Basketbolcunun en büyük silahı beynidir

Daha iyi basketbolcu olmak ister misiniz? Bu soruya herhalde “hayır” diyecek kimse yoktur. Peki, “iyi basketbolcu nasıl olunur?” diye sorsak pek çoğumuz, hatta hepimiz bu sorunun cevabını bildiğimize inanırız. Cevap “daha iyi, daha sıkı” çalışmak olur. Şutumuzu geliştirmek, daha iyi dripling yapmak, boş adamları bulup pas vermek, ribaund bunlardan bazılarıdır. Bu saydıklarımızın hiçbiri yanlış değildir. Geçekten iyi basketbolcu olmanın yolu iyi şutör olmak, iyi pasör olmak, iyi ribaundçu olmak ve iyi savunmacı olmaktan geçer. Ama daha iyi oyuncu olmanın en iyi konusu bunların içinde yoktur ve çoğumuz bunu dakikalarda düşünsek bulamayız.

Bir basketbolcunun en büyük silahı beynidir. Beynini de kullanan oyuncuların, daha iyi oyuncu olma şansı sadece fiziki fundamentaller çalışan oyunculardan kat ve kat fazladır. Beynini çalıştıran ve bu çalışmaya her gün 10-15 dakika ayıran oyuncuların, daha iyi oyuncu olma şansları, sadece vücudunu (ellerini-kollarını) çalıştıran oyunculardan iki kat fazladır. İyi oyuncu ile büyük oyuncu arasında kolay gözükmeyen fark, beynin de kullanılmasıdır. Eğer siz fundamentallere ayırdığımız zamanın, çok küçük bir zamanını da beyninize ayırırsanız başarı yolunuz açılır ve büyük oyuncu olma yolunda büyük bir adım atmış olursunuz. Bir örnek verelim… Bugüne kadar NBA’de ve dünyada gelmiş geçmiş en iyi oyuncunun Michael Jordan olduğunu düşünenler büyük bir çoğunluktur. Peki bu kadar senedir, Jordan kadar iyi şut atan, adam geçen, savunma yapan başka oyuncu çıkmadı mı? Öyle çok oyuncu çıktı. “Peki Jordan’ı tartışmasız dünyanın en iyi oyuncusu yapan özelliği neydi” diye soruyorsanız cevabı “beyni” olacaktır. Beyninden geçenler onu farklı yapıyordu. Sınırsız kazanma hırsı, inanılmaz özgüveni ve basketbol oyunu, özellikle rakiplerini devamlı incelemesi, onun herkeste olmayan özellikleriydi. Jordan’ın devamını Kobe Bryant’ta görüyoruz. Onun kazanma hırsının da beyninden kaynaklandığı şüphesiz.
Şunu önceden kabul etmemiz gerekir ki, yapacağımız beyin cimnastiği ile bütün fundamental çalışmaları gibi devamlı ve düzen içinde yapılmalıdır. Ama bu çok güç değildir. Günde 10 dakika yapılacak beyin çalışmaları devamlı yapılırsa, kısa bir süre sonra sizi sadece sahada yaptığınız çalışmalara göre çok daha iyi bir oyuncu yapacaktır. Bundan emin olun. Yapılacak ilk beyin çalışması, olmak istediğiniz oyuncuyu hayal etmektir. Beyninize onun resmini yerleştirin ve bu başarı resmini her gün en az 10 dakika beyninizde canlandırın. Bunu evinizde, odanızda hatta yürüyüş sırasında bile yapabilirsiniz. Ama bu çalışmaların hemen sonuç vereceğini düşünmeyin. Başarı beyniniz ile adalenizin arasında gizli bir uzlaşma başlayınca gelecektir.

Basketbolda başarı savunma için daha kolay, hücum için ise saha güçtür. Siz hayalinizde çok iyi bir şutör olmayı seçerseniz, bunun sahadaki çalışma ile gerçekleşmesi zaman alır. Bu yüzden beyninizdeki resim gerçekçi olmalıdır. “Ben yarın maça çıkıp 10 şutun 10’unu da sokacağım” derseniz, bu bir hayal olarak kalır ama “Ben yarınki maçta savunduğum adamı, 10 sayının altında tutacağım” hayaliniz gerçekleşebilir. Basketbolda savunma beyinden başlar. “”Ben iyi bir savunmacı olacağım” diye karar verip, gerekli çalışmaları yürekten yaparsanız, iyi bir savunmacı olmanız kaçınılmazdır. Eğer siz uzun bir oyuncuysanız, “ben yarın 7’si savunma, 3’ü hücum 10 ribaund alacağım” diye karar verirseniz, bu hayal 10’da 10 şut isabetine göre çok daha gerçekçidir. Siz iyi bir savunmacı olduğunuzda bunu en önce fark edecek olan koçunuz olacaktır. Koçunuzun size güveni arttığı için daha uzun sahada kalmanız ilk olumlu gelişme olacaktır. Özet, koçunuza girmenin en kolay yolu savunmanızla başlar. Koçunuzun güveni artıkça, sizin de özgüveniniz artar. Özgüven basketbolda başarının temelidir. Özgüvenle birlikte hücumunuz da gelişmeye başlar Attığınız faullerin yüzdesi hemen artar. Örneğin bugün Beşiktaşlı Gasper Vidmar’ın faulleri sokamayışının en büyük nedeni kendine olan güvensizliktir. Vidmar faul atarken, kafasından, beyninden geçenlerin hepsi olumsuzdur. “Acaba yine mi kaçıracağım” korkusu onun üst üste iki faul sokmasını önlemektedir. Beynin ne kadar önemli bir silah olduğunun bir göstergesi de Ömer Aşık’tır. Ömer’in özgüveni “ben yarınki maçta en az 10 savunma ribaundu alacağım” inancıyla başladı.

Tabii bu başarıyla gelen özgüven, onun faul atışlarında da gelişim sağlıyor. Ömer’in faul sokamamak en büyük problemi idi ama ribaundlarda kazandığı beyinsel özgüven bu probleme çare oldu. Bugün Amerika’da hemen her takımda bir psikolog doktor görev yapıyor. Bu doktorun ilk ve tek görevi oyuncunun beynine hakim olup, ona özgüven kazandırmaktır. Beyninizde gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz gerçeğe yakın ve uygun olmalıdır. Örneğin siz 1.85’lik bir oyun kurucu iseniz hayal ettiğiniz resim sizin havada 360 derece dönüp potalara smaç vurmak ise, bunun gerçekleşmesi ihtimali yoktur ama iyi driplingci olup sahayı görme yeteneğiniz yeterli ise liginizde asist kralı olabilirsiniz. Şutunuz iyi ise ve birebirde adam geçiyorsanız buna dripling yaparken boş adamı görüp ona pas vermek yeteneğini eklerseniz ligin en iyi oyun kurucusu olabilirsiniz. Bu yüzden beyninizi olmayacak resimlerle doldurup, onu yormayın, gerçekçi olun.
Başarılar.

Kaynak: Basketfaul.com


Furkan Aldemir: Mr. Ribaund

Bilmiyorum izliyor musunuz? NBA TV yaz ligi maçlarını yayınladı. Yaz Ligi’nde takımlarda tümüyle genç oyuncular oynuyor ve böylece lig bir geliştirme ligi karakterine kavuşuyor. Eğer bu ligde oynanan basketbol NBA’e yansıyacaksa durum ilginç. Yaz Ligi’nde pas sayısı çok azdı. Oyuncular her boş bulduklarında 3 sayı atıyorlardı. Buna pivotlar da dahil… Zaten iri yarı sırtı dönük pivot anlayışı hemen hiç kullanılmıyor. Oyun kurucu hariç diğer 4 oyuncu yer değiştiriyorlar ve çok yönlü oyuncu olma yolunda ilerleme fırsatı buluyorlar. Maçlar Avrupa Ligleri gibi 10’ar dakikalık 4’er çeyrekten oynanıyor. NBA Ligi’deki takımların tecrübeli koçları maçları izliyorlar, bir yandan oyuncu seçerken bir yandan basketboldaki gelişmeleri inceliyorlar. Yaz Ligi’nin en ilginç yanı hakemlere hiç itiraz edilmiyor. Bu kadar büyük bir otorite nasıl sağlanıyor? Herkes için merak konusu. 

Bu ligde bizi ilgilendiren oyuncu Furkan Aldemir.  NBA’de oynamaya başladığında “Hazır olmadan gönderiyoruz” diye yazmıştık. Furkan şutunu geliştirmeye uğraşıyor ama henüz mükemmel bir şutör olmuş değil. Oynadığı ikinci maçta 5’te 3 üç sayı sokunca bütün tribünler şaşırıp kaldılar. Ama tartışılmaz olan konu Furkan’ı ribaund yeteneğinin artarak devam ettiği. NBA’de ligde çok sık 3 sayı atıldığı için Furkan’ın ribaund şansı artıyor. Ribaund için doğuştan gelen bir özelliği var. 3 sayı atıldığında hemen tüm oyuncular topun girip girmeyeceğini beklerler ve top havadayken topu seyrederler. Furkan’ın ise şut atıldığında top elden çıkar çıkmaz topu havada izlemeden ribaunda koşup rakip oyuncunun önünde yer alma yeteneği var. Bu sayede ribaund ortalaması yüksek. Bu yüzden ona Mr. Ribaund diyorlar. Ama onu da şutu Ömer Aşık gibi yetersiz. 

Şut geliştirmek kolay bir iş değil. Amerika’da her kulüpte görevleri oyuncuların şut yüzdelerini geliştirmek olan şut doktorları var. Onlar da çok başarılı olamıyorlar. Özellikle adale hafızası yetersiz orta yaşta deneyimli oyuncuların şutları kolay kolay gelişmiyor. Bu yüzden Türk koçlarının oyuncular gençken iyi şutör yapmaları büyük önem kazanıyor. Yaşlandıktan sonra şutunu bütün gayretine rağmen geliştiremeyen oyuncuların başında Doğuş Balbay var. Fizik ve beyinsel bütün yeteneklerini şutları sokamayıp kullanamadığı için basketbol hayatını kapatmak yolunda. Şutunu geliştiren birkaç oyuncumuz var. Bunlardan en başarılısı bu yıl Galatasaray’da izleyeceğimiz Göksenin Köksal.  O Türkiye’nin en saldırgan savunmacılarından biri. Şutları da artık giriyor. Bence önümüzdeki sezon hayranlıkla, hatta “Bu da ne yapıyor?” diye şaşkınlıkla izlediğimiz savunmasına şutlarını da ekleyince milli takımın değişmez oyuncularından biri olacaktır.

Yaz Ligi’nin ilginç yönlerinden biri de San Antonio’nun koçunun bayan oluşuydu. Becky Hammon adlı genç bayan koçun takımı Las Vegas’ta şampiyon oldu. “Acaba bayanlar erkeklerden daha kısa sürede daha doğru kararlar veriyorlar mı?” sorusu  tartışılıyor. Bu yüzden de NBA takımların asistan koç olarak bayanlara yönelme eğilimi gösteriyor. Yani yeni Becky Hammon’lar çıkabilir.

Gelelim basketbolumuza… Ben Harun Erdenay döneminde Türk Basketbolu’nun çok şey kazanacağına inanıyorum. Harun’un evinde babası (Türk Basketbolu’nun en kıymetli adamlarından Kemal Erdenay) ve federasyonda Turgay Demirel gibi iki mentör danışmanı var. TÜBAD’da ise Mehmet Baturalp ve Aydın Örs gibi çok değerli basketbol adamlarımız var. Onların yeri ise maalesef Abdi İpekçi’de tuvaletin yanında küçük bir oda. TÜBAD, Harun’un başkanlığında layık olduğu değeri görürse mükemmel bir tartışma ortamı yaratılabilir. Yaz Ligi, Geliştirme Ligi gibi liglerle yabancı oyuncu çokluğuna karşı çareler bulunabilir. Çare bulunduktan sonra sıra harekete geçmeye gelir. Hepimiz bu olumlu hareketleri başlamasını bekliyoruz.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Yetiştiriyoruz ama geliştiremiyoruz

Turgut Atakol Turnuvası’nı 4 gün canlı izleme fırsatını buldum. Avrupa’nın en iyi 10 takımının katıldığı turnuvanın bu yıl 20.’si yapıldı. Belki Turgut Atakol’u tam olarak tanıma fırsatı bulamamışsınızdır. Be özetleyeyim… Bugün Türkiye’de basketbol oynanıyorsa ve varsa bu başarının temelindeki isim Turgut Ağabeyimizdir. Türk Basketbolu’nu büyütmek için dünyada yapılmamış fedakârlıkların mimarı o’dur. Belki biliyorsunuzdur ama ben yine de tekrarlayayım… Yıllar önce o zamanların yenilmez armadası Galatasaray’da oynarken kulüp sorumlusu Turgut Ağabey idi. Biz Avrupa’da hazırlık maçlarına giderken Vefa’da oynayan, o günleri Shaquille O Neal’i, Türkiye’nin gelmiş geçmiş iri pivotlarından Altan Dinçer’i takviye olarak alır, beraber giderdik. Altan Dinçer bir süre sonra Galatasaray’da oynamak istediğini bana söyledi. Ben de Turgut Ağabey’e “Altan Dinçer gelmek istiyor. Onu alırsak gerçek yenilmez armada oluruz” dedi. Aldığım cevap, “Türk Basketbolu için önemli olan bizim yenilmez takım oluşumuz değil, Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin başlamasıdır” oldu ve Altan’ı Fenerbahçe’ye verdi. Kısa bir süre sonra da Türkiye’nin ilk koçu Samim Göreç Ağabeyi Fenerbahçe’ye yolladı. Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti arttı ve biz uzun süre Fenerbahçe’yi yenemedik. 

Yirminci Atakol Turnuvası maalesef hak ettiği ilgiyi görmedi, seyirci sayısı 20’yi, 30’u geçemedi. Ben yine de TBF’ye bu turnuvayı düzenlediği içi teşekkür ediyorum. Yeni Basketbol federasyonu Başkanı Harun Erdenay ile ancak birkaç dakika konuşma şansım oldu ama içimdeki his Harun’un başkanlığında Türk Basketbolu yeni zirvelere tırmanacağı şeklinde. Turgay Demirel’in basketbolumuzu nereden alıp nereye getirdiği konusu tartışılmaz. Ama onun döneminde basketbol ailesi onun “Her kararı ben veririm” anlayışı yüzünden bir araya gelmekte zorlanıyordu. Bu gerilim artık bugün yok. Herkes için ortak bir tartışma ortamı mevcut. Ben Harun’un Atakol Turnuvası’nı gelecek yıl başka bir şehirde yaptırarak veya başka yollarla ilgi toplayacağına inanıyorum.

Seyircinin çok az sayıda oluşunun tek faydası hakemlere oldu. Bütün turnuva boyunca tribünlerden hakemler için negatif sesler duyulmadı. Hakemlerin ikisi hariç tümü yabancıydı. Ve ben iki kıymetli Türk hakemi; Zafer Yılmaz ve Yener Yılmaz kardeşlerimle konuşma ve yakınlaşma fırsatı buldum. Konuştukça da hakemliğin ne kadar güç bir meslek olduğunu bir kez daha anladım. Hepimizin anlayacağı bir tek konu var. Hakemler olmasa, basketbol oynanmazdı. Bu yüzden bu kadar güç mesleği seçtikleri için hakemlere teşekkür ediyoruz. Hakemlik her gün daha güçleşiyor çünkü savunma her geçen gün daha saldırgan oluyor. Savunma sloganı artık “Tuttuğun  adama nefes aldırma” oldu. Bu turnuvada hiçbir turnuvada görmediğimiz kadar ikili hatta üçlü sıkıştırmalar uygulandı. Savunma saldırganlığı daha da artacak ve hakemlik daha da zorlaşacak, bu görünüyor. Biz şimdilik hakemlere bunu hatırlatalım. Basketbol seyircilerimizden de tribündeki hakemler aleyhindeki bağırıp çağırmayı bırakıp onlara anlayış göstermelerini bekliyoruz.

Gelelim takımlara… Bizim takım için “Başarılı oldular” diyemeyiz. Aylar önce bir yazı yazmıştım. Yazıda “Beni olumlu etkileyen sadece Eskişehir Basket’in oyun kurucusu Kartal Özmızrak oldu” demiştim. Bu turnuvadaki takım için de söylenecek çok az şey var. Takımın en iyisi Kartal Özmızrak idi. Geriye kalanlar içinde Doğukan Şanlı, Metecan Birsen, Emircan Koşut, hatta Kerem Kanter’in önü açık ama kat etmek zorunda oldukları çok yol var. Oyuncu yetiştiriyoruz ama oyuncuyu geliştirip büyük oyuncu yapamıyoruz. Türk Basketbolu’nun problemi bu. 

U19 Şampiyonası’nda İspanya’yı yendik. Peki aynı takımlar arasında 3-4 yıl sonra biz İspanya’nın çok gerisinde kalırsak bunu nasıl açıklayacağız? Buna nasıl çare bulacağız sorusu bütün ölü sezon yazılarımızın konusu olacak.

Diğer ülkelere gelince… Fransa çareyi bulmuş durumda. sadece ABD’li siyahiler değil Afrika’da yaşayan siyahiler de basketbolun peşindeler. Fransa’da Tony Parker ile başlayan siyahi oyuncu devri giderek artmakta. Atakol Turnuvası’nda Fransız takımında ilk beşte daima iki ya da üç siyahi oyuncu vardı. Çabuklukları, fizik üstünlükleri Fransa Basketbolu’nun emrindeydi. Hatta koçları bile siyahi idi. Gelecek yıllarda Fransa’yı yenmek daha da zor olacak gibi görünüyor. Almanya’da ise kadroda Mutlu’nun kardeşi İsmet Akpınar adlı bir oyuncu var. Takımın en yetenekli oyuncusu o. İsmet’in Türk kulüplerinin hepsine çok faydalı olacağı gözüküyor, hatırlatırız.

Yunanistan’da yeni bir Spanoulis veya Diamantidis benzeri yok, işleri zor. Sırplar Avrupa Basketbolu’nun oyuncu gelişmesine en uygun ülke olduklarını ispatlayıp şampiyon oldular.

Tekrarlıyorum… “Biz Türk çocuğunu nasıl büyük oyuncu yaparız.” Bütün ölü sezondaki konumuz bu olacak. Bu konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.

Kaynak: Basketfaul


Ufuk Sarıca’ya teşekkür ederiz

Final maçında takımlardan birinin başında Obradovic, diğerinin başında Ivkovic olsaydı Türk Basketbolu kaosa doğru sürükleniyor olacaktı. Bütün kulüp yöneticilerinde yabancı koç eğilimlerini artıracaktı. Yabancı koçlar gelirken yanlarında bir sürü asistan koç, kondisyoner, fizyoterapist de getiriyorlar. Geriye bir malzemeci ve belki masör kalıyor Türk olarak. Oyuncuların zaten çoğu yabancı. Biz basketbol adamları, sahada Türk bulmak için uğraşıp duruyoruz.

Obradovic ve Ivkovic’in beyinleri ve kalpleri son hücreye kadar basketbolla dolu. Basketbolla yatıp basketbolla kalkıyorlar. Bu konsantrasyon oyuncuları için uyarı özelliği taşıyor ve bu sayede savunmalar gayreti artıyor. Mesela, Melih Mahmutoğlu iyi şutördü, o dahi iyi savunmacı oldu. Obradovic ve Ivkovic’in Türk Basketbolu’na teknik ve taktik olarak ne kazandırdıkları ise tartışma konusu. Karar sizin.

Bu bakımdan Ufuk Sarıca sadece Pınar Karşyaka’ya değil, Türk koçlarının değerli olduğunu göstererek Türk Basketbolu’na da faydalı oldu. Türk koçla devam etmeyi kararlaştıran Banvit, Türk Telekom gibi başka takımlarımız da var. TOFAŞ’ta göreve başlayan Orhun Ene’yi yeniden parkelerde görmek de çok mutluluk verici.

Anadolu Efes-Pınar Karşıyaka maçını seyrederken arkamda Türk Basketbolu’nun gelmiş geçmiş en iyi koçlarından Aydın Örs oturuyordu. Yöneticilerin aklı yabancı koçlarda olduğu için Aydın Örs sahalarda değil, tribünlerde. Milli Takım dahil Aydın Örs’e görev verecek organizasyonun sıçrama yapacağından eminim.

ENDER ARSLAN ÇOK İYİ BİR KOÇ OLABİLİR

Bence Türk Basketbolu yeni bir koç kazanmak yolunda. Galatasaray’da karışıklıklar sürüyor, Ender Arslan ile yollarını ayırdılar. Bence Ender Arslan Türk basketbolunun gelecekte en iyi koçlarından biri olmaya aday. Bugün NBA finali oynayan Cleveland Cavaliers’in koçu David Blatt 2007-08’de Efes’in koçuydu. Söylediklerini anlayan tek oyuncu da o sırada Efes’te oynayan Ender Aslan idi. Ben Ender Arslan’ın çok iyi bir koç olacağına inanıyorum. Bence oyunculuğu bırakıp koçluğa başlasa çok isabetli bir karar vermiş olur. çünkü cin gibi bir çocuk. Mesela Banvit ona asistanlık görevi verse ve bir proje başlatılmış olsa.

Final serisinde bir şey daha gördük. Türk çocuklarının gözleri keskin, elleri hassas olduğuna inanıp iyi şutör olacaklarına inanırız. Bu inancın çok geçerli olmadığını bu seri sırasında gördük. Bir takımda Soner Şentürk oynuyor, diğerinde Doğuş Balbay. Ben bir yazımda trafikte sıkışmış otomobillerin arasından motosikletle geçer gibi driplingle ilerleyen yegane oyuncumuzun Soner olduğunu iddia etmiştim ama şutu yoktu, hala da yok. Şutu soktuğunda en çok şaşıran da kendisi oluyor. Yabancı koçlar oyuncularını iyi şutör yapıyor mu diye sorarsanız öbür tarafta da Doğuş’a bakmak gerekir.

ŞUT SORUNU

2011’de NCAA’de Yılın savunmacısı ödülünü alan Doğuş Türkler arasında savunmada hala “1” numara. Ama onun sayesinde Türkiye’de yeni bir kavram ortaya çıktı. Basketbolda box and one diye bir uygulama vardır. Rakibin en iyi şut atan oyuncusunu adam adama savunursunuz, diğerleri alan savunması yapar. Skorer oyuncu, adamını geçerse diğerleri ortayı kapatır. Doğuş Balbay sayesinde bunun tersi odu. Doğuş’un oynadığı takımlarda rakipler diğer 4 kişiye adam adama oynarken, onu tutması gereken oyuncu “nasıl olsa atamaz” diye yardımlara gidiyor, yani Doğuş’un rakibi 5 kişiyle 4 kişiyi tutuyor. Son maçta da Bobby Dixon’u tutarken Doğuş onu rahatsız etti ama Dixon da Doğuş’u tuttuğu için savunmaya döndüğünde dinlenip nefeslendi. Doğuş, Dixon’un savunmada nefeslenmesini sağladı.

Bu şut meselesine bir çare bulmamız lazım. Bana TBF Başkanlık seçiminde bana oy kullandırtmadılar. Oyumu verseydim Lütfi Arıboğan’a verecektim. Ama son zamanlarda Harun Erdenay’a daha fazla yakınlaşma, konuşma fırsatım oldu. Harun’un Türk basketbolu’na çok yararlı olacağına inanıyorum. Amerika’da şut doktoru uygulaması var. Faulleri göz kapalı attırıyorlar. Faullerde top çembere veya potaya çarpıp girerse sayı sayılmıyor, böylece adalesi kadar konsantrasyonu da güçlendiriyorlar. Harun Erdenay’dan bu doktorlardan en iyilerinden birisini getirtip Türk çocuklarını çalıştırmasına imkân sağlamasını bekliyorum. Böylece Doğuş, Soner benzeri çok yetenekli Türk çocuklarının aynı zamanda iyi şutör olmasını da sağlayabiliriz. Şutu sokmak için özgüven lazım. Stiliniz yanlış da olsa beyniniz inanıyorsa toplar girer. Örnek mi? Spnanoulis.

Kaynak: Basketfaul.com


Artık sizi dinleyecek bir başkan var

Federasyon seçim sonuçlarını nasıl buluyorsunuz?

Granit: Federasyon seçimlerinde bazı karışıklıklar olduğu söyleniyor. Bu detayları artık deşmeyelim ve önümüze bakalım. Türkiye’nin en iyi basketbol adamlarından olan Harun Erdenay, Federasyon Başkanı seçildi. Bu olumlu bir gelişme. Basketbol Harun’un oyunculuğundan bu yana çok değişti. Harun’un zamanında oyuncular “şu 30 saniye bitse de hücuma geçsek” diye kafalarını kaşırlardı. Bu resimde de en çok Harun vardı, kafasını en çok o kaşırdı. Artık onun üzerinde çok ciddi bir sorumluluk var, basketbolu zirveye taşımanın sorumluluğu onun üzerinde. Türk Basketbolu’na Turgay Demirel ivme kazandırdı. Basketbolu nerelerden alıp, nerelere taşıdı. Başardıklarıyla tarihe geçti ama onun son zamanında Türk Basketbol Adamları bir araya gelip konuşamıyorlardı. Turgay, “Tek Adam” rolündeydi. Şimdi Harun’un döneminde herkes her istediğini söyleyebilecek, düşüncelerini paylaşabilecek, bu gözüküyor.

TV’lerdeki basketbol yayınlarını nasıl buluyorsunuz?

Granit: Türk televizyonlarının İspanya’daki Euroleague Final Four’a maç yorumcusu olarak 7-8 kişi götürmesi İspanyol basınında yer buldu. Lig TV’yi tebrik etmek lazım. Ama basketbolun gelişmesi için TV’lerde de rekabet lazım. Bu konuda NTV’ye görev düşüyor. Onların da yorumcu kadrolarını artırıp tartışma ortamı yaratması basketbola ivme kazandıracak. Lig TV ile NTV Spor’un rekabeti Türk Basketbolu’na çok yararlı olacak. Bunun için NTV’nin yorumcu kadrolarını geliştirmelerini, ilk olarak Hurşit Baytok’a mikrofon vermelerini bekliyoruz. Doğuş Grubu’nun Türk Basketbolu’na ne kadar faydalı olduğunu Darüşşafaka Doğuş’ta yaptıklarından görüyoruz.

Galatasaray nasıl toparlanabilir?

Türk Basketbolunda asıl rekabet takımlar arasında önemli. Galatasaray’ın özel bir problemi var. Ligde sekizinci oldular ve play-offların ilk turunda elendiler. Galatasaray’ın mutlaka düzlüğe çıkması gerekir. Bir anıyı aktarayım. Galatasaray’da Yenilmez Armada döneminde koç Samim Göreç ile o dönemin çok iyi oyuncusu Altan Dinçer bize gelmek istiyordu. Sırf rekabet olsun diye ikisini de Fenerbahçe’ye verdiler, sonra yıllarca Fenerbahçe’yi yenemedik. Galatasaray’ın yeniden basketbola çok önem vermesi lazım. Yeni başkanın niyeti var ama işin içine futbol girince her şey unutuluyor. Galatasaray sadece futbol kulübü olarak gözüküyor, bunu değiştirmek lazım. Bu bakımdan Lütfi’nin federasyon başkanı seçilemeyişi Galatasaray için şans olabilir. Lütfi yeniden Galatasaray’da basketbolun başına geçerse herşey değişebilir. Murat Özyer ile birlikte bağımsız hale getirilecek şubede çok başarılı olabilirler. Takımla yönetim arasındaki sorunların çözümü için Galatasaray Basketbolu’nun Lütfi’ye çok ihtiyacı var.

Türk oyuncuların durumunu nasıl görüyorsunuz?

Basketbolumuz gelişiyor ama üzerinde konuşulacak Türk oyuncusu çok az. Her takımdaki yabancıların isimlerini duymaktan sıkıldık. Genç Türk oyuncuların önleri tıkalı. Altyapılarda iyi oynayanlar daha sonra kayboluyor. Son zamanlarda en dikkat çekici yerli oyuncular arasında Melih Mahmutoğlu var. Obradovic’in uyarılarıyla savunma ve oyun kurucu özelliklerini geliştirdi. Kenan Sipahi’nin durumu ise tehlikede. Fenerbahçe Ülker belli ki şimdiden gelecek sezon için oyun kurucu almak bakıyor. Kenan’ın da önü tıkanacak. Bu soruna çare bulmamız lazım. Türk sporcuların isimlerini sık sık konuştuğumuzda ve tabii NBA’e bir oyun kurucu gönderdiğimizde Türk Basketbolu’nun istediğimiz ölçüde geliştiğinden söz edebiliriz. Bu şansa sahip ilk oyuncu Kenan Sipahi gözüküyordu.

Kaynak: Basketfaul.com


Dikine katların faydası ve savunma yumruğunu parçalamak

Geçen hafta yazdığım yazıda düşüncelerimi iyi açıklayamadığımı gelen yorumlardan anladım. Ben yabancı sayısının sınırlanmasını savunmadım, genç Türk oyuncularımızın maçları kenarda yedek sırasından izlemesine sebep olsa da gözükmeyen bir faydası var genç oyuncularımız haftanın her günü antrenmanlarda yabancı oyunculara karşı 5’e 5 oynama şansı buluyorlar. Bu da onlara teknik olarak katkı sağlıyor. Ve haftanın 5 günü milli takımda oynar gibi yabancılarla savaşıyorlar. Dolayısıyla ligde çekişme ve ilgi artıyor. İspanya’da ise durum biraz farklı, onlarda da kadroda 6 yabancı bulunması serbest ama ABD’den gelen oyunculardan sadece iki tanesine müsaade ediyorlar. Diğer yabancılar için Avrupa’nın her yerinden, Avustralya’dan Güney Amerika’dan gelecek oyunculara açıklar. Bunu şunun için yapıyorlar, ABD’den gelen oyuncuların hepsi bireysel olarak çok yetenekli oyuncular. Birebir adam geçmeleri, şutları, driplingleri hep üst seviyede. Ama İspanyollar ABD oyuncularının iyi takım oyuncusu olmadığı kanısındalar. Bu yüzden de seçtikleri oyuncuların hemen hepsi ribauntçu uzunlardan oluşuyor. Böylece takım oyunun oturtacak bir-iki-üç numaralı oyuncuların çoğu İspanyol gençleri oluyor. Tabii pivotlar da bir ülke basketbolu için çok önemlidir. Ama o ülkenin basketbolunu geliştirecek esas oyuncular dış oyunculardır. Amerika’da takım oyununa oturtacak guardlar yok mu? Tabii var ama onların çoğu NBA draftlarında kendilerine yer buluyorlar. Acaba Türkiye’de benzer bir uygulama faydalı olur mu diye sormuş ve tartışalım demiştim. Geçen haftanın maçlarında beni en çok etkileyen Eskişehir Basket’in oyun kurucu guardı Kartal Özmızrak oldu. Türkiye’de bugün Kartal Özmızrak gibi yetenekli genç oyuncularımızın olduğu tartışılmaz. Biz onların önünü nasıl açarız esas tartışma konusu bu olmalıdır.

BİRİMİZ HEPİMİZİ HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN!

Bu savunma anlayışı bütün savunmalar için geçerlidir. Siz tuttuğunuz adamı ölümüne savaşarak savunacaksınız ki sizi kolayca geçmesin ve arkadaki takım arkadaşlarınızın başları derde girmesin. Bu cümlenin özeti budur aslında tersi de geçerlidir. Siz adamınızı tutarken arkadaki 4’lü size bağırıp çağırarak destek olmalıdır. Ve hepimiz burada sana yardıma hazırız ortamı yaratılmalıdır. Bu ortamı şöyle canlandırabiliriz. Topu elinde tutan adamı tutan oyuncumuz hariç diğer 4 oyuncu arkada bir yumruk oluştururlar. Buna top elinde olan oyuncuyu tutan savunmacıyı da bir ok şeklinde ekleyebiliriz. Basketbolda o yumruğu dağıtabilmek başarının sırrı oldu. Siz istediğiniz kadar savunma yumruğunun dışında pasla topu dolaştırsanız da yumruk zedelenmez yalnız okun yeri değişir. NCAA finallerinden önce birçok takımda yumruğu dağıtacak adımlar paralel adımlar değildir. Yumruğu parçalamak istiyorsanız topsuz dikine hareket etmek şartı gelişti. Ve topsuz dikine hareketlerin sayısı sayılmaya, not edilmeye başlandı. Oklu yumruk savunmasının avantajları çok Amerika’da bu savunmaya “Pack Defense” deniliyor. Bu savunma sayesinde kolay atılmış sayı fırsatı verilmiyor. 3 saniye koridoru karartılmış olduğu için top elinde olan oyuncuyu tutan guard kendine ve arkadaşlarına güvenerek sadece zor şartlarda atılan şutlara izin veriyor. Üç saniye koridoru kapalı olduğu için savunma ribaundlarında hep önde olup ribaunda sayısını da arttırıyorsunuz. Böylece sizin fast-break şansınız da artıyor. Bu yumruk savunmayı dağıtmayı Türk basketbolu geliştirirse Avrupa basketbolunda çok büyük bir avantaj yakalamış oluruz. Paralel hareket eder yumruğun sadece etrafını dolaşırsanız yumruk savunmasının işi kolaylaşıyor. Savunmacıların gözü biraz sağa biraz sola dönerken güçlerini koruyorlar. Ama topsuz dikine katlarda durum farklı oluyor. Bir öne, bir arkalarına bakmak zorunda kalıyorlar, kafaları karışıyor ve daha kolay dağılıyorlar. Bizde topu getirip forvete verince potanın dibine kadar topsuz dikine kat eden tek Türk oyuncu Ender Arslan’dır. Ama o da artık skor sorumluluğu arttığı için bu dikine kat görevini terk etti. Bence genç Türk koçlar hücum sistemlerini topsuz dikine kat anlayışını eklemelidirler. Çok yakında topsuz dikine kat uygulaması çok daha önem kazanacaktır. Önde biz olalım! Hücumda başarılı olmak için hareket şarttır. Bu hareketlerin içinde dikine hareketler paralel hareketlerin sayısına yaklaşırsa Türk basketbolu çok büyük bir avantaj yakalamış olur.

Bir kaç örnekle olayı resimleyelim. Forvet topu pivota verince durup seyretmek yerine dikine katla potaya koşsa pivottan alacağı pasla turnike atabilir veya savunmanın dikkatini çekerek pivotun işini kolaylaştırabilir. Sağdaki guard topu sağ forvete verince yanındaki oyuncu ile yer değiştirecek gibi yapıp dikine kat etse her seferinde olmasa bile turnike bulabilir. Pivot faul çizgisine gelince guardlardan biri topu ona verip yanındaki guardla çapraz katlarla dikine hareket etseler, hem sizin sizin sayınız, hem de pivotun asist sayısı artar.

Sevgiler, Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


TBF’de Dediğim Dedik Devri kapandı

Turgay Demirel 23 yıl sonra TBF Başkanlığı’nı bıraktı. Biz beraber yürürdük yolun başında. Sonrasında ise yollarımız ayrıldı. Benim Türk Milli Takımı’nın soyunma odasına Türkçe konuşulmalıdır, Milli Takım’ın koçu Türk olmalıdır şeklinde bir inancım vardı. O ise Tanjevic ile yıllarca beraber çalışmak konusunda ısrarlıydı. Bu nedenle aramız açıldı. Artık eskiye bakmanın faydası yok, Milli Takım’ın başında Orhun Ene, Ergin Ataman gibi değerli koçlar yer aldılar ve bu durum devam edecek biri gözüküyor.

Turgay Türk Basketbolu’nu nereden aldı, nereye taşıdı? Kendisine teşekkür ediyor ve başarılarının FIBA’da devam etmesini diliyorum. Türk basketbolu için de Turgay’sız birçok önemli konularda daha rahat tartışılacağı bir ortam doğacağına inanıyoruz. Özetle “dediğim dedik Devri” bitti diyebiliriz.

İSPANYA BASKETBOLU

Ben Türk Basketbolu’nun Avrupa’da örnek alacağı tek ülkenin İspanya olduğu kanısındayım. Bu yüzden son zamanlarda İspanya Basketbolu’nu inceliyorum. Onların çizilen oyundan çok elit oyuncu kavramını uyguladıkları bariz şekilde gözüküyor. İspanya’nın çeşitli kentlerindeki oyuncu yetiştirme kampları bunun bir ispatı. Amerika Basketbolu’nu hem takip ediyorlar, hem de uzak durmaya çalışıyorlar. Amerika’nın gelmiş geçmiş en büyü koçu John Wooden’un bir sözü vardır. Wooden “Her şeyi bildiğinize inandıktan sonra, öğrendikleriniz yeni şeyler asıl kıymetli olan bilgilerdir.” der. Bu söylem İspanyolca olarak birçok kulübün salonunda asılı. İspanyollar’ın bir diğer ilginç inancı da “o ülkenin basketbolu, basketbol yorumcuları kadar büyür. Yorumcuların temel görevleri ülkenin basketbolunu geliştirmek olmalıdır.” tezini savunuyorlar.

BİZİM YORUMCULARIMIZ

Biz bu konularda ön sıralardayız. Birbirinden kıymetli yorumcularımız var. Başta basketbolu tanıtan Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem var. Ardından da Nur Germen ve Murat Didin gibi çok derin basketbol bilgisine sahip koçlar bu kadroya eklendi. Ardından Tufan Ersözlü, Can Sonat, Osman Sakallıoğlu gbi gençler kendilerini gösterdiler. Lig TV’nin sunucusu Şükran Albayrak’ın benzeri Avrupa’da bile yok. Bu sadece Lig TV ile sınırlı değil. NTV Spor’da da İhsan Bayülken, İsmail Şenol, Murat Kosova gibi birbirinden kıymetli yorumcular var. Bunlara Barbaros Çıdal ile A Spor da eklendi. Beni düşündüren bir konuya dokunmadan geçemeyeceğim. Lig TV kadrosundan Hurşit Baytok kaybolmuştu. Bunu şunun için yazıyorum. İspanya’da olduğu gibi ülke basketbolunun gelişmesinde bizim yorumcularımızın da sorumluluğu var. Hurşit Türkiye’de basketbolu en iyi bilen basketbol adamlarımızdan biri. Onun basketbol kitapları da var. O maç anlatırken genç koçlarımızın basketbol bilgilerini geliştirme imkanları çok fazla, hatta sınırsız. Bu olayın iyi yönü ise Hurşit’in TRT Spor’da maç yayınlamaya başlaması idi. Bu nedenle TRT Spor’a teşekkür ediyoruz.

BİZ DE Mİ SINIR GETİRSEK…

İspanyollar’ın Amerika’yı hem takip ettiklerini, hem de sınırlı yaklaşım içinde olduğunu söylemişti. Bunun ispatı şöyle. İspanya’da da yabancı oyuncu sayısı yedi. Ama İspanyollar Amerika’dan transfer edilecek yabancı oyuncu sayısını iki ile sınırlamış durumdalar. Sports TV, İspanya Ligi maçlarını veriyor. Hiçbir takım da 2’den fazla yabancı oyuncu yok. Böylece kendi gençlerine oyun kurucu olmak, skorer guard olmak yolunu açıyorlar. Bu yüzden de İspanyol takımlarının hemen hepsinde oyun kurucular kendi ülkelerinin çocukları. Real Madrid’deki birçok oyun kurucu NBA’de oynayana kalitede. Zaten Jose Calderon yıllardır NBA’de. Ricky Rubio da NBA’deki başarısını giderek artırıyor. 3 senelik kontratı 59 milyon dolar. Son günlerde ise 18 sayı, 13 ribaund, 11 asistlik triple double ile gazetelerde ön sırada. Rubio’nun şutu başlangıçta çok zayıftı. Onun günü sahayı görmek, bir yöne bakarken diğer yöne paslar verebilmesidir. “Şutu nasıl gelişti?” diye google’a sorsanız, çıkacak makale sayısına şaşırırsınız. O şutunu geliştirdi. Hep söylüyorum. Türkiye’de basketbol gelişti diye haykırabilmek için Türk oyun kurucuların NBA’de oynaması şart. Bizde böyle bir aday ortada yok çünkü onların yerinde yabancılar oynuyor.

Oyun kurucularımızın önünü açmak için biz de Amerika’dan gelen oyuncu sayısını sınırlarsak iyi mi olur? Bilemiyorum. Örnek Goudelock. Çok iyi bir şutör ama takım oyununu alt-üst etmeye her an hazır. Biz hangi Türkoyun kurucumuzu NBA’e yollasak” diye sorsak herkes birbirine bakar. Oyun kurucunun özellikleri saymakla bitmez ama en sürpriz olanları rakip oyun kurucuya yaptığı baskılı savunma ile ona hayatı karartmaktır. Bu bizde oyun kurucunun görevi değildir. en şaşırtıcı olanı ise smaç vurabilmektir. Bizde bu özelliklere sahip Doğuş Balbay var ama şutunda, driplinginde gelişme yok. Bu yüzden ondan olan ümidimiz azalıyor. Takım arkadaşları da ona önem vermiyorlar. Doğuş’un liderliği arkadaşlarını alkışlamak, sırtlarına vurmak, motive etmekten öteye gidemiyor. Biz Doğuş’un içindeki yetenekleri ortaya çıkaramıyorsak yazıklar olsun hepimiz.

Doğuş konusundan artık sıkıldık diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama ben de hayranlıkla izlenecek Türk oyun kurucu arıyor ve bulamıyorum. Bu yüzden de oyun kurucu Bobby Dixon’u seyretmekten sıkıldım.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com