenle Mirsad belki de hayatının en verimli maçlarından birini oynadı. Başarı sadece Mirsad’la sınırlı kalmadı. Tüm oyuncular takımlarına çok olumlu katkı sağladı. Sinerji için F.Bahçe maçından sonra yeni bir kitap yazılabilir. Özgüven verildikçe oyuncuların birbirlerine katkıları 1+1 = 3, hatta 4 oldu diyebiliriz. F.Bahçe, dünkü maçtaki başarısını devam ettirirse spor yazarları için durum değişir. F.Bahçe, Euroleague’de ne kadar yükselebilir sorusu yerini Euroleague finalinde F.Bahçe’nin rakibi kim olacak sorusuna bırakır.

Kaynak: Cumhuriyet


Yorum Farkı

Basketbolu oynamak da güçtür seyretmek de… Oynamak güçtür çünkü basketbolda hiçbir sporda olmayan steps, pivot ayağı, top taşıma gibi karışık kaideler geçerlidir. Voleybolda karşınızda bire bir oynadığınız bir rakibiniz bile yoktur. Arada file vardır. Hentbolda topla istediğiniz gibi koşarsınız, sınırlama zorlayıcı değildir. Şut atarken oyuncular koca kaleleri hedef alırlar. Basketbolda topu küçücük çemberden geçirmek zorundasınızdır.

Seyretmenin güçlüğü ise basketbolda gözünüzü toptan ayıramazsınız. Topu izlemekten sahada ne olduğunu görür ama anlayamazsınız. Şut atıldığında top havadayken gözünüzü ondan ayıramazsınız. Bu yüzden ribauntlar için kim hazır kim değil fark edilmez. İkili oyunlarda topa bakmaktan diğer oyuncular ne yapıyor göremezsiniz. Bu oyuna bakıp ama olup biteni anlayamamanın sınırı yoktur. Tüm sahayı görüp görmediğinizi anlamak için kullanılan ilginç bir metot vardır. Size bir maçta oyun oynanırken kaç kere hakemleri gördüğünüz sorulur. Tabii fauller sırasında değil oyun oynanırken. Bütün dikkatleriyle oyunu yöneten üç hakemden hangisi kaç kere gördüğünüz önemlidir. Siz de iyi bir seyirci olup olmadığınızı öğrenmek için kendinize bu suali sorabilirsiniz. Tabii içinizden, “Sen hakemleri kaç kere görüyorsun” suali geçiyordur. Maalesef cevabım, “Ne olur bana bu soruyu sormayın” olacaktır.

ABD’de uzun yıllardan beri kullanılan bir gelenek var. Oyuncular ve koçların en iyileri işlerinden ayrıldıkları gün yorumcu olurlar ve TV’lerde seyircilerin karşısına geçip bilgilerini tecrübelerini onlarla paylaşırlar. Ne mutlu bize ki son zamanlarda bizde de birbirinden değerli basketbol adamları yorumcu olarak bilgilerini bizimle paylaşıyorlar. Bununla da kalmıyorlar son günlerde maçların kırılma noktalarını anlaşılması güç ama faydalı bölümlerini maçlardan sonraki panoramalarda yavaşlatılmış sahnelerle tekrarlıyorlar. Böylece ülkemizde sadece basketbolun tanınmasını değil anlaşılmasını da sağlıyorlar. Basketbolumuzun duayeni Mehmet Baturalp, FB TV’de sınırsız bilgi ve tecrübelerini önümüze seriyor. Dünya basketbolunu en iyi bilen kıymetli koç İhsan Bayülken, NTV’de karşımızda. Spormax’te Türkiye’nin en başarılı koç ve basketbol adamlarımızdan Nur Germen ve Çetin Yılmaz Türk basketbolunun emrindeler. SKY Turk’te Basketbol Panorama programında, geleceğin en başarılı koçlarından olacağı muhakkak Murat Özyer, maç filmlerini açıklayarak uygulanan yeniliğin öncüsü. Son zamanlarda Türk basketbolunu Anadolu’ya yayan bir numaralı isim İsmet Badem ve genç neslin temsilcisi Can İşbakan da ekranlarda.

Benim Avrupa basketbolunda ilgilendiğim ülke İspanya. Çünkü İspanyollar yeniliğe açıklar. Basketbolda oyuncu yetiştirmek ve geliştirmek birbirinden farklıdır. Oyunculuğa yeteneklerinin tamamını kullanma imkanını uygulayan anlayış oyuncu geliştirme anlayışıdır. Yeteneğin de gelişmenin de sınırı yoktur uygulaması İspanya’da geçerli. Oyun kurucu Ricky Rubio’yu hatırlayalım. Büyük bir atlet değil. Ama 20 yaşında NBA’e seçilen oyunculardan biri. Bizim Semih ve Ömer Aşık NBA’e oyuncu geliştirmeyle değil doğuşta fiziksel yetenekleriyle girdiler. Bir gün Engin Atsür de NBA’e seçilirse biz de doğru yolda olduğumuzu kanıtlamış oluruz. İspanya Ligi’ni yayınlayan TRT’de sınırsız bilgili yorumcu Murat Murathanoğlu ile Yiğiter Uluğ var. Bence yapılacak ilk iş onların İspanya basketbolu hakkındaki bilgilerini kullanmak olmalıdır. Dün sadece Beşiktaş Cola Turka’nın maçını izleyebildim. Bu maç beni sevindirdi. Cevher Özer 3 sayı şutuna adam geçip drive’ı da eklemiş, işte gelişme bu demek. Ayrıca Mustafa Abi, Bekir ve İsmail de çok iyi oynadılar. Beko Ligi’nin sonu çok çekişmeli geçecek. Zirve için mücadalede artık Beşiktaş Cola Turka da var. Türk oyuncular böyle oynarsa Akatlar’da tribünlerin dolması sadece Iverson’la sınırlı kalmaz. Bu görünüyor.

Kaynak: Cumhuriyet


Karşıyakalılar Günü

Ben Euroleague’de Final Four’a yükselecekleri ümidiyle Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen’i dikkatle izliyorum. Bu iki takımımızın Final Four oynamaları dünya ikinciliğimizden sonra en önemli başarımız olacaktır ve ülke basketbolumuz İspanya ile aynı seviyeye gelecektir.

Dünya basketbolunda giderek artan bir oyun kurucu sorunu var. Oyun kurucunun önemi giderek artıyor. Bir numaralı oyuncunuz çok iyi bir oyuncu ise neredeyse koçun taktiğine bile gerek kalmıyor ve basketbol bir anlamda (one man show) şeklinde geçiyor. Örnek Pheonix Suns… Steve Nash her hücumda en az 15 kere dripling yapıyor. Diğer 10 oyuncunun toplam topu yere vurma sayıları ancak 8 veya 9. Topun Nash’in elinde kaldığı zaman yine diğer oyuncuların topa sahip oldukları sürenin toplamına yakın. Bu bireysel gösteri bazı seyircilerimize cazip geliyor. Bazıları da “hani basketbol takım oyunuydu ne oldu” şikayet ediyor.

Tabii aşırı liderlik uygulamasının tehlikesi de var. Oyun kurucununuz sakatlanırsa ve onun yedeği boşluğu dolduramazsa problem büyüyor. NBA’de bugün bu problem giderek su üstüne çıkıyor. Ülkemizde de benzer problem yaşayan takımlarımız Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen. Efes Pilsen’de “her problem beraberinde çözümü de getirir” anlayışı geçerli oldu. Koç Perasovic’in favori oyun kurucusu Wisniewski’nin sakatlığı takıma yaradı. Kenarda bekleyen yedek oyun kurucu Ender Arslan oynama ve kendini bulma fırsatı buldu ve takım sene başından beri en olumlu görüntüsüne kavuştu. Tabii Kerem Tunçeri’nin de sağladığı güveni unutmamak gerek.

Fenerbahçe Ülker’de ise durum farklı. Ukic’in yerini dolduracak oyuncu bulunamıyor. Engin Atsür’ün sakatlığı Lynn Greer’ın koçun güvenini kazanamayışı boşluk yaratıyor. Emir Preldzic bu göreve henüz hazır değil. Birbirinden kıymetli Fenerbahçe Ülker kadrosu Pınar Karşıyaka maçında takım oyununu oturtacak, takımı takım yapacak oyun kurucusunu bulamadı. Görev bölümündeki aksaklık Ukic gelinceye dek sürecek gibi gözüküyor. Tabii bu durumda Pınar Karşıyaka oyun kurucusu Holston’a ayrı bir yer vermeliyiz. Holston’ın Türkiye’deki en saldırgan iki savunmacı Kinsey ve Ömer Onan’a karşı 50 dakika savaştı. Bu iki savunmacının bu sürede tuttuğu oyun kurucu basketbolu bile bırakırdı diyorsanız, ben de öyle düşünüyorum. Ama Holston oyunu 31 sayı 6 asistle tamamladı. Basketbol uzun boyluların oyunudur tezini de 1.72 boyundaki Holston yerle bir etti. Ama Pınar Karşıyaka’nın başarısı oyun kurucularla sınırlı değil. Karşıyaka taraftarı yöneticisi ve oyuncularıyla her takıma örnek olacak birlik ve beraberlik içinde. Dün Dünya Karşıyakalılar günüydü.

Takımın başında da Hakan Demir var. Hakan Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra koçluğu seçen, eşsiz kişilikte ve karakterde bir basketbol adamı. Genç koçlar ileride nasıl olmaları gerektiğini düşündüklerinde ve idol aradıklarında ilk yapacakları iş Hakan Demir’i izlemek olmalıdır.

Furkan’ın sakatlığı hepimizi üzdü. Ama bu problemin beraberinde getirdiği katkı Furkan’ı ön plana çıkarması oldu. Furkan ribauntlarda çok önemli bir özelliğe sahip. Oyuncuların hemen hemen hepsi bir şut atıldığı zaman önce topun havadaki seyrini izler. Sonra ribaunda koşarlar. Furkan topu havada seyretmiyor. Top şut atanın elinden çıktığı anda ribaunda koşuyor. Böylece pota altında yer bulup kendine avantaj sağlıyor. Bir önemli konu daha var.
Takım arkadaşının vücut dilinden onun şut atacağını önceden kestirip daha top onun elinden çıkmadan pota dibine koşuyor ve hükümdarlığını ilan ediyor. Furkan’ın ribaunt şekli Türk basketboluna hız katacaktır. Türk basketbolunun fast break anlayışında oyunu hızlandırmaya ihtiyacı var. Savunma ribaundu olmadan fast break olmaz. Bu konuya ve Furkan’ın sadece ribauntçu olup çok yönlü oyuncu vasıflarından yoksun oluşu sebeplerini ilk fırsatta masaya yatıracağım.

Kaynak: Cumhuriyet


Daha kelimesinin gücü

Basketbolumuz Avrupa’da zirveye tırmanıyor derken bazen acele ediyoruz. Zirve yolunda geliştirmemiz gereken birçok konu var. Savunmamızdan sık sık bahsettik. Bugün dikkatimiz hücuma yönelik olacak. Basketbolda savunmanın hücumdan daha kolay gelişeceğini yazmıştık.

Gerçekten de savunma sadece bizde değil Avrupa’nın hemen her ülkesinde dozunu arttırıyor. Savunmanın temelinde kararlılık ve irade vardır. Siz rakip takımların sizden iyi savunma yaptıklarını görüp bizde onlar kadar savaşacağız kararını verirseniz yola koyuldunuz demektir. Bugün Avrupa’da basketbolda adı ön planda olmayan birçok ülkede (Polonya, Almanya) savunma savaşı başlamış durumda. Hele kulüp takımlarının her birinde en az 3 veya 4 atletik siyah oyuncu varsa iyi savunma daha da kolaylaşıyor. Bu yüzden biz Avrupa’nın en iyisi olmak istiyoruz. Artık hücumumuzu da geliştirmemiz şart.

Önce bireysel hücumumuza sonra da takım hücumumuza değineceğiz. Bugün Yugoslav kökenli oyuncuların hücum başarılarının altında yatan gerçek onların ‘iyi’yle yetinmeyip ‘daha iyi’ olmak için gösterdikleri gayrettir. Bizde ise oyuncularımızın iyi oyuncu olduklarında önleri tıkanır. Tıkayanda kendileridir. Dağa tırmanırken yarı yoldaki bir düzlükten aşağı bakıp yeteri kadar yükseldiğimize inanırız. Yukarı bakıp kullanmadığımız yeteneğimizi sergilemekten kaçarız. Tabii iyi oyuncu olmak kolaydır. Ama ‘daha iyi’ oyuncu ‘büyük oyuncu’ olmanın yolu daha güçtür ama açıktır. Tabi siz başınızı kaldırır zirveye bakarsanız. Bunun yaşlanmakla da sınırı yoktur. Geçtiğimiz günlerde bunun en güzel örneğini Kerem Tunçeri’de gördük. Kerem yaşı ilerledikçe daha iyi oynuyor. Bugün Kerem Avrupa’nın en iyi oyun kurucusu.

Sebebi basit. Aşağı değil, yukarı bakıp daha sıkı çalışıyor. Bir diğer örnek ise Ömer Onan. Onun savunması için söylenecek bir şey yok. Ama onun bir gün Dünya’de zorunluluktan da olsa kısa bir süre için oyun kurucu olarak oynayacağına ben dahil kimse inanmazdı. Ama aynı gelişmeyi genç oyuncularımızda göremiyoruz. ‘Daha iyi’ oyuncu olmanın yolu tekniğinizi, fundamentalinizi geliştirmekle ilgilidir. Daha sıkı çalışmak şarttır. Bizde oyuncularımızın kafalarında fundamental çalışmaları genç takım oyuncuları içindir. Bir yaştan sonra dripling, pas çalışması gereksizdir inancı vardır. Bu inanç bizim genç oyuncularımızın yeteneklerini sınırlar.

Halbuki dünyanın en iyi NBA oyuncuları ilerlemiş yaşlarına rağmen her gün fundamental çalışırlar. Dünya’nın gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından John Wooden kazandıkları 10 NCAA şampiyonluğunun her birinde final maçlarında bir gün önceki antrenmanlarda bile fundamental çalışılmasıyla ünlüdür. Dünya Şampiyonası’nda kazandığımız ikinciliğin altını doldurmamız gerek. Bir iki yıl sonra o kadroya sahip olamayabiliriz.

Genç oyuncularımızın daha iyi oyuncu olmalarını bekliyoruz. Buna ihtiyacımız var. Cevher Özer, Serhat Çetin, Barış Ermiş, Ender Arslan, Cenk Akyol bunlardan bazıları. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin en iyi en yenilikçi koçlarından Rick Pitino Porto Riko’ya koç oldu. Pitino NBA’de tam saha baskıyı başlatan koçtur. ‘Başarı bir seçimdir’ adlı basketbol kitabı en çok satanlar listesinde.

Pitino’dan hepimizin öğreneceği çok şey var. Çünkü o hep yenilik peşinde. İçimden keşke Efes Pilsen böyle bir yeniliğe de öncü olsaydı diyorum. Böylece Türkiye ismi ‘İÇ’ veya ‘VİÇ’ le bitmeyen dünya çapında bir koça sahip olurdu.

Kaynak: Cumhuriyet


Savunmanın sesi

Dün Trabzonspor koçu Alaeddin Yakan ile yolların ayrıldığını okuduğumda sarsıldım. Sırp antrenör Dragan Skota’yı takım başına getirmişler. Ben Yugoslav kökenli koçlar gidişine ilk dur diyecek ülkenin Türkiye olması için heyecan içinde olduğumu bir çok kez tekrarladım. Demekti derdimizi hala anlatamıyoruz. Basketbolumuzun sorumluluğunu Türk koçlara vermek için daha zaman var. Trabzon basketbolumuzun anadoluya yayılması için en büyük kozumuz. Spor aşığı Trabzonluların seyirci rekorları kıracağı muhakkak. Çok’ta güçlü yönetimleri var, kararı veren onlar. Ben Alaeddin Yakan ile hiç tanışmadım. Ama ona karşı içimde teşekkür var. Sebebi bundan yedi yıl önce (Basketbolda Hucum) adlı bir kitap yazmış olması. Bu kitap onun ne kadar büyük bir basketbol adamı olmasının bir göstergesi. Siz oyuncu olarak koçunuza güvenirsiniz güvenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz, benim içimde bu kitap yüzünden Yakan’a saygı var. Aynı saygıyı basketbol kitapları yazan Hurşit Baytok’a da duyuyorum. Bugün ben bir kulübün sorumlusu olsaydım. İlk yapacağım iş Yakan’ı takımın başına Mentör (danışman) olarak getirmek olurdu.

Soyunma odalarından vazgeçtik. Bugün Türkçe’nin sahadaki olumlu katkısı (savunmada sesli iletişim) konusuna değineceğiz. Biz koçlar savunmada konuşmanın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz. Ama bu konuyu oyuncularımıza yeterince açıklayabiliyor muyuz? Şüphedeyim. Sesli savunma takımı yumruk yapar. Herkesin özgüvenini artırır. Onun için savunma liderinin sesli uyarılarını başlatması çok önemlidir. Sesli savunma rakibi şaşırtır. Siz rakibin o anda hangi oyunu uyguladığını oyuncularınız, birbirlerine bağırarak belirtirlerse onların güveni sarsılır. Savunmada artık (pasif seyretme) devri bitti, (savunmada saldırma) uygulaması sesli iletişimle başlar. Siz savunmacı oyuncunuzu bire bir savaş daha başlamadan sesli uyarırsanız, ona savunmada saldırma yolunu açarsınız. Ona öncelik tanırsınız. Savunmacı arkadaşınıza (geçerse alırım, sağını kapat) gibi yardım uyarıları iletirseniz arkadaşınızın öz güvenini artırır, hucum oyuncusunun güvenini sarsarsınız. O sırada takımınızda savunma konsantrasyonu yetersiz oyuncular varsa sesli iletişim onları da uyarır. Savunmada yumruk olursunuz. Sesli iletişim takımınızın yapacağı savunma hatalarını azaltır. Savunma konsantrasyon demektir. Dikkati artan her takımın enerjisi de artar. Basketbolda savunmada en çok ihmal edilen konu ribauntlardır. Eğer takımınız ribauntları alamayıp, rakip takıma ikinci bir sayı fırsatı tanırsa işiniz çok zorlaşır. Rakibin şutlarında RİBAUNT diye bağırmak bile bunu önler. Türk basketbolunda savunmada (sesli iletişim) uygulaması bize zirve yolunda çok yararlı olur. Genç koçlar takımınıza güvenmek istiyorsanız oyuncularınızın sahada, birbirleriyle konuşmasını sağlayın. Sesli iletişimi alışkanlık haline getirin. Basketbolumuzu güçlendirin, böylece oyuncularımızı kenardaki Yugoslav kökenli koçlarla iletişim kurmak için Sırpça öğrenmek zorunluluğundan da kurtarmış olursunuz.

Kaynak: Cumhuriyet


Banvit Örneği

Yugoslav asıllı koçlar konusuna sık değindiğim için beni bu koçlara özel bir antipatim olduğu kanısına kapılabilirsiniz. Böyle bir şey yok. Bilakis, Avrupa basketbolunu geliştirdikleri için onlara müteşekkirim. Bu konuya sık değinmemin bir tek sebebi var, ben Türk koçlara güveniyorum.

Bugün yalnız Avrupa’da değil, Asya’da bile her ülkede Yugoslav asıllı koçlar var. Ben bu kâbustan ilk kurtulan ülke biz olalım arzusundayım. Yugoslav ekolü yerine Türk basketbol ekolünü kuralım, geliştirelim ve Avrupa’da özel bir yerimiz olsun istiyorum. Hafta sonunda Efes-Banvit maçını izledik. Banvit, Türk koçlarla nereye gidebileceğimizin bir ispatı. Orhun Ene başta, çok kıymetli bir teknik kadroları var.

Bu teknik kadrodan birlik beraberlik izlenimini kolayca alıyorsunuz. Her çeşit problemi çözecek güçte Turgay Çataloluk da kenarda. Ama Banvit’in başarısı teknik kadroyla sınırlı değil. Banvit, bütün Türk kulüplerinin örnek alması gereken bir temele sahip. Altyapı koçları, eski A takım koçu ve Dünya basketbolu tecrübesine sahip Selçuk Ernak ve Ahmet Gürgen. Tesisleri mükemmel. Ümit takımlarını Genç Banvitliler oluşturuyor.

Oyuncuların sağlıklı ve huzur içinde yaşadıkları bir oyuncu kampüsleri var. Bütçelerinin üçte birini altyapıya harcıyorlar. Tabii bu yapının temelinde basketbol sevgisi sonsuz Başkan Özkan Kılıç var. Banvit örneği Türkiye’ye yayıldığında İspanya dahil bizi kimse tutamaz. Türk koçlarının başarısının bir diğer kanıtı da Ahmet Çakı. Bu hafta Erdemir’in deplasmanda F.Bahçe’ye karşı gösterdiği direnç ve tartışmalı uzatmalı maç, Ahmet Çakı’yı da gururlanacağımız genç koçlar listesine yerleştirdi. Ben her hafta yeni bir koçun bu listeye ekleneceğine inanıyorum.

Çok kimsenin haberi olmayan bir olay da Darüşşafaka’da yaşanıyor. Daçka koçu geçen sene Yeni Zelanda Milli Takımı’nın da koçu olan Yugoslav asıllı Nenad Vucinic’ti. Onun yönetiminde Daçka küme düştü. Bu yıl da Daçka 2. lige üst üste maçlar kaybederek başladı. Ve bu bizi daha da korkuttu. Ama Nenad gururlu ve kişilikli bir koç. Maçlarda kenarda elini kolunu çılgınca sallayıp savunma yapan koçlardan değil. Ve istifa etti.

Yerine Candan hoca geçti. Ve Darüşşafaka son 5 maçının 4’ünü kazandı. Ben basketbolu onlar mı biz mi daha çok biliyoruz tartışması içinde değilim. Ama basketbol fiziksel olduğu kadar moralin de geçerli olduğu, motivasyonun çok önemli olduğu bir spor dalı. Oyuncuların yüreklerinde ne varsa ortaya koymaları için Türkçe konuşmak gerek. Asistan koçu ile Sırpça konuşulanlar İngilizce’ye tercüme edilip sonunda Türkçe konuşulan soyunma odalarından pek fazla bir şey beklemek yanlış.

Bu gerçek her gün giderek ispatlanıyor. Üstelik bizim Türk çocuklarının da çoğu içe dönük karakterli oyuncular. Türkçe bile onların psikolojik olarak her şeylerini ortaya koymalarına yetiyor. Geçen hafta dikkatimizin Banvit oyun kurucusu Barış Ermiş üzerinde olacağını yazmıştık. Barış Efes maçında da yeteneğinin ancak yarısını sergiledi. Halbuki o sahalardaki en güçlü ve savaşçı oyuncularımızın en önde gelenlerinden biri.

Basketbolumuz, ondan Banvit’in başarılı yönetiminin sahadaki uzantısı olmasını bekliyor. Onun rakip potaya sadece giden değil, saldıran, smaç vuran, tuttuğu adamı bunaltan, yıpratan ve keşke beni başka bir oyuncu tutsaydı dedirten point-guard olma şansı var. Bu gücünü ne zaman kullanacak bekliyoruz. Çok vakti yok. Genç koçlar için İngilizce’nin önemini yazmıştık. İngilizce ile tanışmaya çok kısa süre içinde başlıyoruz. Türkiye’nin en başarılı pratik İngilizce kursunun sahibi Sayın Doçent Dr. Yalçın İzbul, genç basketbol antrenörlerinin İngilizce öğrenmeleri için bilgilerini bizimle paylaştı. İzbul’a duyduğum minneti anlatamam.

İnternette yüzlerce bilgi dolu basketbol sayfası var. Genç koçlarımız, internete yakınlaşırlarsa kısa bir süre sonra başarılı koçlarla tanışmak için aynaya bakmaları yeterli olacaktır. Gönderdiğiniz görüşler için teşekkür ederiz.

Kaynak: Cumhuriyet


İyi ki varsın Aziz Yıldırım

Türkiye’de basketbolun önündeki en büyük engel futboldur diye yıllardır yazıyoruz. Dün gece Sinan Erdem’deki 16 bin kişilik seyirci kitlesi kısmen de olsa bu bariyeri yıkarak basketbolun önünü açtı. Türk basketbolunda yeni bir dönem başlıyor. Basketbolun önemi ve kıymeti artıyor. Bilmeyenler olabilir diye konuya açıklık getirmek istiyorum. Türk basınında ancak futbol maçı olmadığı gün basketbol yazısı yayınlanabilir. Spor dünyasının sorumluları basketbolu sevmezler. Basketbol bilgileri sadece oyunun kaç kişi ile oynandığı ile sınırlıdır. Benim spor yazarlığı devrim hep böyle bir ortamda geçti. Bu yüzden basketbola internet sayfasında sınırsız yazı imkânı tanıyan Cumhuriyet gazetesine ve spor müdürü Arif Kızılyalın’a bir kez daha teşekkür ederim.

Basketbola gösterilen ilginin artmasında Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen’in güçlü takımlar kurması büyük. İddia ediyorum Efes’teki aksaklıklar düzeltilirse bu iki takımımız da Euroleague’de son 4 takım arasında olabilir. Final Four’da Türkiye’yi iki Türk takımının temsil etmesi basketbolumuza dünya şampiyonası ikinciliği kadar faydalı olur. Beşiktaşlı yöneticilerin Iverson’ı getirmeleri basketbolumuzun imajına ne kadar olumlu katkı yaptığını görmek için internette kısa bir araştırma yapmanız yeterli olacaktır. Ama bu patlamanın temelinde Fenerbahçe Ülker var. Fenerbahçe Ülker kapalı salonunu tamamladıktan sonra basketbolun önüne futbol artık geçemez. O salonda yer bulmak için şimdiden kombine bilet almak yeterli olabilir.

Gelelim dün geceki maça… Türk basketbolunun kendini örnek alabileceği Avrupa’daki tek ülke İspanya’dır. İspanya’da dünyadaki tüm yeniliklere açık bir ülke. Türk çocuğunun basketbol yeteneğini hep övüyoruz. Ama oyuncularımızdaki bu yeteneğin tümünü kullanmakta zorlanıyoruz. Bu yeteneğin yarısını kullandıktan sonra yeter tamam diyoruz. İspanya bu konuda bizden ileride. Oyuncu yetiştirme kavramı ile oyuncu geliştirme konusu birbirinden ayrı. Dertleri oyuncu geliştirme. Oyuncularına tüm yeteneklerini kullanma fırsatı vermek için durmadan araştırma yapıyorlar. Bu bizim sayfanın da en büyük gayesi: Türk çocuğunun sınırsız yeteneğinin tümünü kullanmasını sağlamak.

Biz dağda zirveye tırmanırken yarıda bir düzlüğe geldiğimizde aşağı bakarak ne kadar yükseldiğimizi görüp yeter diyoruz. Halbuki kafamızı yukarı kaldırsak gerçek zirveye daha ne kadar yolumuz olduğunu göreceğiz. Biz Türk çocuğunun başını yukarı kaldırmak ve yeteneğini kullanmasına yardımcı olmak istiyoruz. İspanya’da dünyada eşi olmayan oyuncu geliştirme merkezleri var. Salonu, yatakhanesi, yemekhanesiyle takım oyunu uygulaması yasak. Buralarda sadece oyuncuyu nasıl daha iyi oyuncu yaparız çabası içindeler.Bizim İspanya basketbolu yolumuz açık. TRT İspanyan lig maçlarını yayınlıyor. Yorumcular ise basketbolun en bilgili isimlerinden Murat Murathanoğlu ile Yiğiter Uluğ… İspanya basketbolunun en ince detaylarını bile onlardan öğrenebiliriz.

Fenerbahçe kulübünün basketbola katkısı sadece yaptırdığı salonla sınırlı değil. Bütün Türk kulüplerinin örnek alacakları uyum içinde birbirlerini destekleyerek oynayan bir takımları var. Kadro üstelik Türk-Amerikan-Yugoslav oyuncuları karması. Koçları da benim tenkit ettiğimiz Yugoslav koçlarından biri… Neven Spahija… Ama oyuncular ve teknik kadrolar arasında en ufak bir uyumsuzluk görülmüyor hatta sezilmiyor. Siz bundan birkaç yıl önce Mirsad’ın oyuna ikinci beşte katılıp hiç şikayet etmeden sadece takıma katkı için savaşacağına inanır mıydınız? “Mirsad Şov” demek hakemin her kararına isyan etmek demektir. Bugün Mirsad Şov ribauntları toplamak demek. Lig başında bir tek huzursuz gözüken oyuncu Kaya Peker’di. Vidmar’ın sakatlığı Fenerbahçe’yi hırpalamış olabilir ama ilk 5′te başlamak Kaya’yı sadece Fenerbahçe’yi değil Türk basketboluna da yeniden kazandırdı. Spahija da Yugoslav koçlarda pek göremediğimiz sükunete ve pozitif kişiliğe sahip. Fenerbahçe’de müthiş uyumun ardında sahada gözükmeyen 3 kişi var. Bunlardan ilk iki kişiden biri Sırpça ve Türkçesiyle Damir Mrsic… İkincisi ise senelerin tecrübesi Nedim Karakaş… Diğerini ise söylemeye gerek yok: AYDIN ÖRS.

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye kapalı salon yapmak kadar faydalı olduğu konu Aydın Örs’ü basketbolumuza geri getirmek oldu. Bence her kulüp kolay olmasa da kendi Aydın Örs’ünü bulup yetkilendirmelidir.

Teşekkürler Aziz Yıldırım.

Kaynak: Cumhuriyet


Teşekkürler Perasovic

Yazıya Beşiktaş-Asvelt maçıyla başlayalım. Iverson Beşiktaş’ı zirveye taşıyacak mı, NBA yıldızı nasıl olur, bunu bize canlı olarak gösterecek mi soruları kafalarda hala dolaşıyor. Bu sorulara cevap arayan yalnız basketbol adamlarımız değil. Tribünlerdeki seyircilerimizde arayış içindeler. Asvelt maçındaki boş tribünler seyircilerin kararlarının giderek kötümser olduğunu gösteriyor. Ama bence Iverson için karamsar olmak çok erken. Iverson takım oyunu içinde parlayan bir oyuncu değil. İkili oyunları bile az kullanıyor. Onun beklentisi istediği yerde, istediği anda topa sahip olmak. Gerisini bana bırakın diyor.

Ama karambolden sayı üretmek kolay değil. Fiziksel olarak çok yıpratıcı bir oyun tarzı. Iverson’ın henüz fiziği de morali de tam olarak yerinde değil. Onun ihtiyacı her fırsatta fast-break sonucu kolay turnikeler bulup özgüveninin yenilemek. Bunun için de onun Cüneyt Erden’le oynamaya ihtiyacı var. Cüneyt savunma ribaundan sonra ilk pas eline geldiğinde topu yere vurmadan tam sahaya bakıp gören ender oyuncumuz. Iverson Chatman ile değil Cüneyt’le daha uzun süre beraber oynatılsa ve Cüneyt’e senin görevin ”Iverson’ı Iverson yap!” dense bence Beşiktaş daha başarılı olur. Gelelim Cevher Özer’e. Cevher maçın en zor anlarında bile arkadaşlarına moral veren, lider vasıflı bir oyuncu. Fiziği mükemmel. Ve o boyda oyuncular arasında en çabuk ve en isabetli 3 sayı atan ve sokan tek oyuncumuz. Ama Cevher’in yetenekleri bununla sınırlı kalmamalı. Cevher adam geçebilmeli ve dripling üzerinden de jump-shot atabilmeli veya potaya saldırmalıdır. Cevher rakip takımın uzunlarını tutacak fiziksel ve atletik yapıya sahip. Hiçbir takımın uzun oyuncusu da onu tutamaz. 3 sayı atma şansı artar. Basketbolumuz iyi oyuncu Cevher yerine çok iyi oyuncu Cevher’i kazanabilir. Yeter ki o içinde bekleyen yetenekleri ortaya çıkarmak için sınırsız bir gayret içine girsin.

Efes maçı yalnız Efes için değil Türk Basketbolu için de çok düşündürücü. Biz Türk Basketbolu Avrupa’da zirveye tırmanıyor denken. Basketsolda çöküntü dönemi geçiren İtalyanlara karşı 14 sayıyla maç kaybetmenin izahı çok güç. Üstelik Armani Milano’nun bir hafta önce kendi liginde M.Siena’ya 30 sayı farkla yenildiğini hatırlarsak kafamız daha da karışıyor. Türk Basketbolu’nun devlerinden Efes Pilsen’de neler oluyor anlamak kolay değil. Efes’in oyuncu kadrosu da iyi oyunculardan kurulu. Problem teknik kadroda. Biz Tanjevic’e iki önemli konuda teşekkür borçlu olduğumuzu önceden de açıklık getirdik.

Tanjevic Türk Basketbolu’nun savunma konsantrasyonunu kenardan sınırsız uyarılarıyla arttırdı. Türk Basketbolu’nda savunma onun sayesinde gelişti. Ama ondan faydalandığımız ikinci bir konu artık Türk Basketbol Koçları’nın Yugaslov kökenli koçlardan öğrenecek bir şey olmadığını öğrenmemizdi. Bu ikinci konu Türk Basketbolu’nun temelinde Banvit örneğinde olduğu gibi artık Türk Koçları’nın görev alma zamanının geldiğini gösteriyor. Perasovic’inde Türk Basketboluna faydası olacaktır.

Bundan sonra takımlarının başına yabancı koç getirmeyi planlayan yöneticiler karar vermeden önce bir kez değil iki kere düşüneceklerdir. Türk Basketbolu’nda savunma gelişti ama hücum için aynı şeyi söyleyemeyiz. Hızlı oyuna sıcak bakmıyoruz. Set oyununda da çok yavaş oynuyoruz Yapılan pas sayısı çok az. Pası veren oyuncular ardından ya seyrediyorlar ya da yavaş hareketlerle rakip takımın işini kolaylaştırıyorlar.

Yavaş ve sınırlı hareket yüzünden Efes’in takım olarak yaptığı asist sayısı toplamda 8. Onlarda ise Mancinelli bu sayıya tek başına ulaşmış. Böylece Türk Basketbol ekolünde hücum anlayışımızı Yugoslav kökenli koçlardan öğrenerek geliştirmemizin imkânsız olduğunu Perasovic’ten bir kez daha öğrendik. Ona da teşekkür ediyoruz.

Kaynak: Cumhuriyet


Basketbolda kilit anahtar savaşı

Dünya Basketbolunda savunmada (kilit adam uygulaması) giderek yayılıyor. Kilit adam kavramı benimde kafamda Türk Basketbolu’nun savunma anlayışının temelinde var. Savunmacı kilit adam denince Türkiye’de akla Ömer Onan geliyor. Ömer Onan ismini çok kullanıyorum.
Ama o hakediyor. Bu konuyu incelerken gözünüzde Ömer Onan’ı canlandırırsanız kavram çok kolay anlaşılır oluyor. Kilit adam, rakip takımın oyun kurucusuna baskı yapıp şaşkına çevirip onların hücum taktiklerini kilitleyen oyuncuya deniyor. Kilit oyuncunuz rakibin skorerini tutup onu kilitlerse diğer oyuncular daha fazla sayı atmak sorumluluğunu yerine getirmekte zorlanıyorlar. Tabii takımınızda rakibin hem oyun kurucusunu hem de skorerini tutacak iki kilit savunmacınız varsa avantajınız zirveye cıkıyor. Ben bu yüzden Türk Basketbol’unda genç takım koçlarının genç oyuncularını daha o çağda kilit savunmacı yapmalarını hayal ediyorum. Geçen gün de yazdım. Basketbolda savunma hücumdan kolay uygulanır. Hücumda, elinizde bir de top derdi var. Savunmada eliniz, kolunuz bomboş. Türk Basketbol ekolü savunma temelli olursa zirveye daha kolay erişiriz. Kilit oyuncu olmak kolay değil.
Cesaret, kişilik, kararlılık ve saldırganlık gerektiriyor. Bizim birçok kulüp takımımızda bu vasıflara sahip oyuncumuz var. Ama onlar gelin bizi keşfedin onurlandırın ki ortaya çıkıp rakip takımlara dünyayı karartalım diye bekliyorlar. Bunlardan biri Beşiktaşlı Serhat Çetin. Serhat ideal bir kilit adam vasıflarına sahip. Cesur, özverili ve fiziksel olarak da çok güçlü. Üstelik sayı atma yeteneği de çok iyi. Bu konuda yazılan yazıların bazılarında siz rakip takım skorerine sayı attırmazken üstelik bir de kendiniz sayı atarsanız attığınız sayının kıymeti 4 sayıdır görüşü hakim. Bu hafta izleme fırsatı bulduğunuz takımların ortak problemi kilit oyu kurucu sorunuydu. Olin Edirne tüm Türk Basketbol adamlarını yürekten sevindiren, gururlandıran basketbol şehri olma yolunda.
Bu yüzden Olin’e teşekkür ediyoruz. Boş tribünler bizi yıllardır çıldırtmıştı. Edirne’de dolu tribünler kaliteli taraftarıyla bizi çok mutlu etti. Olin takımının problemi takım oyunu tıkandığı zaman kendine sayı imkânı yaratan oyunu gerektiğinde hızlandıran siyah bir oyuncularının olmayışı. Örneğin Chatman o gün tribünlerde oturacağına Olin’de oynasaydı sonuç çok çekişmeli olurdu. G.Saray’da herkes savunmada gayret içinde. Olin maçının başında rakip oyun kurucuya Rochestie o kadar heyecanla savunma yapıyordu ki ben bu oyuncuyu bu adam çıldırmış, ülkesine sokmazlar diye düşünmeye başlamıştım.
Tam o sırada Rochestie’nin tuttuğu adam kolay bir 3 sayı attı. Mahmuti’de Rochestie’yi hemen kenara aldı. Başarı heyecan ve gayretin temelinde disiplinin bulunduğunu birkez daha gördük. G.Saray’da kilit oyuncu adayı Evren Büker. Banvit Türk Basketbolunda organizasyon anlamında öncü bir kulüp. Takımın temeli Türk koçlara dayalı. Bu bizi gururlandırıyor. Banvit’in İstanbul’da G.Saray maçında tribünlerde binlerce taraftar vardı. Bu da basketbol tarihimize bir ilk olarak geçti. Onlarında problemi oyun kurucularıydı. Barış Ermiş fiziği, cesareti ve kişiliğiyle tam bir kilit oyuncu vasıflarına sahip. Barış, G.Saray maçında bu yetenekleri sergileyemedi.
Üstelik Banvit Türk oyunculardan bir lidere de ihtiyacı var. Bundan sonraki maçlarda dikkatimiz Barış Ermiş’in üzerinde olacak. Antalya’da aldığı sonuçlarla Türk Basketbolunun göğsünü kabartıyor. Koç Ahmet Kandemir’in basketbolumuza kazandırdığı en önemli oyuncu ise Muratcan Güler. Muratcan Güler’in de lider kilit oyuncu olmak için her yeteneği var. Problemi konsantrasyon eksikliği. Muratcan, F.Bahçe filmini seyretse kendini özellikle savunmada sokakta dolaşırmış gibi görüp kendi haline kendi de şaşıracaktır. Muratcan konsantrasyonunu arttırdığı zaman eşi bulunmaz olur. Basketbolumuzda savunmanın kilitleri hücumu da gelişmeye zorlayacaktır. Kulüplerimiz kilitleri çözmek için üstün vasıflı ANAHTAR hücum oyuncuları yetiştirmek zorunda kalacaktır. Bu KİLİT-ANAHTAR savaşı başladığında kazanan Türk Basketboludur. Basketbolumuzun önünde kimse duramaz.

Kaynak: Cumhuriyet


Soyunma odasının dili

Basketbolumuz her geçen gün daha iyiye gidiyor. Henüz Avrupa’nın zirvesinde değiliz ama o yolda ilerliyoruz. İspanyol takımlarıyla oynadığımız maçlarda en az onlar kadar iyi oyunculara sahip olduğumuzu görüyoruz.

İspanya, Avrupa basketbolunda yenilikleri ilk uygulayan ülke.“Oyuncu geliştirme merkezleri” İspanya’da birçok şehirde var. Aylarca genç oyunculara kamp yaptırıp sadece onların bireysel yeteneklerini geliştirmeye uğraşıyorlar. Bugünkü konumuz bu değil. ABD’de, son senelerde uygulanan “Danışman-Mentör” katkısını Avrupa’da ilk uygulayan ülke biz olalım istiyorum. ABD’de NBA dahil birçok ligde o kulübün eski, bilgili, tecrübeli basketbol adamı, teknik kadro içinde yer alıyor.

Mentörden en önce beklenen katkı teknik konulardan çok, koçla oyuncuların anlaşma zeminini hazırlamasıdır. Mentörlerde aranan ilk vasıf sadece basketbol bilgisi değil, onların hayat tecrübesidir. Öncelikli görevleri teknik kadroyla oyuncuların uyumunu arttırmak ve sahaya maça çıkan ekibin yumruk olmasını sağlamaktır. Belki kafanızdan bunları yazan adam acaba kendine iş mi arıyor sorusunu getirebilirsiniz.

Benim hayat gayem basketbol tecrübemi bu sitede genç Türk antrenörlerle paylaşmak. Ayrıca Darüşşafaka gelince eskiden akla basketbol gelirdi. Bugünlerde ise okul çocukları teneffüslerde badminton oynuyorlar. Ve benim 2. yaşam gayem Darüşşafaka Lisesi’nde bayan basketbolunu geliştirmek, basketbolu sevdirmek, Darüşşafaka maçlarında tribünlerin dolmasını sağlamak. Basketbolumuzda çok sayıda tecrübeli, kıymetli, mentör olabilecek spor adamımız var.

Oyuncularla teknik kadro arasında uyum, karşılıklı güven, sevgi ve saygının oluşması için ilk şart grubun aynı dili kullanmasıdır. Ben sadece bu yüzden değil, Türk koçlarının gücüne olan güvenimden Türk basketbolunda yabancı koçlara karşıyım. Bugün yabancı koçla çalışan iki kulübümüz var.

İkisi de Euroleague’de Türk basketbolunu omuzlarında taşıyorlar. Bunlardan F.Bahçe Ülker’de hiçbir uyumsuzluk gözükmüyor. Bu uyumun arkasında Spahija’nın Yugoslav koçlara göre çok sakin bir kişiliği var. Bu gerçeğin görünen yüzü.

Aslında bu uyumun ve birlikteliğin arkasında Aydın Örs var. Esas problem Efes Pilsen’de yaşanıyor. Türk basketbolunun Efes’e ihtiyacı sonsuz. Ama takımda Rakocevic var. Ben Rakocevic’in Sırpça’da ne anlama geldiğini bilmiyorum. Bana göre Rakocevic ‘problem’ demek. Onun yüzünden bugün sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da en iyi koçları arasında yeri olan, spor hayatının en verimli çağındaki Ergin Ataman maçları tribünlerden seyrediyor. Ben şimdi size soruyorum.

Geçen sene takımın mentörü (sorumlu danışmanı) Aydın Örs olsaydı Rakocevic-Ergin Ataman problemi yaşanır mıydı? Bu yıl Efes Pilsen’in Hırvat antrenörünün yanında Hırvat yardımcı koç var. Aralarında Sırpça konuşuyorlar. Takımla ilişkilerini ise İngilizce söyleyip Türkçe’ye tercüme ettiriyorlar. Ve biz bu takımdan uyum bekliyoruz. Ben soyunma odasında Türk koçlardan ve Türkçe konuşulmasından yanayım. Ama bu uygulama için artık çok geç. Dışarıdan gözüken tek çare Ufuk Sarıca’yı yardımcı koçluktan ayırıp yetkilerini arttırıp, teknik danışman yapmak gözüküyor.

Ufuk son derece kişilikli, genç ama çok tecrübeli, eşi kolay bulunmayan basketbol adamlarımızdan biri. Soyunma odasında konuşma hakkı ve yetkisi Ufuk’a da tanınmalıdır. Biz Türk basketbolunda Ender Arslan ve Cenk Akyol gibi basketbolcular yetişsin diye çabalıyoruz. Şimdi basketbolumuz bu iki yeteneği de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya…

Onlara da söyleyeceğim söz var. Basketbolda başarı disiplin ve özveriden geçer. Biraz sabretsinler. Bu problemi bir fırsat olarak görüp kendilerini geliştirmek için savaşsınlar. Basketbolda gelişmenin sınırı yoktur.

Siz sinir içinde bençte oturup beklerken başarı kapınızı çalıp ben geldim demez. Kapınızı açık tutun, sabredin, gelişin. Önce Efes’e karşı manevi borcunuzu ödeyin, problem değil, çözüm yaratın. Sonra düşünürsünüz…

Kaynak: Cumhuriyet