Archives Kasım 2015

Jordan’ı dünyanın en iyi oyuncusu yapan neydi?

“Daha iyi basketbolcu olmak ister misiniz?” sorusuna herhalde hayır diyecek kimse yoktur. Peki “iyi basketbolcu nasıl olunur?” diye sorsak pek çoğumuz hatta hepimiz bu sorunun cevabını bildiğimizi inanırız. Cevap, daha iyi daha sıkı çalışmak ile olur. Şutunuzu geliştirmek, daha iyi dripling yapmak, ribaunt almak bunlardan bazılarıdır. Bu saydıklarımızın hiç biri yanlış değildir. Gerçekten iyi basketbolcu olmanın yolu, iyi şutör olmak, iyi pasör olmak, iyi ribauntcu olmaktan geçer. Ama büyük oyuncu olmanın en önemli konusu bunların içinde yoktur. Ve çoğumuz bunu dakikalarca düşünsek de bulamayız. BİR BASKETBOLCUNUN EN BÜYÜK SİLAHI BEYNİDİR.

Beynini de kullanan oyuncuların daha iyi oyuncu olma şansı sadece fundamental çalışan oyunculardan kat ve kat fazladır. Beynini çalıştıran ve bu çalışmaya her gün 10-15 dakika ayıran oyuncuların daha iyi oyuncu olma şansları sadece vücudunu (ellerini, kollarını) çalıştıran oyunculardan iki kat fazladır. İyi oyuncu ile büyük oyuncu arasında kolay görünmeyen fark beynin kullanılmasıdır. Eğer siz fundametallere ayırdığınız zamanın çok küçük bir dilimini beyninize ayırırsanız başarı yolunuz açılır ve büyük oyuncu olma yolunda büyük bir adım atmış olursunuz. Bir örnek verelim; bugüne kadar NBA’de ve dünyada en iyi oyuncunun Michael Jordan olduğunu düşünenler büyük bir çoğunluktur. Peki bu kadar senedir Jordan kadar iyi şut atan, savunma yapan başka oyuncu çıkmadı mı? Öyle çok oyuncu çıktı. Jordan’ı tartışmasız dünyanın en iyi oyuncu yapan özelliği neydi diye soruyorsanız cevabı BEYNİ olacaktır. Beyninden geçenler onu farklı yapıyordu. Sınırsız kazanma hırsı, inanılmaz özgüveni, rakiplerini devamlı incelemesi onun herkeste olmayan özellikleriydi. Yapacağımız beyin jimnastiği bütün fundamental çalışmaları gibi devamlı düzen içinde yapılmalıdır. Bu çok güç değildir. Günde 10 dakika yapılacak beyin çalışmaları devamlı yapılırsa kısa bir süre sonra sizi sadece sahada yaptığınız çalışmalara göre çok daha iyi bir oyuncu yapacaktır, bundan emin olun. Yapılacak ilk beyin çalışması; olmak istediğiniz oyuncuyu hayal etmektir. Beyninize onun resmini yerleştirin ve bu başarı resmini hergün en az 10 dakika beyninizde canlandırın. Bunu evinizde, odanızda hatta yürüyüş sırasında bile yapabilirsiniz. Ama bu çalışmaların hemen sonuç vermesini beklemeyin. Başarı, beyniniz ile adaleleriniz arasında gizli bir uzlaşma başlayınca gelecektir. Basketbolda başarı savunma için daha kolay hücum için ise daha güçtür. Siz hayalinizde çok iyi bir şutör olmayı seçerseniz bunun sahada çalışmayla gerçekleşmesi zaman alır. Bu yüzden beyninizdeki resim gerçekçi olmalıdır. Ben yarın maça çıkıp 10 şutun 10’unuda sokacağım derseniz; bu bir hayal olarak kalır ama ben yarınki maçta savunduğum adamı 10 sayının altında tutacağım hayaliniz gerçekleşebilir. Basketbolda savunma beyinden başlar. “Ben iyi bir savunmacı olacağım” diye karar verip gerekli çalışmaları yürekten yaparsanız iyi bir savunmacı olmanız kaçınılmazdır. Siz iyi bir savunmacı olduğunuzda bunu en önce fark edecek olan koçunuz olacaktır. Koçunuzun size güveni arttığı için daha uzun sahada kalmanız ilk olumlu gelişme olacaktır. Koçunuzun size güveni arttıkça sizin de özgüveniniz artacaktır. Özgüveniniz artıkça üç sayı yüzdeniz, ribaunt sayınız ve faul atış yüzdenizde ister istemez artacaktır. Bugün NBA’de hemen her takımda bir psikolog doktor görev yapıyor bu doktorun ilk ve tek görevi oyuncunun beynine hâkim olup ona özgüven kazandırmaktır. Beyninizde gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz gerçeğe uygun ve yakın olmalıdır. Örneğin siz bir 1.85 cm’lik oyun kurucu iseniz hayal ettiğiniz resim sizin havada 360 derece dönüp potalara smaç vurmak ise bunun gerçekleşme ihtimali yoktur. Ama iyi driplingci olup sahayı görme yeteneğiniz yeterli ise liginizde asist kralı olabilirsiniz. Şutunuz iyiyse ve birebirde adam geçiyorsanız buna dripling yaparken boş adamı görüp ona pas verme yeteneğini eklerseniz ligin en iyi oyun kurucusu olabilirsiniz. Bu yüzden beyninizi olmayacak resimlerle doldurup onu yormayın, gerçekçi olun.

Sevgi ve Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Basketbolumuzda Hidayet Türkoğlu Devri

Avrupa’da basketbolunda savunma anlayışı giderek güçleniyor. Savunmanın bir karar sonucu olduğu, “ben daha iyi savunmacı olacağım” diyen oyuncuların gerçekten de daha iyi savunmacı oldukları her yerde gözüküyor. Bu yüzden hücum da gelişmek zorunda. Son zamanlarda halley hoop pası giderek artıyor. Eskiden dribbling yapan oyuncunun topu ileriye havaya atacağı ve takım arkadaşının smaçla pası tamamlayacağı çok gözüken bir şey değildi. Bugün ise halley hoop pas sayıları her geçen gün daha da artıyor. Ayrıca yakın bir zamanda “gözyaşı damlası” adı verilen şutlar da takımların antrenman programlarına dahil edilirse şaşmayın.
Bugüne kadar birçok yazımda bahsettim; hücum ve şutu geliştirecek birçok yeni alet var. Şut makinası bunlardan biri. Bir diğeri ise ayak bileğine taktığınız saatler. Bu saatler sizin kaç dakika koştuğunuzu ve koşarken ne hızla koştuğunuzu kaydediyor. Ayrıca topu avucunuza yerleştirmeyip parmaklarınızda taşımanızı sağlayan eldivenler var. Siz eldivenle şut attığınızda topu yönlendiren avucunuz değil parmaklarınız oluyor. Bunlara ilave olarak siz top sürerken topa bakmanızı zorlaştıran gözlükler var. Sizin ister istemez ileriye doğru bakmanızı ve tüm sahayı görebilmenizi sağlıyor.

İyi oyuncu nasıl büyük oyuncu olur?

Türk basketbolunu Turgay Demirel nereden aldı nereye taşıdı diye sorarsanız hepimizin cevabı “müthiş” olur. Turgay Demirel basketbol tarihimizdeki yerini aldı. Şimdi sıra Hidayet Türkoğlu’nda. Hidayet’in yanında Türk basketbolunun en saygıdeğer isimlerinden Aydın Örs ve Ömer Onan var. Bu gruptan beklenen ilk şey yeni Hidayetler (büyük oyuncular) yetiştirmektir. Bugün Google’da “iyi oyuncu nasıl büyük oyuncu olur” diye Amerika’daki makaleleri aratırsanız, yüzlerce hatta binlerce makale bulabilirsiniz. Bu makaleler bize yol göstermesi açısından önemli. Ve tabii bunların üzerine federasyon üyelerinin tecrübeleri de eklenince büyük oyuncu yaratma işi daha da kolaylaşacaktır.
Ben Abdi ayrıca İpekçi salonu yerine yapılacak olan yeni tesisin durumunu merak ediyorum. Bu organizasyon başlamış ve devam ediyorsa Türk basketbolunda yeni bir çağa gireriz. Ayrıca Hidayet, şut makinasının benzerlerini Türkiye’de yapılmasını sağlar ve bu makinaları Türk kulüplerine dağıtırsa basketbolumuz için çok büyük bir adım atmış oluruz. Hidayet’ten beklenen bir diğer konu ise Türk basketbol adamlarını bir araya getirmek olmalıdır. Çünkü bilgi ve tecrübe paylaşıldıkça büyür. Bu toplantılardan basketbolumuza çok faydalı sonuçlar çıkacağına inanıyorum.

Dikine Katlar

Savunma giderek güçleniyor demiştik. Savunma pota önünde yıkılması kırılması çok zor bir yumruk oluşturuyor. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” anlayışıyla yapılan savunma bu yumruğun bir göstergesi. Şimdi özellikle NCAA’de bu yumduğu dağıtmak için çareler aranıyor. Bulunan ilk ve geçerli çare dikine topsuz katların oyuna eklenmesi ve sayısının artması. Türkiye ligindeki maçlarındaki izlerken dikine katların ne kadar az yapıldığına dikkatinizi çekerim. “Dikine kat” deyince dribblingle adamını geçip turnike atma girişimlerini saymıyoruz. Dikine kat; siz topu yanınızdaki arkadaşınıza verdikten sonra potaya doğru yaptığınız topsuz koşulardır. Gard, topu sağındaki oyuncuya (forvete) verip dikine rakip pota dibine topsuz kat ederse savunmanın kafası karışıyor. Savunmacıyı sadece sağına soluna değil, arkasına da bakmak zorunda bırakıyor ve savunmacının işini güçleştiriyor. Dikine katlar henüz çok gelişmiş değil. NBA ve NCAA maçlarında bile dikine kat sayısı çok az. Hidayet’in Aydın Örs’le beraber dikine katların basketbolumuza faydalı olup olmayacağını tartışmaları basketbolumuza katkıda bulunacaktır.

Saygılar..

Kaynak: Basketfaul.com


Büyüklerin rekabeti basketbolumuzu yukarı taşır

Geçen haftaki yazımızın konusu, tribünleri nasıl doldururuz ve iyi oyuncularımızı nasıl büyük oyuncu yaparız sorularıydı. Avrupa’da basketbolun en çok sevildiği ülke Litvanya’dır. Basketbol için Litvanyalılar “ikinci dinimiz” derler. Litvanya’da maçlar tıklım tıklım dolu tribünler önünde oynanır. Peki ne yapıyorlar da tribünler böylesine dolu diye düşünürken İstanbul’da bir olay gerçekleşti; Galatasaray, Fenerbahçe’yi yendi. Galatasaray-Fenerbahçe maçında tribünlerin büyük bir kısmı doluydu.

Fenerbahçe yalnız Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en iyi takımı. Aklıma Türkiye’ye basketbolu getiren Yenilmez Armada’yı kuran Galatasaray’da, yaşadığımız bazı olaylar geldi. Yenilmez Armada zamanında ben de Galatasaray’da oynardım. Avrupa’ya hazırlık maçları için giderken diğer kulüplerden takviye alırdık. Bu takviye oyunculardan biri de o zamanlar Vefa’da oynayan Altan Dinçer olurdu. Altan Dinçer o zamanların Shaquille O’Neal’ıydı ve Altan bana ara sıra beni de Galatasaray’a alsanıza derdi. Ben de bu konuyu o zamanlar Galatasaray basketbolunun başında olan Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ismi Turgut Atakol ağabey’imize ilettim. Turgut ağabey bana “bizim idealimiz Galatasaray’ın şampiyon olması değil Türkiye’de basketbolun büyümesidir” dedi ve Altan Dinçer’i Fenerbahçe’ye gitmesini sağladı. Ardından da Fenerbahçe daha da güçlensin diye Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük koçu Samim Göreç’i de Fenerbahçe’ye transfer etti ve biz de uzun süre Fenerbahçe’yi yenemez olduk. O günden sonra gerçek Galatasaray – Fenerbahçe rekabeti başlamış oldu.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin sadece bir futbol kulübü olmadığına inanıp Fenerbahçe’nin spor kulübü olduğunu anlayan ilk başkandır. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye salon yaptırdı ve basketbol takımının oynadığı her maça gelerek güçlerine güç kattı. Böylece Fenerbahçe basketbolu sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en güçlü takımı oldu. Fenerbahçe’nin yeni Başkanı Ali Koç’un da Aziz Yıldırım’ın basketbol anlayışını sürdürdüğünü görüp sevinç ile izliyoruz.

Galatasaray’da ise Aziz Yıldırım anlayışına sahip bir başkan çıkmadı. Basketbol şubesini büyüteceğimize onu kapatsak daha iyi olur anlayışı yerleşti. Galatasaray’a bir basketbol kapalı salonu yapacağız vaadi hep sözde kaldı. Galatasaray başkanları basketbol için hiç uğraşmadılar, akıllarında hep futbol vardı. Futbolcuların ayakkabı numaralarını bile bilirken basketbolcuların isimlerini öğrenmek için çaba sarf etmediler. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz Bey bu halkanın sonundaki isimdir. Mustafa Cengiz, Türkiye’ye basketbolu getiren Galatasaray basketbol şubesini kapatarak tarihteki yerini almak üzereydi. Bu son Fenerbahçe galibiyeti onu da bu karanlık kulvara girmesini önleyecek ve layık olduğu yere isminin yazılmasını sağlayacaktır. Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin basketbolumuza ne kadar katkı sağlayacağını Sinan Erdem’de gördük. Üstelik Ertuğrul Erdoğan gibi çok başarılı koçlarımızla da yeniden tanışma fırsatı bulduk.

Tüm bu konulara Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman Bey’in de dikkatini çekmek istiyorum. Lütfen basketbola olan ilginizi arttırın. Yabancı koçunuzu yollayıp onun yerine Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi koçlarından biri olan Oktay Mahmudi’yi getirip siz de bu rekabetin içine girin diyorum. Seneler sonra basketbolseverlerin size ne kadar müteşekkir hatta minnettar olduğunu görüp kendinizle gurur duyma imkânınız var, size hatırlatıyorum.

Sevgiler ve Saygılar…

Kaynak: Basketfaul


Basketbolumuzun Avrupa’daki Yeri

Milli takımımızın Avrupa’da yenemeyeceği takım yok. Bu doğru ama bu bardağın dolu tarafı. Boş tarafı ise milli takımımızın Avrupa’da yenilmeyeceği takımda yok. Bunu önlememiz gerek Türk basketbolunu konuşarak, tartışarak layık olduğu yere çıkarmak hepimizin görevi.

Bir çok iyi oyuncumuz var ama büyük oyuncularımızı sayalım dediğimiz zaman hepimiz birbirimize bakıyoruz. Hayranlıkla izleyeceğimiz büyük oyuncumuz maalesef yok. Bu yüzden maçların çoğu boş tribünler önünde oynanıyor. Boş tribünler önünde maç izliyor olmak kadar üzücü bir şey olamaz. Geçen gün oynanan CSKA-Fenerbahçe maçında sahada hiçbir Türk oyuncu yoktu. İşin ilginç yanı CSKA takımında da Rus oyuncu sayısı çok azdı. Bu yüzden büyük oyuncu yetiştirecek ülke, zirvede yer alacaktır.

Büyük oyuncuyu yetiştirmek için yeni bazı aletler keşfedilmiş. Daha önce pek çok defa yazdım. Bunlardan biri; Basketball Shooting Machine (Şut Makinası) dediğimiz alet. Bu aleti pota önüne yerleştirdiğiniz zaman makine, potaya atılan her şutu geri yolluyor. Böylece bu makine sayesinde on dakikada 200’e yakın şut atıyorsunuz. Adele hafızası diye bir kavram var. Siz ne kadar şut atarsanız adele hafızanız o kadar güçleniyor. Özetle siz eğer size topu geri verecek bir arkadaşınızla çalışıyorsanız 10 dakikada attığınız şut sayısı 50-60 civarı olabilir. Ama topu şut makinası geri yolluyorsa 200’e yakın şut atabiliyorsunuz. Büyük oyuncu olma yolunda bir adım daha atmış oluyorsunuz. Üstelik şut makinası size attığız şutlardan kaçını soktuğunuzu söylüyor. Rakamlar yalan söylemez. Siz attığınız şutlardan kazandığınız sayının yükseldiğini gördüğünüzde özgüveniniz artıyor ve büyük oyuncu olma yolunda bir adım daha atmış oluyorsunuz. Üstelik şut makinası, attığınız şutların kaç derece ile potaya indiğini bildiriyor. Şutların potaya inme açısında en verimli açı 45 derecedir. Böylece siz şutları daha havaya atmaktan veya paralel şuttan uzaklaşıp 45 derece ile en doğru açıya alışıyorsunuz.

Şut makinasını kullanma kararı ufak bir adım gibi görünse de bu tür kararlar vermenin önemi çok büyük. Büyük oyuncu yetiştirmek bu tarz ufak kararlarla şekilleniyor.

Örneğin; Türk Basketbolunu Turgay Demirel nereden aldı nereye getirdi diye sorarsanız anlatmakla bitmez. Turgay Demirel basketbol tarihimizde layık olduğu yeri aldı. Şimdi sırada ise Hidayet Türkoğlu var. Eski NBA maçlarını izlerseniz Hidayet’in NBA’de ne kadar büyük oyuncu olduğunu görürsünüz. Şimdi biz Hidayet’ten yeni Hidayetler yetiştirmesini bekliyoruz. Bu yetenek meselesi diyorsanız bir kez daha düşünün. Hidayet, gençliğinde Efes Pilsen’de oynarken 2 m’yi aşkın boyuyla oyun kurucu oynatma kararı alınmasaydı bu kadar büyük oyuncu olur muydu?

Karar sizin…

Kaynak: Basketfaul.com


Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için

Basketbolda savunma, her geçen gün güçleniyor. İyi savunma yapmanın bir karar meselesi olduğunu artık herkes anladı. Siz bir gece evvel “yarınki maçta çok iyi savunma yapacağım” diye karar verirseniz, ertesi günkü maçta gerçekten çok daha iyi savunma yapabilirsiniz. Aynı konu hucum için geçerli değil. Siz, “ben yarın etkili hücum edeceğim, en az yirmi sayı atacağım” diye karar verseniz de bu gerçekleşmeyebilir. Attığınız şutların girmesi karar meselesi değil devamlı ve düzenli antrenman meselesidir. Bu yüzden “hücum maç kazandırır, savunma ise kupaları toplar” sloganı böyle varolmuştur.

Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için sloganı

Siz tuttuğunuz adamı ölümüne savunursanız, bu adam sizi geçemez. Böyle olunca arkadaki takım arkadaşlarınızın kendi tuttukları adamları bırakıp size yardıma gelmelerini önler, böylece onları zor duruma sokmazsınız. Arkanızdaki tüm takım arkadaşlarınız “biz sana yardıma hazırız” derlerse bir artı bir iki değil, üç eder.

Savunmada (sesli savunma) uygulaması giderek çoğalıyor

Savunmada birbirlerini uyaran karşılıklı konuşmalar savunma gücünü artırıyor. Savunma yumruğunu büyütüyor ve güçlendiriyor. Karşılıklı konuşmaların pozitif olması gerekli böylece savunmanız güçlendikçe güçlenir. ABD’de www.breakthroughbasketball.com diye bir site var. Ben bütün genç koçlarımızın bu site ile tanışmalarını istiyorum. Bu sitede “sesli savunma” hakkında inanmayacaksınız ama en az yüz makale var. Bu sitedeki makaleler sesli savunma ile sınırlı değil. Basketbola dair herşey var. Ben bu yüzden genç koçlarımıza İngilizcenizi hiç olmazsa okuduklarınızı anlayacak kadar geliştirin demiştim.

Basketbolda savunma her geçen gün daha da karışıyor. Tam saha pres(baskı) ile başlayan savunmalar yarı sahaya dönünce zone (alan) savunmaya dönüyor. Bu “kargaşa savunma taktikleri” Türkiye’de de her geçen gün artıyor ve sonuç da alıyor. Rakip takımın ne yaptığını anlayıp bağıran oyunculara sahip takımlar bu problemleri daha kolay aşıyorlar. İsterseniz birazda basketbol ile ilgili teknik konuların dışına çıkalım.

Bugün takımlarda hakemlere itiraz alışkanlığı o kadar çoğaldı ki bazen maç seyretmekte zorlanıyorsunuz. Hakemlerin değerlerini bilmemiz gerekli. Çünkü hakemler olmasa basketbol oynanmazdı. Basketbolda “oyunculuk mu, hakemlik mi zor?” diye sorsanız ben hiç tereddüt etmeden hakemlik derim. Hakemler kırk dakika boyunca yüzlerce defa doğru karar vermek zorundalar. Üstelik onları daha da zorlayan yönler de var. Hakemler “maçı bu takım kazanır” diye kendi tahminlerine karşı koymaları gerekiyor ve daha güç olanı sevdikleri takımların maçlarını yönetmesidir. Siz Fenerbahçe taraftarı iseniz Fenerbahçe maçını yönetmek kolay olabilir mi ? Bu yüzden, bütün bu zorluklara rağmen maçları yöneten hakemlere saygı duymalıyız. Bu (www.basketfaul.com) sitenin sahibi de eski hakemlerimizden Necip Kapanlı kardeşimizdir. Biz ona da verdiği her kararda itiraz ederdik ama şimdi bu çok güçlü basketbol sitesini kurduğu için ona artık sadece teşekkür ve tebrik ediyoruz.

Yorumlarınızı sorularınızı info@yalcingranit.com adresine yazabilirsiniz.

Sevgiler, saygılar..


Tribünler nasıl dolacak?

Son yazımda boş tribünleri doldurmak için beraberce uğraşalım diye yazmıştım. Geçen günlerde bu konu üzerinde çalıştım ve boş tribünlerin dolması için ülke basketbolunun gelişmesi ve zirve yolunda ilerlemesi gerektiği kanısına vardım.

Ben, İspanya basketbolunu Avrupa’nın en iyi basketbolu olarak gördüğümden, İspanya basketbolu hakkında yazılan makaleleri yakından takip ederim. Orada da problem aynı; basketbolun önünü futbolun kapatma riski var. Bu yüzden çeşitli çalışmalar içindeler. Küçük bir örnek olarak; basketbolun çekiciliğini artırmak ve gençlere tanıtmak için basketbol ligi maçlarının hepsinde devre aralarında küçük çocuklara tam saha maç oynatıp hem basketbolu tanıtıyorlar hem de basketbol atmosferini solumalarını sağlıyorlar. Yıllardan beri yazıyorum futbol oynamak kolay; sokakta iki tane taş alıp dört beş metre aralıklı iki taş koyduğunuzda futbol kalenizi oluşturup şut atmaya başlıyorsunuz. Haliyle bugün hangi basketbol antrenmanına gidip aranızda futbol oynayan var mı diye sorsanız bütün eller havaya kalkar, siz de böylece oyuncuların basketbolcu olmadan önce futbol oynadıklarını öğrenmiş olursunuz. Bir futbol antrenmanında oyunculara siz hiç basketbol oynadınız mı diye sorsanız herkes birbirine bakıp durur. Bu da çok doğal çünkü basketbol oynamak için ise pota ve çember lazım. Bu yüzden İspanyollar bütün ilköğretim okullarına pota takıyorlar. Türkiye’de basketbol federasyonunda birbirinden kıymetli eski basketbolcular var. Onların da buna benzer projeleri olduğunu duyuyor ve seviniyorum. Basketbol oynayan ve seven genç sayısı artmadan tribünlerin dolması zor. Tabii bunu başarmak yeterli değil, aynı zamanda izlemesi keyif veren takımlar ve oyuncular yaratmak zorundayız.

Kulüp Başkanlarının Önemi

Türk basketbolunu büyütmek için güçlü “kulüp başkanları”na ihtiyaç var diye yazmıştım. Bugün sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en güçlü basketbol takımlarından biri Fenerbahçe. Bu başarı, basketbola gösterdiği ilgi dolayısıyla Aziz Yıldırım’ın eseri. Ama ortada bir gerçek daha var. Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı Fikret Orman. Ben Fikret Bey’i tanımam ama onun yaydığı karizma çok güçlü. Eğer Fikret Orman Türkiye’nin en iyi koçlarından milli takım antrenörü Ufuk Sarıca’yı tekrar takımın başına geçirir ve Beşiktaş’ın basketbola olan ilgisini artırırsa kulübün tarihine geçer. Umarım başkan bu fırsatı kaçırmaz. Galatasaray ise yine Türkiye’nin en iyi koçlarından Ertuğrul Erdoğan’ı aldı. Fakat yönetimin tüm ilgisi futbolda gibi görünüyor. Galatasaray’a ilerideki bir yazımda değineceğim.

İzlenecek oyuncu sayısının artması lazım

Dünya basketbolunda savunma giderek saldırgan oluyor. Bu yüzden birebirde adam geçmek her geçen gün daha da önemini artırıyor. Türk çocukların birebirde adam geçme yetenekleri çok sınırlı. Çünkü biz çocukluğumuzdan itibaren sahaya iki kişi çıktığımızda hemen şut atmaya başlarız. Ama özellikle siyahî Amerikalılarda durum farklı. Onlar takım antrenmanına başlamadan önce uzun süre birebir oynarlar. Bu yüzden ben siyahi eski basketbolculardan birinin asistan koç listesine alınmasından yanayım. O asistan koç hem A takım hem de genç takım oyuncularının birebirde adam geçme yeteneklerini ve isteklerini artırabilir. Bugünün basketbolunda adam geçme riski yaratmadan şut şansı yakalamak neredeyse imkansız. Dolayısıyla adam geçemezsek yetenekli ve istekli olduğumuz şut atma konusunda da istediğimiz noktaya varamıyoruz. Ve sonuç olarak tribünleri dolduracak yıldızlar yaratamıyoruz.

Sponsor Konusu

Tabi siz bütün bunlardan önce parayı nereden bulacağız diyorsanız haklısınız. Ama Türkiye’de olumlu bir gelişme yaşanıyor. TiviBu kanalının basketbola gösterdiği yakınlık beni çok ümitlendiriyor. Her gün onlarca maç TiviBu kanallarında yayınlanıyor. Bu sayede yavaş yavaş basketbolumuzun sponsor bulmakta önünün açılacağını düşünüyorum. Bugüne kadar biz sponsorun peşinden koşarken yakında sponsorların kulüplere ekonomik yardımda bulunmak için çabalayacaklarını ümit ediyorum. Bu Türk basketbolu için büyük bir fırsat olacaktır. Gelin hep birlikte olalım büyük şansı kaçırmayalım.

Yorumlarınızı sorularınızı info@yalcingranit.com adresine yazabilirsiniz.

Sevgiler, saygılar..


Türk Basketbolu’nu tartışalım

Uzun zamandır sıhhat sorunum olduğu için iletişimimiz azalmıştı. Fakat artık son turu koştuğumu bildiğimden, tekrar bir araya gelip Türk Basketbolunu konuşalım, tartışalım istiyorum.

Basketbolumuz istediğimiz, hayal ettiğimiz seviyeye geldi mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek kolay değil. Evet, bugün Avrupa’da yenemeyeceğimiz ülke takımı yok. Ancak tersi de doğru, yenilmeyeceğimiz takım da yok. Eskiden Avrupa’da Rusya, Yugoslavya gibi çok iyi takımlar vardı ve bu sayı giderek artıyor. Yunanistan’ı düşünün… Birçok Yunan oyuncu Avrupa’nın her köşesinde, oynadığı takımın sorumluluğunu taşıyor. Kostas Sloukas da bunlardan biri. Bugün Avrupa’nın tartışmasız en güçlü kulüplerinden biri olan CSKA Moskova’nın başında Yunan koç Dimitris Itoudis var. Bana “Televizyonda hangi takımı izlemek istersiniz?” diye sorsanız, “Vassilis Spanoulis’li Olimpakos” cevabını verecek olmak beni üzüyor.

Basketbol dünyasında Antetokounmpo ailesinden basketbolcular var. Birisi Atina’da Panathinaikos’ta, diğer ikisi de NBA’de Dallas ve Milwaukee’de. NBA’de oynayanlardan Kostas lige yeni girdi. Öte yandan Giannis, her maçta sayı, ribaund ve asist sayılarında çift haneye ulaşmak için savaşıyor.

Türkiye’ye dönünce, duyduğumuz ilk haber birkaç spor kulübünün basketbol şubesini kapattığını öğrenmek oluyor. Trabzonspor Basketbol ligden çekildiği için, bu yıl lig 16 yerine 15 takımla oynanıyor. Üstüne üstlük birçok takımın kapanmak üzere olduğu haberleri de geliyor. Hâlbuki Trabzon, ülkede sporu çok seven, sporla yatıp kalkan şehirlerimizden biri. Yine de kötümser olmaya gerek yok. Bizim Aziz Yıldırım gibi kulüp başkanlarına ihtiyacımız var. Aziz Bey, Fenerbahçe’nin sadece futbol kulübü değil, bir spor kulübü olduğunun bilincindeydi. Tüm branşların maçlarına bizzat giderdi. Bu ilgi sayesinde Fenerbahçe basketbolu Avrupa’nın en iyileri arasında üst sıralarda yer aldı.

Bu yıl basketbolun yayın haklarını TiviBu aldı. Yaptıkları yayınlarla Türkiye’de basketbol her gün daha güçleniyor diyebiliriz. Üstelik 133 numaralı kanalda devamlı İngilizce dersi veriyor. Bu da çok önemli. Eğer genç Türk koçlar hayatlarında başarılı olmak istiyorlarsa, İngilizce öğrenmeleri şart. İngilizce kouşamasalar da, okuduklarını anlamaları onlara yetecektir. Çünkü bugün dünyadaki basketbol sitelerinin hemen hemen tamamı İngilizce yayın yapıyor.

Son turda koşarken yeni bir savaş açalım istiyorum. Bunun adı da büyük harflerle yazılacak MAÇLARDAKİ BOŞ TRİBÜNLERİ DOLDURMAK olsun. Gelin, hep beraber bu hedef için bir araya gelelim.

Soru ve görüşlerinizi info@yalcingranit.com adresine gönderebilirsiniz.