Savunmanın sesi

Dün Trabzonspor koçu Alaeddin Yakan ile yolların ayrıldığını okuduğumda sarsıldım. Sırp antrenör Dragan Skota’yı takım başına getirmişler. Ben Yugoslav kökenli koçlar gidişine ilk dur diyecek ülkenin Türkiye olması için heyecan içinde olduğumu bir çok kez tekrarladım. Demekti derdimizi hala anlatamıyoruz. Basketbolumuzun sorumluluğunu Türk koçlara vermek için daha zaman var. Trabzon basketbolumuzun anadoluya yayılması için en büyük kozumuz. Spor aşığı Trabzonluların seyirci rekorları kıracağı muhakkak. Çok’ta güçlü yönetimleri var, kararı veren onlar. Ben Alaeddin Yakan ile hiç tanışmadım. Ama ona karşı içimde teşekkür var. Sebebi bundan yedi yıl önce (Basketbolda Hucum) adlı bir kitap yazmış olması. Bu kitap onun ne kadar büyük bir basketbol adamı olmasının bir göstergesi. Siz oyuncu olarak koçunuza güvenirsiniz güvenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz, benim içimde bu kitap yüzünden Yakan’a saygı var. Aynı saygıyı basketbol kitapları yazan Hurşit Baytok’a da duyuyorum. Bugün ben bir kulübün sorumlusu olsaydım. İlk yapacağım iş Yakan’ı takımın başına Mentör (danışman) olarak getirmek olurdu.

Soyunma odalarından vazgeçtik. Bugün Türkçe’nin sahadaki olumlu katkısı (savunmada sesli iletişim) konusuna değineceğiz. Biz koçlar savunmada konuşmanın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz. Ama bu konuyu oyuncularımıza yeterince açıklayabiliyor muyuz? Şüphedeyim. Sesli savunma takımı yumruk yapar. Herkesin özgüvenini artırır. Onun için savunma liderinin sesli uyarılarını başlatması çok önemlidir. Sesli savunma rakibi şaşırtır. Siz rakibin o anda hangi oyunu uyguladığını oyuncularınız, birbirlerine bağırarak belirtirlerse onların güveni sarsılır. Savunmada artık (pasif seyretme) devri bitti, (savunmada saldırma) uygulaması sesli iletişimle başlar. Siz savunmacı oyuncunuzu bire bir savaş daha başlamadan sesli uyarırsanız, ona savunmada saldırma yolunu açarsınız. Ona öncelik tanırsınız. Savunmacı arkadaşınıza (geçerse alırım, sağını kapat) gibi yardım uyarıları iletirseniz arkadaşınızın öz güvenini artırır, hucum oyuncusunun güvenini sarsarsınız. O sırada takımınızda savunma konsantrasyonu yetersiz oyuncular varsa sesli iletişim onları da uyarır. Savunmada yumruk olursunuz. Sesli iletişim takımınızın yapacağı savunma hatalarını azaltır. Savunma konsantrasyon demektir. Dikkati artan her takımın enerjisi de artar. Basketbolda savunmada en çok ihmal edilen konu ribauntlardır. Eğer takımınız ribauntları alamayıp, rakip takıma ikinci bir sayı fırsatı tanırsa işiniz çok zorlaşır. Rakibin şutlarında RİBAUNT diye bağırmak bile bunu önler. Türk basketbolunda savunmada (sesli iletişim) uygulaması bize zirve yolunda çok yararlı olur. Genç koçlar takımınıza güvenmek istiyorsanız oyuncularınızın sahada, birbirleriyle konuşmasını sağlayın. Sesli iletişimi alışkanlık haline getirin. Basketbolumuzu güçlendirin, böylece oyuncularımızı kenardaki Yugoslav kökenli koçlarla iletişim kurmak için Sırpça öğrenmek zorunluluğundan da kurtarmış olursunuz.

Kaynak: Cumhuriyet


Banvit Örneği

Yugoslav asıllı koçlar konusuna sık değindiğim için beni bu koçlara özel bir antipatim olduğu kanısına kapılabilirsiniz. Böyle bir şey yok. Bilakis, Avrupa basketbolunu geliştirdikleri için onlara müteşekkirim. Bu konuya sık değinmemin bir tek sebebi var, ben Türk koçlara güveniyorum.

Bugün yalnız Avrupa’da değil, Asya’da bile her ülkede Yugoslav asıllı koçlar var. Ben bu kâbustan ilk kurtulan ülke biz olalım arzusundayım. Yugoslav ekolü yerine Türk basketbol ekolünü kuralım, geliştirelim ve Avrupa’da özel bir yerimiz olsun istiyorum. Hafta sonunda Efes-Banvit maçını izledik. Banvit, Türk koçlarla nereye gidebileceğimizin bir ispatı. Orhun Ene başta, çok kıymetli bir teknik kadroları var.

Bu teknik kadrodan birlik beraberlik izlenimini kolayca alıyorsunuz. Her çeşit problemi çözecek güçte Turgay Çataloluk da kenarda. Ama Banvit’in başarısı teknik kadroyla sınırlı değil. Banvit, bütün Türk kulüplerinin örnek alması gereken bir temele sahip. Altyapı koçları, eski A takım koçu ve Dünya basketbolu tecrübesine sahip Selçuk Ernak ve Ahmet Gürgen. Tesisleri mükemmel. Ümit takımlarını Genç Banvitliler oluşturuyor.

Oyuncuların sağlıklı ve huzur içinde yaşadıkları bir oyuncu kampüsleri var. Bütçelerinin üçte birini altyapıya harcıyorlar. Tabii bu yapının temelinde basketbol sevgisi sonsuz Başkan Özkan Kılıç var. Banvit örneği Türkiye’ye yayıldığında İspanya dahil bizi kimse tutamaz. Türk koçlarının başarısının bir diğer kanıtı da Ahmet Çakı. Bu hafta Erdemir’in deplasmanda F.Bahçe’ye karşı gösterdiği direnç ve tartışmalı uzatmalı maç, Ahmet Çakı’yı da gururlanacağımız genç koçlar listesine yerleştirdi. Ben her hafta yeni bir koçun bu listeye ekleneceğine inanıyorum.

Çok kimsenin haberi olmayan bir olay da Darüşşafaka’da yaşanıyor. Daçka koçu geçen sene Yeni Zelanda Milli Takımı’nın da koçu olan Yugoslav asıllı Nenad Vucinic’ti. Onun yönetiminde Daçka küme düştü. Bu yıl da Daçka 2. lige üst üste maçlar kaybederek başladı. Ve bu bizi daha da korkuttu. Ama Nenad gururlu ve kişilikli bir koç. Maçlarda kenarda elini kolunu çılgınca sallayıp savunma yapan koçlardan değil. Ve istifa etti.

Yerine Candan hoca geçti. Ve Darüşşafaka son 5 maçının 4’ünü kazandı. Ben basketbolu onlar mı biz mi daha çok biliyoruz tartışması içinde değilim. Ama basketbol fiziksel olduğu kadar moralin de geçerli olduğu, motivasyonun çok önemli olduğu bir spor dalı. Oyuncuların yüreklerinde ne varsa ortaya koymaları için Türkçe konuşmak gerek. Asistan koçu ile Sırpça konuşulanlar İngilizce’ye tercüme edilip sonunda Türkçe konuşulan soyunma odalarından pek fazla bir şey beklemek yanlış.

Bu gerçek her gün giderek ispatlanıyor. Üstelik bizim Türk çocuklarının da çoğu içe dönük karakterli oyuncular. Türkçe bile onların psikolojik olarak her şeylerini ortaya koymalarına yetiyor. Geçen hafta dikkatimizin Banvit oyun kurucusu Barış Ermiş üzerinde olacağını yazmıştık. Barış Efes maçında da yeteneğinin ancak yarısını sergiledi. Halbuki o sahalardaki en güçlü ve savaşçı oyuncularımızın en önde gelenlerinden biri.

Basketbolumuz, ondan Banvit’in başarılı yönetiminin sahadaki uzantısı olmasını bekliyor. Onun rakip potaya sadece giden değil, saldıran, smaç vuran, tuttuğu adamı bunaltan, yıpratan ve keşke beni başka bir oyuncu tutsaydı dedirten point-guard olma şansı var. Bu gücünü ne zaman kullanacak bekliyoruz. Çok vakti yok. Genç koçlar için İngilizce’nin önemini yazmıştık. İngilizce ile tanışmaya çok kısa süre içinde başlıyoruz. Türkiye’nin en başarılı pratik İngilizce kursunun sahibi Sayın Doçent Dr. Yalçın İzbul, genç basketbol antrenörlerinin İngilizce öğrenmeleri için bilgilerini bizimle paylaştı. İzbul’a duyduğum minneti anlatamam.

İnternette yüzlerce bilgi dolu basketbol sayfası var. Genç koçlarımız, internete yakınlaşırlarsa kısa bir süre sonra başarılı koçlarla tanışmak için aynaya bakmaları yeterli olacaktır. Gönderdiğiniz görüşler için teşekkür ederiz.

Kaynak: Cumhuriyet


İyi ki varsın Aziz Yıldırım

Türkiye’de basketbolun önündeki en büyük engel futboldur diye yıllardır yazıyoruz. Dün gece Sinan Erdem’deki 16 bin kişilik seyirci kitlesi kısmen de olsa bu bariyeri yıkarak basketbolun önünü açtı. Türk basketbolunda yeni bir dönem başlıyor. Basketbolun önemi ve kıymeti artıyor. Bilmeyenler olabilir diye konuya açıklık getirmek istiyorum. Türk basınında ancak futbol maçı olmadığı gün basketbol yazısı yayınlanabilir. Spor dünyasının sorumluları basketbolu sevmezler. Basketbol bilgileri sadece oyunun kaç kişi ile oynandığı ile sınırlıdır. Benim spor yazarlığı devrim hep böyle bir ortamda geçti. Bu yüzden basketbola internet sayfasında sınırsız yazı imkânı tanıyan Cumhuriyet gazetesine ve spor müdürü Arif Kızılyalın’a bir kez daha teşekkür ederim.

Basketbola gösterilen ilginin artmasında Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen’in güçlü takımlar kurması büyük. İddia ediyorum Efes’teki aksaklıklar düzeltilirse bu iki takımımız da Euroleague’de son 4 takım arasında olabilir. Final Four’da Türkiye’yi iki Türk takımının temsil etmesi basketbolumuza dünya şampiyonası ikinciliği kadar faydalı olur. Beşiktaşlı yöneticilerin Iverson’ı getirmeleri basketbolumuzun imajına ne kadar olumlu katkı yaptığını görmek için internette kısa bir araştırma yapmanız yeterli olacaktır. Ama bu patlamanın temelinde Fenerbahçe Ülker var. Fenerbahçe Ülker kapalı salonunu tamamladıktan sonra basketbolun önüne futbol artık geçemez. O salonda yer bulmak için şimdiden kombine bilet almak yeterli olabilir.

Gelelim dün geceki maça… Türk basketbolunun kendini örnek alabileceği Avrupa’daki tek ülke İspanya’dır. İspanya’da dünyadaki tüm yeniliklere açık bir ülke. Türk çocuğunun basketbol yeteneğini hep övüyoruz. Ama oyuncularımızdaki bu yeteneğin tümünü kullanmakta zorlanıyoruz. Bu yeteneğin yarısını kullandıktan sonra yeter tamam diyoruz. İspanya bu konuda bizden ileride. Oyuncu yetiştirme kavramı ile oyuncu geliştirme konusu birbirinden ayrı. Dertleri oyuncu geliştirme. Oyuncularına tüm yeteneklerini kullanma fırsatı vermek için durmadan araştırma yapıyorlar. Bu bizim sayfanın da en büyük gayesi: Türk çocuğunun sınırsız yeteneğinin tümünü kullanmasını sağlamak.

Biz dağda zirveye tırmanırken yarıda bir düzlüğe geldiğimizde aşağı bakarak ne kadar yükseldiğimizi görüp yeter diyoruz. Halbuki kafamızı yukarı kaldırsak gerçek zirveye daha ne kadar yolumuz olduğunu göreceğiz. Biz Türk çocuğunun başını yukarı kaldırmak ve yeteneğini kullanmasına yardımcı olmak istiyoruz. İspanya’da dünyada eşi olmayan oyuncu geliştirme merkezleri var. Salonu, yatakhanesi, yemekhanesiyle takım oyunu uygulaması yasak. Buralarda sadece oyuncuyu nasıl daha iyi oyuncu yaparız çabası içindeler.Bizim İspanya basketbolu yolumuz açık. TRT İspanyan lig maçlarını yayınlıyor. Yorumcular ise basketbolun en bilgili isimlerinden Murat Murathanoğlu ile Yiğiter Uluğ… İspanya basketbolunun en ince detaylarını bile onlardan öğrenebiliriz.

Fenerbahçe kulübünün basketbola katkısı sadece yaptırdığı salonla sınırlı değil. Bütün Türk kulüplerinin örnek alacakları uyum içinde birbirlerini destekleyerek oynayan bir takımları var. Kadro üstelik Türk-Amerikan-Yugoslav oyuncuları karması. Koçları da benim tenkit ettiğimiz Yugoslav koçlarından biri… Neven Spahija… Ama oyuncular ve teknik kadrolar arasında en ufak bir uyumsuzluk görülmüyor hatta sezilmiyor. Siz bundan birkaç yıl önce Mirsad’ın oyuna ikinci beşte katılıp hiç şikayet etmeden sadece takıma katkı için savaşacağına inanır mıydınız? “Mirsad Şov” demek hakemin her kararına isyan etmek demektir. Bugün Mirsad Şov ribauntları toplamak demek. Lig başında bir tek huzursuz gözüken oyuncu Kaya Peker’di. Vidmar’ın sakatlığı Fenerbahçe’yi hırpalamış olabilir ama ilk 5′te başlamak Kaya’yı sadece Fenerbahçe’yi değil Türk basketboluna da yeniden kazandırdı. Spahija da Yugoslav koçlarda pek göremediğimiz sükunete ve pozitif kişiliğe sahip. Fenerbahçe’de müthiş uyumun ardında sahada gözükmeyen 3 kişi var. Bunlardan ilk iki kişiden biri Sırpça ve Türkçesiyle Damir Mrsic… İkincisi ise senelerin tecrübesi Nedim Karakaş… Diğerini ise söylemeye gerek yok: AYDIN ÖRS.

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye kapalı salon yapmak kadar faydalı olduğu konu Aydın Örs’ü basketbolumuza geri getirmek oldu. Bence her kulüp kolay olmasa da kendi Aydın Örs’ünü bulup yetkilendirmelidir.

Teşekkürler Aziz Yıldırım.

Kaynak: Cumhuriyet


Teşekkürler Perasovic

Yazıya Beşiktaş-Asvelt maçıyla başlayalım. Iverson Beşiktaş’ı zirveye taşıyacak mı, NBA yıldızı nasıl olur, bunu bize canlı olarak gösterecek mi soruları kafalarda hala dolaşıyor. Bu sorulara cevap arayan yalnız basketbol adamlarımız değil. Tribünlerdeki seyircilerimizde arayış içindeler. Asvelt maçındaki boş tribünler seyircilerin kararlarının giderek kötümser olduğunu gösteriyor. Ama bence Iverson için karamsar olmak çok erken. Iverson takım oyunu içinde parlayan bir oyuncu değil. İkili oyunları bile az kullanıyor. Onun beklentisi istediği yerde, istediği anda topa sahip olmak. Gerisini bana bırakın diyor.

Ama karambolden sayı üretmek kolay değil. Fiziksel olarak çok yıpratıcı bir oyun tarzı. Iverson’ın henüz fiziği de morali de tam olarak yerinde değil. Onun ihtiyacı her fırsatta fast-break sonucu kolay turnikeler bulup özgüveninin yenilemek. Bunun için de onun Cüneyt Erden’le oynamaya ihtiyacı var. Cüneyt savunma ribaundan sonra ilk pas eline geldiğinde topu yere vurmadan tam sahaya bakıp gören ender oyuncumuz. Iverson Chatman ile değil Cüneyt’le daha uzun süre beraber oynatılsa ve Cüneyt’e senin görevin ”Iverson’ı Iverson yap!” dense bence Beşiktaş daha başarılı olur. Gelelim Cevher Özer’e. Cevher maçın en zor anlarında bile arkadaşlarına moral veren, lider vasıflı bir oyuncu. Fiziği mükemmel. Ve o boyda oyuncular arasında en çabuk ve en isabetli 3 sayı atan ve sokan tek oyuncumuz. Ama Cevher’in yetenekleri bununla sınırlı kalmamalı. Cevher adam geçebilmeli ve dripling üzerinden de jump-shot atabilmeli veya potaya saldırmalıdır. Cevher rakip takımın uzunlarını tutacak fiziksel ve atletik yapıya sahip. Hiçbir takımın uzun oyuncusu da onu tutamaz. 3 sayı atma şansı artar. Basketbolumuz iyi oyuncu Cevher yerine çok iyi oyuncu Cevher’i kazanabilir. Yeter ki o içinde bekleyen yetenekleri ortaya çıkarmak için sınırsız bir gayret içine girsin.

Efes maçı yalnız Efes için değil Türk Basketbolu için de çok düşündürücü. Biz Türk Basketbolu Avrupa’da zirveye tırmanıyor denken. Basketsolda çöküntü dönemi geçiren İtalyanlara karşı 14 sayıyla maç kaybetmenin izahı çok güç. Üstelik Armani Milano’nun bir hafta önce kendi liginde M.Siena’ya 30 sayı farkla yenildiğini hatırlarsak kafamız daha da karışıyor. Türk Basketbolu’nun devlerinden Efes Pilsen’de neler oluyor anlamak kolay değil. Efes’in oyuncu kadrosu da iyi oyunculardan kurulu. Problem teknik kadroda. Biz Tanjevic’e iki önemli konuda teşekkür borçlu olduğumuzu önceden de açıklık getirdik.

Tanjevic Türk Basketbolu’nun savunma konsantrasyonunu kenardan sınırsız uyarılarıyla arttırdı. Türk Basketbolu’nda savunma onun sayesinde gelişti. Ama ondan faydalandığımız ikinci bir konu artık Türk Basketbol Koçları’nın Yugaslov kökenli koçlardan öğrenecek bir şey olmadığını öğrenmemizdi. Bu ikinci konu Türk Basketbolu’nun temelinde Banvit örneğinde olduğu gibi artık Türk Koçları’nın görev alma zamanının geldiğini gösteriyor. Perasovic’inde Türk Basketboluna faydası olacaktır.

Bundan sonra takımlarının başına yabancı koç getirmeyi planlayan yöneticiler karar vermeden önce bir kez değil iki kere düşüneceklerdir. Türk Basketbolu’nda savunma gelişti ama hücum için aynı şeyi söyleyemeyiz. Hızlı oyuna sıcak bakmıyoruz. Set oyununda da çok yavaş oynuyoruz Yapılan pas sayısı çok az. Pası veren oyuncular ardından ya seyrediyorlar ya da yavaş hareketlerle rakip takımın işini kolaylaştırıyorlar.

Yavaş ve sınırlı hareket yüzünden Efes’in takım olarak yaptığı asist sayısı toplamda 8. Onlarda ise Mancinelli bu sayıya tek başına ulaşmış. Böylece Türk Basketbol ekolünde hücum anlayışımızı Yugoslav kökenli koçlardan öğrenerek geliştirmemizin imkânsız olduğunu Perasovic’ten bir kez daha öğrendik. Ona da teşekkür ediyoruz.

Kaynak: Cumhuriyet


Basketbolda kilit anahtar savaşı

Dünya Basketbolunda savunmada (kilit adam uygulaması) giderek yayılıyor. Kilit adam kavramı benimde kafamda Türk Basketbolu’nun savunma anlayışının temelinde var. Savunmacı kilit adam denince Türkiye’de akla Ömer Onan geliyor. Ömer Onan ismini çok kullanıyorum.
Ama o hakediyor. Bu konuyu incelerken gözünüzde Ömer Onan’ı canlandırırsanız kavram çok kolay anlaşılır oluyor. Kilit adam, rakip takımın oyun kurucusuna baskı yapıp şaşkına çevirip onların hücum taktiklerini kilitleyen oyuncuya deniyor. Kilit oyuncunuz rakibin skorerini tutup onu kilitlerse diğer oyuncular daha fazla sayı atmak sorumluluğunu yerine getirmekte zorlanıyorlar. Tabii takımınızda rakibin hem oyun kurucusunu hem de skorerini tutacak iki kilit savunmacınız varsa avantajınız zirveye cıkıyor. Ben bu yüzden Türk Basketbol’unda genç takım koçlarının genç oyuncularını daha o çağda kilit savunmacı yapmalarını hayal ediyorum. Geçen gün de yazdım. Basketbolda savunma hücumdan kolay uygulanır. Hücumda, elinizde bir de top derdi var. Savunmada eliniz, kolunuz bomboş. Türk Basketbol ekolü savunma temelli olursa zirveye daha kolay erişiriz. Kilit oyuncu olmak kolay değil.
Cesaret, kişilik, kararlılık ve saldırganlık gerektiriyor. Bizim birçok kulüp takımımızda bu vasıflara sahip oyuncumuz var. Ama onlar gelin bizi keşfedin onurlandırın ki ortaya çıkıp rakip takımlara dünyayı karartalım diye bekliyorlar. Bunlardan biri Beşiktaşlı Serhat Çetin. Serhat ideal bir kilit adam vasıflarına sahip. Cesur, özverili ve fiziksel olarak da çok güçlü. Üstelik sayı atma yeteneği de çok iyi. Bu konuda yazılan yazıların bazılarında siz rakip takım skorerine sayı attırmazken üstelik bir de kendiniz sayı atarsanız attığınız sayının kıymeti 4 sayıdır görüşü hakim. Bu hafta izleme fırsatı bulduğunuz takımların ortak problemi kilit oyu kurucu sorunuydu. Olin Edirne tüm Türk Basketbol adamlarını yürekten sevindiren, gururlandıran basketbol şehri olma yolunda.
Bu yüzden Olin’e teşekkür ediyoruz. Boş tribünler bizi yıllardır çıldırtmıştı. Edirne’de dolu tribünler kaliteli taraftarıyla bizi çok mutlu etti. Olin takımının problemi takım oyunu tıkandığı zaman kendine sayı imkânı yaratan oyunu gerektiğinde hızlandıran siyah bir oyuncularının olmayışı. Örneğin Chatman o gün tribünlerde oturacağına Olin’de oynasaydı sonuç çok çekişmeli olurdu. G.Saray’da herkes savunmada gayret içinde. Olin maçının başında rakip oyun kurucuya Rochestie o kadar heyecanla savunma yapıyordu ki ben bu oyuncuyu bu adam çıldırmış, ülkesine sokmazlar diye düşünmeye başlamıştım.
Tam o sırada Rochestie’nin tuttuğu adam kolay bir 3 sayı attı. Mahmuti’de Rochestie’yi hemen kenara aldı. Başarı heyecan ve gayretin temelinde disiplinin bulunduğunu birkez daha gördük. G.Saray’da kilit oyuncu adayı Evren Büker. Banvit Türk Basketbolunda organizasyon anlamında öncü bir kulüp. Takımın temeli Türk koçlara dayalı. Bu bizi gururlandırıyor. Banvit’in İstanbul’da G.Saray maçında tribünlerde binlerce taraftar vardı. Bu da basketbol tarihimize bir ilk olarak geçti. Onlarında problemi oyun kurucularıydı. Barış Ermiş fiziği, cesareti ve kişiliğiyle tam bir kilit oyuncu vasıflarına sahip. Barış, G.Saray maçında bu yetenekleri sergileyemedi.
Üstelik Banvit Türk oyunculardan bir lidere de ihtiyacı var. Bundan sonraki maçlarda dikkatimiz Barış Ermiş’in üzerinde olacak. Antalya’da aldığı sonuçlarla Türk Basketbolunun göğsünü kabartıyor. Koç Ahmet Kandemir’in basketbolumuza kazandırdığı en önemli oyuncu ise Muratcan Güler. Muratcan Güler’in de lider kilit oyuncu olmak için her yeteneği var. Problemi konsantrasyon eksikliği. Muratcan, F.Bahçe filmini seyretse kendini özellikle savunmada sokakta dolaşırmış gibi görüp kendi haline kendi de şaşıracaktır. Muratcan konsantrasyonunu arttırdığı zaman eşi bulunmaz olur. Basketbolumuzda savunmanın kilitleri hücumu da gelişmeye zorlayacaktır. Kulüplerimiz kilitleri çözmek için üstün vasıflı ANAHTAR hücum oyuncuları yetiştirmek zorunda kalacaktır. Bu KİLİT-ANAHTAR savaşı başladığında kazanan Türk Basketboludur. Basketbolumuzun önünde kimse duramaz.

Kaynak: Cumhuriyet


Soyunma odasının dili

Basketbolumuz her geçen gün daha iyiye gidiyor. Henüz Avrupa’nın zirvesinde değiliz ama o yolda ilerliyoruz. İspanyol takımlarıyla oynadığımız maçlarda en az onlar kadar iyi oyunculara sahip olduğumuzu görüyoruz.

İspanya, Avrupa basketbolunda yenilikleri ilk uygulayan ülke.“Oyuncu geliştirme merkezleri” İspanya’da birçok şehirde var. Aylarca genç oyunculara kamp yaptırıp sadece onların bireysel yeteneklerini geliştirmeye uğraşıyorlar. Bugünkü konumuz bu değil. ABD’de, son senelerde uygulanan “Danışman-Mentör” katkısını Avrupa’da ilk uygulayan ülke biz olalım istiyorum. ABD’de NBA dahil birçok ligde o kulübün eski, bilgili, tecrübeli basketbol adamı, teknik kadro içinde yer alıyor.

Mentörden en önce beklenen katkı teknik konulardan çok, koçla oyuncuların anlaşma zeminini hazırlamasıdır. Mentörlerde aranan ilk vasıf sadece basketbol bilgisi değil, onların hayat tecrübesidir. Öncelikli görevleri teknik kadroyla oyuncuların uyumunu arttırmak ve sahaya maça çıkan ekibin yumruk olmasını sağlamaktır. Belki kafanızdan bunları yazan adam acaba kendine iş mi arıyor sorusunu getirebilirsiniz.

Benim hayat gayem basketbol tecrübemi bu sitede genç Türk antrenörlerle paylaşmak. Ayrıca Darüşşafaka gelince eskiden akla basketbol gelirdi. Bugünlerde ise okul çocukları teneffüslerde badminton oynuyorlar. Ve benim 2. yaşam gayem Darüşşafaka Lisesi’nde bayan basketbolunu geliştirmek, basketbolu sevdirmek, Darüşşafaka maçlarında tribünlerin dolmasını sağlamak. Basketbolumuzda çok sayıda tecrübeli, kıymetli, mentör olabilecek spor adamımız var.

Oyuncularla teknik kadro arasında uyum, karşılıklı güven, sevgi ve saygının oluşması için ilk şart grubun aynı dili kullanmasıdır. Ben sadece bu yüzden değil, Türk koçlarının gücüne olan güvenimden Türk basketbolunda yabancı koçlara karşıyım. Bugün yabancı koçla çalışan iki kulübümüz var.

İkisi de Euroleague’de Türk basketbolunu omuzlarında taşıyorlar. Bunlardan F.Bahçe Ülker’de hiçbir uyumsuzluk gözükmüyor. Bu uyumun arkasında Spahija’nın Yugoslav koçlara göre çok sakin bir kişiliği var. Bu gerçeğin görünen yüzü.

Aslında bu uyumun ve birlikteliğin arkasında Aydın Örs var. Esas problem Efes Pilsen’de yaşanıyor. Türk basketbolunun Efes’e ihtiyacı sonsuz. Ama takımda Rakocevic var. Ben Rakocevic’in Sırpça’da ne anlama geldiğini bilmiyorum. Bana göre Rakocevic ‘problem’ demek. Onun yüzünden bugün sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da en iyi koçları arasında yeri olan, spor hayatının en verimli çağındaki Ergin Ataman maçları tribünlerden seyrediyor. Ben şimdi size soruyorum.

Geçen sene takımın mentörü (sorumlu danışmanı) Aydın Örs olsaydı Rakocevic-Ergin Ataman problemi yaşanır mıydı? Bu yıl Efes Pilsen’in Hırvat antrenörünün yanında Hırvat yardımcı koç var. Aralarında Sırpça konuşuyorlar. Takımla ilişkilerini ise İngilizce söyleyip Türkçe’ye tercüme ettiriyorlar. Ve biz bu takımdan uyum bekliyoruz. Ben soyunma odasında Türk koçlardan ve Türkçe konuşulmasından yanayım. Ama bu uygulama için artık çok geç. Dışarıdan gözüken tek çare Ufuk Sarıca’yı yardımcı koçluktan ayırıp yetkilerini arttırıp, teknik danışman yapmak gözüküyor.

Ufuk son derece kişilikli, genç ama çok tecrübeli, eşi kolay bulunmayan basketbol adamlarımızdan biri. Soyunma odasında konuşma hakkı ve yetkisi Ufuk’a da tanınmalıdır. Biz Türk basketbolunda Ender Arslan ve Cenk Akyol gibi basketbolcular yetişsin diye çabalıyoruz. Şimdi basketbolumuz bu iki yeteneği de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya…

Onlara da söyleyeceğim söz var. Basketbolda başarı disiplin ve özveriden geçer. Biraz sabretsinler. Bu problemi bir fırsat olarak görüp kendilerini geliştirmek için savaşsınlar. Basketbolda gelişmenin sınırı yoktur.

Siz sinir içinde bençte oturup beklerken başarı kapınızı çalıp ben geldim demez. Kapınızı açık tutun, sabredin, gelişin. Önce Efes’e karşı manevi borcunuzu ödeyin, problem değil, çözüm yaratın. Sonra düşünürsünüz…

Kaynak: Cumhuriyet


Avrupa’nın zirvesinde

Ankara turunu 6. adamımız Ankara seyircisine bütün kalbimizle teşekkür ederek tamamladık. “Türk çocuğunun en yetenekli olduğu spor dalı basketboldur. Basketbol Türkiye’nin bir numaralı spor dalıdır” iddiamızın gerçekleşmesine birkaç gün kaldı. Ama artık yeni bir iddiamız daha var. Türk basketbolu Avrupa’nın en iyi basketboludur. Avrupa’da zirvede olma şansımız çok büyük. Eksiden Türk basketbolunun zorlandığı yer savunmaydı. Şimdi savunmada da en önde olma yolundayız. Dünyada özellikle NCAA’de savunma anlayışı giderek değişiyor. Sağlam savunmacı olmak artık yetmiyor. Saldıran, tuttuğu adamın yeteneklerini sınırlayan, onu bunaltıp elindeki topu kapmak için ölümüne savaşan oyuncu anlayışı giderek öne çıkıyor. Buna “Savunmada hücuma geçmek” diyebiliriz. Hele siz bu bunaltıcı savunmanızı rakip takımın oyun kurucusuna uygularsanız sonuç muazzam oluyor. Bu tarz savunmanın bizdeki en iyi örneği Ömer Onan. Ömer’in Yunanistan maçında rakip oyun kurucu Spanoulis’e yaptığı baskılı savunma onun beynini neredeyse çalışmaz hale getirdi. Günümüz basketbolunda hücumda oyun kurucuların yetkileri ve katkıları inanılmaz derecede arttı. NBA’de topun Steve Nash’in elinde kaldığı süre de diğer 9 oyuncunun topla oynama sürelerinin neredeyse toplamı kadar. Ömer, Spanoulis’i felç edince Yunanlıların takım oyunu anlayışları da altüst oldu. Biz zone’a dönünce Yunan takımı sanki zone savunmayla hayatlarında ilk defa karşılaşıyorlarmış gibi şaşkındı. Ama nedendir bilinmez, Porto Riko maçında Ömer, rakibin forvetini tuttu. Rakibin kafası karışmadı ve bize direndiler. Yarın kulüp takımlarımızın her birinde Ömer tipinde en az 2 savunmacı olacaktır. Bu tarz savunma da Türk oyuncularını hücum yeteneklerini geliştirmeye zorlayacaktır. Basketbolumuzda kısa sürede çok yönlü birçok oyuncu göreceğiz. “Türk basketbolunda eksik kalmadı mı?” diye soruyorsanız haklısınız. Hâlâ Türk basketbol ekolü anlayışını belirlemiş değiliz. Basketbol adamlarımız ve değerli coachlarımızın aralarında tartışarak bu sorunu da çözecekleri inancındayım. Bu yüzden yabancı antrenör anlayışına artık bir son vermemiz gerek. Tanjevic’e savunmaya yaptığı katkıdan ve sıhhat problemine rağmen takımın başında olmasından dolayı teşekkür borçluyuz. Ama Tanjevic, artık bu gidişin son halkası olmalıdır. Değerli coachlarımızı, “Ben her şeyi bilirim” anlayışını bir kenara bırakıp basketbolumuzun geleceği için omuz omza Türk basketbol ekolünü kurmaya ve geliştirmeye çağırıyorum. Milli Takım’ın soyunma odasında Türkçe konuşma zamanı artık geldi.

Kaynak: Habertürk


Savunmamız parkelerle tanışıyor

Ülkemiz basketbolunda savunma giderek güçleniyor. Basketbolumuz da savunma hücumun hep gölgesindeydi. Bir gün savunmanın böyle heyecanla uygulanacağını kimse hayal bile etmezdi.
Bu savunma heyecanı Tanyeviç’le başladı. Yugostav basketbolunda koçlar, maçlarda kenarda o kadar hareketlidirler ki oyunculardan bile çok yorulurlar.

Tanyeviç bu kenardaki hareketliliğin bir maestro’suydu. İlk geldiği günlerde seyirciler bu adam ne yapıyor diye ona bakmaktan. Maçı bile kolay izleyemezlerdi. Ama savunmanın esası tetikte olmaktır. Dikkatinin tamamını kullanan tuttuğu adamdan başkasını düşünmeyen oyuncular iyi savunmacıdırlar. Türkiye’de o sıralarda savunma teneffüse çıkmak gibi algılanırdı.

Oyuncular neredeyse şu savunma bitse de hücuma geçip oynamaya başlasak diye düşünürlerdi. Tanyeviç’in sınırsız bağırıp çağırmaları, uyarıları Türk çocuğuna savunmada tetikte olmayı öğreti ve savunmada konsantrasyon artıkça hareketli, özverili savunma giderek basketbolumuza yerleşti. Bu yüzden biz Tanyeviç’e teşekkür borçluyuz. Tanyeviç’in ‘sınırsız uyarı’ metodunun Türk koçlarda uygulamaya başlayınca basketbolumuzda ‘savunmada dinlenme’ anlayışı kayboldu ve bu heyecan her gün daha artıyor. Bugün Türkiye’de en iyi savunma yapan takımların başında Fenerbahçe geliyor.

Fenerbahçe’de Ömer Onan Tanyeviç’in sahadaki uzantısı gibi.. Ömer o kadar canla başla heyecanla savunma yapıyor ki diğer oyuncular farkında olmadan onu kopyalıyorlar. Artık herkes savunmanın kıvılcımı Ömer Onan’ın olumlu etkisinde savunmanın bir özelliği de takımınızda ölümüne savaşan bir oyuncunuz varsa hele bu oyuncu rakip takımın oyun kurucusunu bunaltıyorsa bu heyecan takım arkadaşlarına da yansır.

Hücum da böle bir kural yoktur. Takımınızda bir arkadaşınız her atığı şutu sokuyorsa sizde iyi şut atmaya başlayamazsınız. Hatta olumsuz bile etkilenirsiniz Ömer’den en çok olumlu etkilenen Ukiç. Ukiç Türkiye’ye geldiğinde sıradan bir savunmacıydı. Şimdi oda her gün daha iyi savunma yapıyor. Ukiç bir gün ülkesine döndüğünde basketbol adamları Ukiç bu savunmayı nerede öğrendi diye birbirlerine soracaklardır. Savunma özgüveni de artırıyor. Siz Ömer Onan için böyle savunma yapmasaydı, attığı şutlar gene girerdi diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Öyle olsaydı bırakın Ömer’in şutlarını izlemeyi onu sahada bile göremezdiniz.

Son günlerin en iyi savunma yapan takımlarından biride Galatasaray. Galatasaray’ın Ömer Onan’ı yok! Ama kenarda Oktay Mahmudi var. Oktay şu anda tartışmasız en iyi savunma koçu . Kişiliğiyle, bilgisiyle bütün takım oyuncularını olumlu etkiliyor. Galatasaray’da savunmanın kıvılcımı Tutku Açık. Evet yanlış okumadınız.

Tutku Türk basketbolunun NBA oyun kurucuları seviyesindeki ender oyuncularından biri.. Ama savunması kendisine özeldi. Tutku basketbola yeni bir savunma kavramı eklemişti. Savunmada hareket etmeden kıpırdamadan tutuğu adamı bütün dikkatiyle sadece gözleriyle bakarak savunurdu.

Tabi tuttuğu oyuncularda ‘göz savunması’ temsilcisinin yanından geçer, turnike atarlardı. Bugün durum çok farklı Tutku kendisini yerden yere atacak kadar hareketli ve heyecanlı.. Artık tuttuğu adamda değil parkelerle göz göze savunma yapıyor. Bu gelişmeye en çok şaşıranlar ise ‘bu adama ne oldu da durmadan üstümüze balıklama atlıyor’ diye düşünecek parkeler olsa gerek.

Kaynak: Cumhuriyet


Hücum mu savunma mı

Basketbol dünyanın en zor takım sporudur. Başka hiçbir sporda steps, pivot uygulaması yoktur. Siz topla istediğiniz gibi koşar, istediğiniz yerde durursunuz. Basketbolda ise driplinge başlamak da durmak da problem doludur. Ayaklarınızı serbestçe oynatamazsınız.

Basketbolda hakemlik de çok zordur. Kurallar her geçen gün değiştiğinden hakemleri de anlamak pek kolay değil. Hakemler son olarak dripling yaparken ‘top taşımak’ yasağını getirdiler. Bu son kuralı henüz hiçbir oyuncu tam olarak anlamış değil. Ben hakemlerin de driplingle top taşıma kuralını tam olarak anladıklarını sanmıyorum.

Bu kuralla hakem, berabere giden her maçta, son dakikada hangi takıma maç kazandırmak isterse, hedeflediğini gerçekleştirebilir. Neyse ki hakemlerimizin hepsi kaliteli ve tarafsız. Basketbolda hücum mu yoksa savunma mı kolay dersek çoğumuz hücum deriz. Ama bu anlayış yanlıştır.

Hücum daha kolay değildir. Hücumda gaye topu çemberden geçirmek olduğu için tabii savunmadan daha heyecan vericidir. Hücumda elinizde top vardır. Ama top bazen silahınız, çoğu zamanda probleminizdir.

Başarılı olmak için hücumda topa vücudunuzun bir parçası gibi hakim olmanız gerekir. Pivot ayağı yanlışı (steps gibi kurallar) hep hücum için geçerlidir. Ama savunmada top probleminiz yoktur. Kollarını, ayaklarınızı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Tabi faul yapmamak şartıyla. Topa hakim olmak için iyi şut, iyi dripling ustası olmak için çok çalışmak gerekir. Savunma ise daha kısa sürede öğrenilebilir.

İyi şutör olmak, iyi dripling yapmak, iyi pas verebilmenin her biri ayrı bir hüneridir. Savunmanın temelinde ise disiplin ve kararlılık yatar. Her gece yatarken ben yarın daha saldırgan savunma yapacağım kararını verirseniz ertesi gün bu kararınızı kısmen de olsa gerçekleştirme şansınız vardır. Ama ben yarın daha iyi şutör olacağım, her attığımı sokacağım derseniz bu hayalin gerçekleşmesini ancak rüyanızda görebilirsiniz.

Türk Basketbol Ekolü dediğimizde aklımıza önce hep oyunun sürati gelir. Türk çocuğu hızlı oyunda mı, set oyununda mı başarılıdır? Türk çocuğunun şut yeteneğinin nasıl en etkili şekilde kullanabiliriz gibi birçok hücumla ilgili soru gelir. Bu soruların içinde hiçbir savunma sorusu yoktur. Ama biz Türk Basketbol Ekolü, etkili saldırgan savunmaya dayanır. Türk Basketbolunda hücum savunmadan başlar gibi, savunma temelleri oluşturursak basketbolumuzun Avrupa’nın en iyisi olma şansı çok artar.

Bu yüzden biz genç takım koçlarımızın oyuncularına ‘Basketbolun temeli savunmadır. İyi savunmacı olmak, iyi hücum oyuncusu olmaktan daha kolaydır’ tezini anlatmalarını bekliyoruz. İyi savunmacı olduğunuzda takımdaki yeriniz garantidir. Oyuna savunma yarı sahasından girilir. Hücum yarı sahasından girmek isterseniz, hücum yeteneğiniz ne kadar güçlü olarsa olsun maçları Ender Arslan gibi yedek sırasından izlersiniz. Ender Arslan hücumda belki de Türkiye’nin en yetenekli oyuncusu ama savunması sınırlı ve isteksiz. Bu yüzden koçu onun yerine savunması daha güçlü olan Wisniewski’yi oynatıyor.

Hırvat koçun taraf tutmadığını son maçlarda, son çeyrekte sayı kralı Rakoçevic’i kenarda oturtup Sinan Güler’i oynatmasıyla gördük. Aynı duruma Beşiktaş-Trabzon maçında da tanık olduk. Son çeyrekte Iverson kenardayken savunmada ölümüne savaşan Serhat Çetin sahadaydı.

Hücum mu savunma mı diye sorarken bile hücuma öncelik tanıyoruz. Ama Türk Basketbolu’nda savunma giderek önem kazanıyor ve zirveyi zorluyor.

*Gelecek yazı yine savunma üzerine olacak ve Ömer Onan gerçeğini tartışacağız.

Kaynak: Cumhuriyet


Ankara basketbolu ve Türk Telekom

Ankara eskiden Türk Basketbolu’nda başkentiydi. Türk Basketbolu deyince akla önce Ankara ve Ankaralı oyuncular gelirdi. Ama günümüzde öyle bir yere geldik ki Ankara basketbolunun milli ligde kalıp kalmayacağı tartışılır oldu.

Bu yüzden bu konuya eğilmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Bizim zamanımızda Ankara’da Mülkiye, Harbiye ve Kolejler Türkiye’nin en güçlü takımları sıralamasında hep öndeydiler. Gençlerin hayali Ankara’da basketbol oynamaktı.

Ben Darüşşafaka’dan mezun olduğumda Mülkiye’den 90 lira burs kazanmıştım. Ankara’da basketbol oynayacağım için sevinç ve heyecan doluydum. Ama o sıralarda Galatasaray Genç Takımı’yla da antrenmanlara çıkıyordum. Bir gün Türk basketbol tarihinin tartışılmaz bir numaralı ismi Turgut Atakol, beni kulüp başkanıyla görüşmeye çağırdı.

Onunla birlikte Hasnun Galip’teki Galatasaray lokalinin alt katında küçücük bir odada kulüp başkanıyla buluştuk. Başkan bana “Biliyorum Ankara’da basketbol oynamak çok cazip ama biz senin Galatasaray’da oynamanı istiyoruz sana 100 lira burs versek bizde kalır mısın?” dedi. Galatasaray’da oynamanın onuru Atakol’un arzusu beni etkiledi. “Peki” dedim. Odadan çıkınca Turgut ağabey’e “Bu bey kimdir?” diye sordum, cevabı “Ali Sami Yen bey” dedi ve ben basketbolumuzun ilk profesyonel oyuncusu olarak Galatasaray’da basketbol hayatımı tamamladım. Ama benim Ankara’ya gitmemem bir şey değiştirmedi. Yıllarca Türkiye’nin en iyi oyuncuları Ankara’da yetişti. Rüştü Yüce, Orhan Girgin, Erdal Poyrazoğlu, Nuri Tan, Kemal Erdanay, Reşat Güney, Nadir Vekiloğlu bunlardan bazıları..

Bütün bu oyuncular Ankara’da yetişirken İstanbul’da oyuncu yetiştirme sıkıntısı yaşanıyordu. Zaman içinde bu Ankaralı oyuncular İstanbul’a transfer olmaya başladılar ve İstanbul’a geldikleri her kulübü büyük kulüp yaptılar. Eczacıbaşı bunlardan biri… Neden Ankara’da iyi oyuncu yetişiyordu da İstanbul iyi oyuncu hazırlamakta zorlanıyordu? Bu konu ve çözümü bizim internet sayfamızın varoluş sebebi…

Bu konuya her fırsatta değineceğiz. Ama şimdi güncel problem başka; Ankara kulüpleri ekonomik sebeplerden dolayı güçlü takımlar kurmaya zorlanırken ortaya maddi gücü büyük Türk Telekom çıktı. Ve Ankara basketbolunun yeniden ümidi oldu. Ama bu ümit giderek azalıyor. Tesisi, güçlü bütçesi ve Ankaralı basketbol severlerin desteğine sahip Türk Telekom giderek yok oluyor, bunun sebebini anlamak mümkün değil. Ama Türk Telekom sadece kendi taraftarlarına karşı sorumlu değil. Ankara basketboluna hatta Türk basketboluna da sorumlu ama bu sorumluğu yerine getiremiyor. Türk basketbolunun ender güvenilir isimlerinden Ercüment Sunter ortada yok.

Basketbolumuzun geleceği en parlak koçlarından Murat Özyer’i de kaybettiler, en son olarak da tecrübeli koç Faruk Akagün’le de yollarını ayırdılar. Bu durum problemin koçlarda olmadığını gösteriyor. Belli ki problem yönetimde ve çözüm de yönetimde. Telekom yönetimini bilmiyorum, tanımıyorum. Ama bildiğim bir şey basketbol yönetiminin, basketbol sevgisi sınırsız yöneticilerden kurulmuş olması gerekiyor.

Ve kararlar tartışılarak danışılarak alınmalı. Ankara’da basketbol sevgisi bilgisi tartışılmaz iki kişi var. Armağan Asena danışman olabilir ve Ercüment Sunter yetkili ve güçlü olarak görevi ne olursa olsun ortaya çıkmalıdır.

Türk Telekom yönetimi Türk basketboluna en çok faydalı olan yönetim olarak tarihe geçme şansına sahip. Türk basketbolu Edirne ve Trabzon’u kazanmanın sevincini yaşarken Ankara’yı kaybedemez. Kendilerinden bütün Türkiye’ye örnek olarak mükemmel bir organizasyon bekliyoruz.

Kaynak: Cumhuriyet