Basketbolcunun en büyük silahı beynidir

Daha iyi basketbolcu olmak ister misiniz? Bu soruya herhalde “hayır” diyecek kimse yoktur. Peki, “iyi basketbolcu nasıl olunur?” diye sorsak pek çoğumuz, hatta hepimiz bu sorunun cevabını bildiğimize inanırız. Cevap “daha iyi, daha sıkı” çalışmak olur. Şutumuzu geliştirmek, daha iyi dripling yapmak, boş adamları bulup pas vermek, ribaund bunlardan bazılarıdır. Bu saydıklarımızın hiçbiri yanlış değildir. Geçekten iyi basketbolcu olmanın yolu iyi şutör olmak, iyi pasör olmak, iyi ribaundçu olmak ve iyi savunmacı olmaktan geçer. Ama daha iyi oyuncu olmanın en iyi konusu bunların içinde yoktur ve çoğumuz bunu dakikalarda düşünsek bulamayız.

Bir basketbolcunun en büyük silahı beynidir. Beynini de kullanan oyuncuların, daha iyi oyuncu olma şansı sadece fiziki fundamentaller çalışan oyunculardan kat ve kat fazladır. Beynini çalıştıran ve bu çalışmaya her gün 10-15 dakika ayıran oyuncuların, daha iyi oyuncu olma şansları, sadece vücudunu (ellerini-kollarını) çalıştıran oyunculardan iki kat fazladır. İyi oyuncu ile büyük oyuncu arasında kolay gözükmeyen fark, beynin de kullanılmasıdır. Eğer siz fundamentallere ayırdığımız zamanın, çok küçük bir zamanını da beyninize ayırırsanız başarı yolunuz açılır ve büyük oyuncu olma yolunda büyük bir adım atmış olursunuz. Bir örnek verelim… Bugüne kadar NBA’de ve dünyada gelmiş geçmiş en iyi oyuncunun Michael Jordan olduğunu düşünenler büyük bir çoğunluktur. Peki bu kadar senedir, Jordan kadar iyi şut atan, adam geçen, savunma yapan başka oyuncu çıkmadı mı? Öyle çok oyuncu çıktı. “Peki Jordan’ı tartışmasız dünyanın en iyi oyuncusu yapan özelliği neydi” diye soruyorsanız cevabı “beyni” olacaktır. Beyninden geçenler onu farklı yapıyordu. Sınırsız kazanma hırsı, inanılmaz özgüveni ve basketbol oyunu, özellikle rakiplerini devamlı incelemesi, onun herkeste olmayan özellikleriydi. Jordan’ın devamını Kobe Bryant’ta görüyoruz. Onun kazanma hırsının da beyninden kaynaklandığı şüphesiz.
Şunu önceden kabul etmemiz gerekir ki, yapacağımız beyin cimnastiği ile bütün fundamental çalışmaları gibi devamlı ve düzen içinde yapılmalıdır. Ama bu çok güç değildir. Günde 10 dakika yapılacak beyin çalışmaları devamlı yapılırsa, kısa bir süre sonra sizi sadece sahada yaptığınız çalışmalara göre çok daha iyi bir oyuncu yapacaktır. Bundan emin olun. Yapılacak ilk beyin çalışması, olmak istediğiniz oyuncuyu hayal etmektir. Beyninize onun resmini yerleştirin ve bu başarı resmini her gün en az 10 dakika beyninizde canlandırın. Bunu evinizde, odanızda hatta yürüyüş sırasında bile yapabilirsiniz. Ama bu çalışmaların hemen sonuç vereceğini düşünmeyin. Başarı beyniniz ile adalenizin arasında gizli bir uzlaşma başlayınca gelecektir.

Basketbolda başarı savunma için daha kolay, hücum için ise saha güçtür. Siz hayalinizde çok iyi bir şutör olmayı seçerseniz, bunun sahadaki çalışma ile gerçekleşmesi zaman alır. Bu yüzden beyninizdeki resim gerçekçi olmalıdır. “Ben yarın maça çıkıp 10 şutun 10’unu da sokacağım” derseniz, bu bir hayal olarak kalır ama “Ben yarınki maçta savunduğum adamı, 10 sayının altında tutacağım” hayaliniz gerçekleşebilir. Basketbolda savunma beyinden başlar. “”Ben iyi bir savunmacı olacağım” diye karar verip, gerekli çalışmaları yürekten yaparsanız, iyi bir savunmacı olmanız kaçınılmazdır. Eğer siz uzun bir oyuncuysanız, “ben yarın 7’si savunma, 3’ü hücum 10 ribaund alacağım” diye karar verirseniz, bu hayal 10’da 10 şut isabetine göre çok daha gerçekçidir. Siz iyi bir savunmacı olduğunuzda bunu en önce fark edecek olan koçunuz olacaktır. Koçunuzun size güveni arttığı için daha uzun sahada kalmanız ilk olumlu gelişme olacaktır. Özet, koçunuza girmenin en kolay yolu savunmanızla başlar. Koçunuzun güveni artıkça, sizin de özgüveniniz artar. Özgüven basketbolda başarının temelidir. Özgüvenle birlikte hücumunuz da gelişmeye başlar Attığınız faullerin yüzdesi hemen artar. Örneğin bugün Beşiktaşlı Gasper Vidmar’ın faulleri sokamayışının en büyük nedeni kendine olan güvensizliktir. Vidmar faul atarken, kafasından, beyninden geçenlerin hepsi olumsuzdur. “Acaba yine mi kaçıracağım” korkusu onun üst üste iki faul sokmasını önlemektedir. Beynin ne kadar önemli bir silah olduğunun bir göstergesi de Ömer Aşık’tır. Ömer’in özgüveni “ben yarınki maçta en az 10 savunma ribaundu alacağım” inancıyla başladı.

Tabii bu başarıyla gelen özgüven, onun faul atışlarında da gelişim sağlıyor. Ömer’in faul sokamamak en büyük problemi idi ama ribaundlarda kazandığı beyinsel özgüven bu probleme çare oldu. Bugün Amerika’da hemen her takımda bir psikolog doktor görev yapıyor. Bu doktorun ilk ve tek görevi oyuncunun beynine hakim olup, ona özgüven kazandırmaktır. Beyninizde gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz gerçeğe yakın ve uygun olmalıdır. Örneğin siz 1.85’lik bir oyun kurucu iseniz hayal ettiğiniz resim sizin havada 360 derece dönüp potalara smaç vurmak ise, bunun gerçekleşmesi ihtimali yoktur ama iyi driplingci olup sahayı görme yeteneğiniz yeterli ise liginizde asist kralı olabilirsiniz. Şutunuz iyi ise ve birebirde adam geçiyorsanız buna dripling yaparken boş adamı görüp ona pas vermek yeteneğini eklerseniz ligin en iyi oyun kurucusu olabilirsiniz. Bu yüzden beyninizi olmayacak resimlerle doldurup, onu yormayın, gerçekçi olun.
Başarılar.

Kaynak: Basketfaul.com


Furkan Aldemir: Mr. Ribaund

Bilmiyorum izliyor musunuz? NBA TV yaz ligi maçlarını yayınladı. Yaz Ligi’nde takımlarda tümüyle genç oyuncular oynuyor ve böylece lig bir geliştirme ligi karakterine kavuşuyor. Eğer bu ligde oynanan basketbol NBA’e yansıyacaksa durum ilginç. Yaz Ligi’nde pas sayısı çok azdı. Oyuncular her boş bulduklarında 3 sayı atıyorlardı. Buna pivotlar da dahil… Zaten iri yarı sırtı dönük pivot anlayışı hemen hiç kullanılmıyor. Oyun kurucu hariç diğer 4 oyuncu yer değiştiriyorlar ve çok yönlü oyuncu olma yolunda ilerleme fırsatı buluyorlar. Maçlar Avrupa Ligleri gibi 10’ar dakikalık 4’er çeyrekten oynanıyor. NBA Ligi’deki takımların tecrübeli koçları maçları izliyorlar, bir yandan oyuncu seçerken bir yandan basketboldaki gelişmeleri inceliyorlar. Yaz Ligi’nin en ilginç yanı hakemlere hiç itiraz edilmiyor. Bu kadar büyük bir otorite nasıl sağlanıyor? Herkes için merak konusu. 

Bu ligde bizi ilgilendiren oyuncu Furkan Aldemir.  NBA’de oynamaya başladığında “Hazır olmadan gönderiyoruz” diye yazmıştık. Furkan şutunu geliştirmeye uğraşıyor ama henüz mükemmel bir şutör olmuş değil. Oynadığı ikinci maçta 5’te 3 üç sayı sokunca bütün tribünler şaşırıp kaldılar. Ama tartışılmaz olan konu Furkan’ı ribaund yeteneğinin artarak devam ettiği. NBA’de ligde çok sık 3 sayı atıldığı için Furkan’ın ribaund şansı artıyor. Ribaund için doğuştan gelen bir özelliği var. 3 sayı atıldığında hemen tüm oyuncular topun girip girmeyeceğini beklerler ve top havadayken topu seyrederler. Furkan’ın ise şut atıldığında top elden çıkar çıkmaz topu havada izlemeden ribaunda koşup rakip oyuncunun önünde yer alma yeteneği var. Bu sayede ribaund ortalaması yüksek. Bu yüzden ona Mr. Ribaund diyorlar. Ama onu da şutu Ömer Aşık gibi yetersiz. 

Şut geliştirmek kolay bir iş değil. Amerika’da her kulüpte görevleri oyuncuların şut yüzdelerini geliştirmek olan şut doktorları var. Onlar da çok başarılı olamıyorlar. Özellikle adale hafızası yetersiz orta yaşta deneyimli oyuncuların şutları kolay kolay gelişmiyor. Bu yüzden Türk koçlarının oyuncular gençken iyi şutör yapmaları büyük önem kazanıyor. Yaşlandıktan sonra şutunu bütün gayretine rağmen geliştiremeyen oyuncuların başında Doğuş Balbay var. Fizik ve beyinsel bütün yeteneklerini şutları sokamayıp kullanamadığı için basketbol hayatını kapatmak yolunda. Şutunu geliştiren birkaç oyuncumuz var. Bunlardan en başarılısı bu yıl Galatasaray’da izleyeceğimiz Göksenin Köksal.  O Türkiye’nin en saldırgan savunmacılarından biri. Şutları da artık giriyor. Bence önümüzdeki sezon hayranlıkla, hatta “Bu da ne yapıyor?” diye şaşkınlıkla izlediğimiz savunmasına şutlarını da ekleyince milli takımın değişmez oyuncularından biri olacaktır.

Yaz Ligi’nin ilginç yönlerinden biri de San Antonio’nun koçunun bayan oluşuydu. Becky Hammon adlı genç bayan koçun takımı Las Vegas’ta şampiyon oldu. “Acaba bayanlar erkeklerden daha kısa sürede daha doğru kararlar veriyorlar mı?” sorusu  tartışılıyor. Bu yüzden de NBA takımların asistan koç olarak bayanlara yönelme eğilimi gösteriyor. Yani yeni Becky Hammon’lar çıkabilir.

Gelelim basketbolumuza… Ben Harun Erdenay döneminde Türk Basketbolu’nun çok şey kazanacağına inanıyorum. Harun’un evinde babası (Türk Basketbolu’nun en kıymetli adamlarından Kemal Erdenay) ve federasyonda Turgay Demirel gibi iki mentör danışmanı var. TÜBAD’da ise Mehmet Baturalp ve Aydın Örs gibi çok değerli basketbol adamlarımız var. Onların yeri ise maalesef Abdi İpekçi’de tuvaletin yanında küçük bir oda. TÜBAD, Harun’un başkanlığında layık olduğu değeri görürse mükemmel bir tartışma ortamı yaratılabilir. Yaz Ligi, Geliştirme Ligi gibi liglerle yabancı oyuncu çokluğuna karşı çareler bulunabilir. Çare bulunduktan sonra sıra harekete geçmeye gelir. Hepimiz bu olumlu hareketleri başlamasını bekliyoruz.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Yetiştiriyoruz ama geliştiremiyoruz

Turgut Atakol Turnuvası’nı 4 gün canlı izleme fırsatını buldum. Avrupa’nın en iyi 10 takımının katıldığı turnuvanın bu yıl 20.’si yapıldı. Belki Turgut Atakol’u tam olarak tanıma fırsatı bulamamışsınızdır. Be özetleyeyim… Bugün Türkiye’de basketbol oynanıyorsa ve varsa bu başarının temelindeki isim Turgut Ağabeyimizdir. Türk Basketbolu’nu büyütmek için dünyada yapılmamış fedakârlıkların mimarı o’dur. Belki biliyorsunuzdur ama ben yine de tekrarlayayım… Yıllar önce o zamanların yenilmez armadası Galatasaray’da oynarken kulüp sorumlusu Turgut Ağabey idi. Biz Avrupa’da hazırlık maçlarına giderken Vefa’da oynayan, o günleri Shaquille O Neal’i, Türkiye’nin gelmiş geçmiş iri pivotlarından Altan Dinçer’i takviye olarak alır, beraber giderdik. Altan Dinçer bir süre sonra Galatasaray’da oynamak istediğini bana söyledi. Ben de Turgut Ağabey’e “Altan Dinçer gelmek istiyor. Onu alırsak gerçek yenilmez armada oluruz” dedi. Aldığım cevap, “Türk Basketbolu için önemli olan bizim yenilmez takım oluşumuz değil, Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin başlamasıdır” oldu ve Altan’ı Fenerbahçe’ye verdi. Kısa bir süre sonra da Türkiye’nin ilk koçu Samim Göreç Ağabeyi Fenerbahçe’ye yolladı. Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti arttı ve biz uzun süre Fenerbahçe’yi yenemedik. 

Yirminci Atakol Turnuvası maalesef hak ettiği ilgiyi görmedi, seyirci sayısı 20’yi, 30’u geçemedi. Ben yine de TBF’ye bu turnuvayı düzenlediği içi teşekkür ediyorum. Yeni Basketbol federasyonu Başkanı Harun Erdenay ile ancak birkaç dakika konuşma şansım oldu ama içimdeki his Harun’un başkanlığında Türk Basketbolu yeni zirvelere tırmanacağı şeklinde. Turgay Demirel’in basketbolumuzu nereden alıp nereye getirdiği konusu tartışılmaz. Ama onun döneminde basketbol ailesi onun “Her kararı ben veririm” anlayışı yüzünden bir araya gelmekte zorlanıyordu. Bu gerilim artık bugün yok. Herkes için ortak bir tartışma ortamı mevcut. Ben Harun’un Atakol Turnuvası’nı gelecek yıl başka bir şehirde yaptırarak veya başka yollarla ilgi toplayacağına inanıyorum.

Seyircinin çok az sayıda oluşunun tek faydası hakemlere oldu. Bütün turnuva boyunca tribünlerden hakemler için negatif sesler duyulmadı. Hakemlerin ikisi hariç tümü yabancıydı. Ve ben iki kıymetli Türk hakemi; Zafer Yılmaz ve Yener Yılmaz kardeşlerimle konuşma ve yakınlaşma fırsatı buldum. Konuştukça da hakemliğin ne kadar güç bir meslek olduğunu bir kez daha anladım. Hepimizin anlayacağı bir tek konu var. Hakemler olmasa, basketbol oynanmazdı. Bu yüzden bu kadar güç mesleği seçtikleri için hakemlere teşekkür ediyoruz. Hakemlik her gün daha güçleşiyor çünkü savunma her geçen gün daha saldırgan oluyor. Savunma sloganı artık “Tuttuğun  adama nefes aldırma” oldu. Bu turnuvada hiçbir turnuvada görmediğimiz kadar ikili hatta üçlü sıkıştırmalar uygulandı. Savunma saldırganlığı daha da artacak ve hakemlik daha da zorlaşacak, bu görünüyor. Biz şimdilik hakemlere bunu hatırlatalım. Basketbol seyircilerimizden de tribündeki hakemler aleyhindeki bağırıp çağırmayı bırakıp onlara anlayış göstermelerini bekliyoruz.

Gelelim takımlara… Bizim takım için “Başarılı oldular” diyemeyiz. Aylar önce bir yazı yazmıştım. Yazıda “Beni olumlu etkileyen sadece Eskişehir Basket’in oyun kurucusu Kartal Özmızrak oldu” demiştim. Bu turnuvadaki takım için de söylenecek çok az şey var. Takımın en iyisi Kartal Özmızrak idi. Geriye kalanlar içinde Doğukan Şanlı, Metecan Birsen, Emircan Koşut, hatta Kerem Kanter’in önü açık ama kat etmek zorunda oldukları çok yol var. Oyuncu yetiştiriyoruz ama oyuncuyu geliştirip büyük oyuncu yapamıyoruz. Türk Basketbolu’nun problemi bu. 

U19 Şampiyonası’nda İspanya’yı yendik. Peki aynı takımlar arasında 3-4 yıl sonra biz İspanya’nın çok gerisinde kalırsak bunu nasıl açıklayacağız? Buna nasıl çare bulacağız sorusu bütün ölü sezon yazılarımızın konusu olacak.

Diğer ülkelere gelince… Fransa çareyi bulmuş durumda. sadece ABD’li siyahiler değil Afrika’da yaşayan siyahiler de basketbolun peşindeler. Fransa’da Tony Parker ile başlayan siyahi oyuncu devri giderek artmakta. Atakol Turnuvası’nda Fransız takımında ilk beşte daima iki ya da üç siyahi oyuncu vardı. Çabuklukları, fizik üstünlükleri Fransa Basketbolu’nun emrindeydi. Hatta koçları bile siyahi idi. Gelecek yıllarda Fransa’yı yenmek daha da zor olacak gibi görünüyor. Almanya’da ise kadroda Mutlu’nun kardeşi İsmet Akpınar adlı bir oyuncu var. Takımın en yetenekli oyuncusu o. İsmet’in Türk kulüplerinin hepsine çok faydalı olacağı gözüküyor, hatırlatırız.

Yunanistan’da yeni bir Spanoulis veya Diamantidis benzeri yok, işleri zor. Sırplar Avrupa Basketbolu’nun oyuncu gelişmesine en uygun ülke olduklarını ispatlayıp şampiyon oldular.

Tekrarlıyorum… “Biz Türk çocuğunu nasıl büyük oyuncu yaparız.” Bütün ölü sezondaki konumuz bu olacak. Bu konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.

Kaynak: Basketfaul