Daha iyi bir Türk Basketbolu için TVyi izleyin

Pazar günü hem ligimizde, hem de İspanya liginden, hem de NBA maçları izleme şansımız oldu. İsterseniz önce NBA’den başlayalım.

Brooklyn Nets-Chicago Bulls maçında bir kere daha NBA maçlarının hiç de öyle abartılacak kadar üst kalitede olmadığını gördük. Özeti şu: NBA maçları bizde bazen Mars’ta oynanan maçlar gibi erişilmez seviyede hayali yaratılır. Hiç de öyle değil. Türk oyuncuların kafalarından bu erişilmez hayalini silip yetenekli gençlerimizin NBA’de de rahatça oynayacakları inançlarını yerleştirmeleri gerek. Bu yüzden benim Furkan Aldemir’n NBA’de de başarılı olacağı inancım arttı. Biz Furkan’a şut atmasını öğretemeden, şutör yapamadan yolladık. Furkan iyi şutör olabilseydi NBA’de en üst sıralarda yer alırdı. Uzun oyuncularımızın şut meselesine Türkiye’de bir çare bulmalıyız. Aslında buna NBA bile çare bulabilmiş değil. Örneğin Pau Gasol faul atarken hala sol elini topun yanına değil, üstüne yerleştiriyor, sol elinin parmakları kendisine bakıyor. Onun faul stili sizin basketbolcu yapmak istediğiniz oğlunuza “Sakın sen onun gibi atma” diyebileceğiniz bir yapıya sahip.

İspanya Ligi’nde ise Real Madrid-Zaragoza maçını izledim. Bir kere daha tekrarlıyorum. İspanya Ligi basketbol olarak kullandıkları yenilikleri açısından bizim dikkatle izlememiz gereken yegane lig. Ama Türk takımları iyi hazırlanıp, iyi gelişme sağladıklarında İspanya Ligi’nde de başa oynayabilirler. Anadolu Efes’in Real Madrid galibiyeti bunun bir ispatı.

İspanya Ligi’nin bize üstün tarafı tribünlerin her maçta tıklım tıklım dolu oluşu. Bizim basketbol adamlarımızı düşündüren, üzen en önemli konu budur. Biz senelerdir maçlarda her şeyden önce tribünlere bakarız. Tribünler çoğunlukla dolmaz. Bazı maçlarda tribünler dolar ve biz başta maç yorumcuları, teknik kadrolar, yazarlar olarak sevinir, gururlanırız. Bizim “Türk Basketbolu zirve yolunda ilerliyor” diyebilmemiz için iki ölçü var. Birincisi NBA’e sadece uzunlarımızı değil, kaliteli oyun kurucularımızı yolladığımız zaman gerçek gururu hak ederiz. İkincisi ise lig maçlarında Türkiye’nin her yerinde tribünler dolarsa iddiamız gerçekleşmiş olur.

Belki inanmayacaksınız ama tribünlerin doluşu sinerji yaratır. Dolu tribünler önünde yıldız oyuncu olma heyecanı artar. Basketbol seyircisini basketbolsever yapmanın yolu, onların da basketbol bilgisini artırmaktan geçer. Biz seyirci olarak maçlara tuttuğumuz takımın renkleri için geliriz ama basketbol bilgimiz artıkça sadece basketbol seyircisi olmaktan çıkar, gerçek bir basketbolsever oluruz. Bunun için en kestirme yol gerek tribünden, gerek TV’den maç seyrederken basketbol sevgimize basketbol bilgimizi eklemektir. Bunun ilk adımı maç seyrederken sadece topu değil, tüm sahayı görmekle başlar. Bunun da ölçüsü sizin maç seyrederken hakemleri de görüp görmediğinize bağlıdır. Tabi teknik faullerde, çıkan kavgalarda, serbest atışlar sırasında, oyunun durduğunda hakemleri görmekten bahsetmiyorum. Siz maç oynanırken hakemleri arada bir de olsa görüyorsanız iyi bir seyirci, basketbolsever olma yolundasınız demektir. Siz internete girip, google’a “TV seyrederken nasıl iyi bir seyirci veya oyuncu olabilirim” diye yazarsanız, karşınıza inanılmayacak kadar çok sayıda makale çıkar. Bu arada bir şeyi itiraf etmeden geçemiyorum. Bu soruyu google’a sorup basketbol bilgisini artırmaya çalışanların arasında hala ben de varım.

Siz maçı izlerken hakemleri görürseniz, topun olmadığı ters tarafı da rahatlıkla görürsünüz. Topun olmadığı taraftaki savunmacı yardım için savaşmaya hazır mı, yoksa neredeyse kafasını kaşıyacak kadar ilgisiz mi? Bunları görerek izlediğiniz takımın savunma gücünü de ölçebilirsiniz. İzlediğiniz takımın zone mu, adam adama mı savunma yaptığını, ya da bu iki savunmayı içiçe sokup kafa karıştıran bir taktik mi uyguladığını da anlayabilirsiniz. Oyuncular için ise maçları seyrederken kendi pozisyonunuzda oynayan yıldız oyuncuları izlemek çok faydalı olur. Siz bir oyun kurucu iseniz seyrettiğiniz maçtaki yıldız oyuncunun bir sonraki hareketini önceden tahmin etmeye uğraşmanız bile sizi geliştirir. Türkiye’de bu anlayışla izlenecek oyuncuların başında Arroyo var. Siz onun bir sonraki hareketinin şut mu, drive mı, pas mı önceden tahmin etmekle kendi basketbolunuzu da geliştirebilirsiniz. Eğer siz pivotsanız nasıl oluyor da Semih Erden her maçta 4-5 smaç vurabiliyor sorusuna onu dikkatle izleyerek cevap bulabilirsiniz.

Türkiye’de savunma gelişti. İyi bireysel savunmacılarımız var. “İnşallah bu adam ben tutmaz” denilecek oyuncuların başında Göksenin Köksal geliyor. Göksenin’in savunması beyninden yüreğine, yüreğinden de adalelerine verilen emrin sonucu. Onun gibi savunmacı olmak için sadece adalenize değil, beyninize de öncelik vermeniz gerek. Sonunda konu dönüp dolaşıp maç yorumcularına geliyor. Tribünleri doldurmak büyük oyucular ve iyi savunmacılar yetiştirmek, hatta koçları daha iyi koç olmaya zorlamak maç yorumcularının temel görevi olmalı. Bu yüzden Amerika’da koçluk görevini tamamlayan dünyanın en iyi koçları bile hemen ertesi gün TV kanallarında yorumlara başlıyor, ardından da kitaplar yazıyor. Kitap okumanın da TV izlemek kadar yararları var. Phil Jackson’un “Kutsal Çemberler” adlı kitabını ve kızıp sahaya iskemle atan Bobby Knight’ın “Olumsuz düşünmenin Faydaları” adlı kitaplarını okuyun. Neler öğreneceksiniz, görürsünüz.

Bizde yorumcuların kalitesi her geçen gün artıyor. Türkiye’nin en değerli basketbol adamlarını TV’de karşımızda görüyoruz. Bu da Türk Basketbolu için çok olumlu bir gelişme. Bu yüzden tekrarlıyorum. Internetçi, yazar, yorumcu, seyirci… Ne olursak olalım hepimizin görevi daha iyi bir Türk Basketbolu yaratmak olmalıdır…

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com