Furkan’ı NBA’e hazır gönderebildik mi?

Furkan Aldemir’in NBA’e gitmesiyle birçok problemi olan Galatasaray’a basketboluna yeni bir problem eklendi. Olayın düşündürücü yanı bu. Nefes aldıran yanı ise NBA’e yeni bir Türk oyuncunun gitmesi oldu.

Furkan çok yetenekli bir gencimiz. Çok iyi zıplayan, atletik, çabuk ve hırslı. Üstelik geçen gün de yazdığım gibi önsezisi Avrupa’da bile hiçbir oyuncuda yok. Top şut atan oyuncunun elinden çıkar çıkmaz havadaki topu seyretmeden ribaunda koşuşu onu NBA’de de en iyi ribaundcular arasına sokacaktır. Ayrıca pick and rollerde de zamanında içeri kaçması ve oyunu okuyup değerlendirmesi onun silahlarından biri. Bu saydıklarım bardağın dolu tarafı.

Diğer tarafında ise kendisine sormamız gereken soru şu: Furkan basketbola olan tüm yeteneklerini ortaya çıkardı mı? Yeteneğinin ne kadarını kullanıyor. Buna hep birlikte cevap aramalıyız. Siz hiç Furkan’ı driplingle adam geçerken gördünüz mü? Bırakın adam geçmesi, dripling yaparken gördünüz mü? Onun dripling sayısı, ribaund sayısından bile azdır. Siz Furkan’ı yüzü dönük hiç şut atarken gördünüz mü diye sormama gerek bile yok. Ben bu sene oynadığı tüm maçlarda sadece bir tek şutunu gördüm. Onda da 24 saniye doluyordu. Peki bu çocuğa ve Türk Basketbolu’na yazık değil mi? Bu sorun sadece koçlara ait değil. Yıllar geçti hala Türkiye’de “oyuncu geliştirme koçu” uygulaması ortada yok. Özetle yeni bir Ömer Aşık’ı daha NBA’e yolluyoruz. Furkan’ın Ömer’e tek üstün tarafı serbest atışları daha isabetli kullanması. (Bu sezon yüzde 72) Peki… Oldukça yeterli faul atan bu gencimize niye “Kısa mesafe yüzü dönük şut öğretmedik” diye kendimizi yargılamamız gerekir.

Furkan’ın NBA yolculuğu benim “Türk Basketbolu gerçekten gelişti” diyebilmem için “Türkiye’den oyun kurucu gençlerimiz NBA yolunu tutmalı” ölçeğimi değiştirmedi.

Gelelim oyun kurucu sorunumuza… Geçen gün internet sayfalarından birinde Torku Konyasporlu Troy De Vries ile yapılmış bir röportaj gördüm. Troy, TBL Ligi’nin sayı kralı. “Doğuştan iyi şutör olunmaz. İyi şutör olmak için sürekli şut çalışılmalı. Ben iyi şutör olabilmek için milyonlarca şut attım.” diyordu. “Doğuştan iyi şutör olmaz sözü” bana Doğuş Balbay’ı hatırlattı. Doğuş Balbay da son derece atletik, genç oyuncularımızdan biri. Fast-break sonlarında onun zaman zaman yaptığı harika smaçlar tribünleri ayağa kaldırıyor ve hayranlık uyandırıyor. Ama oyun sete döndüğünde onu sahada görmekte zorlanıyoruz. Doğuş’un yeteneği smaçlarla sınırlı değil. Siz eğer internete “bir oyun kurucunun özellikleri nelerdir?” diye google’a sorarsanız karşısına en az 10-15 madde çıkar. Bunların içinde saha görüşü, oyunu okuyuşu, liderlik, yanındaki oyuncuları daha iyi oyuncu yapmak, koçun sahadaki uzantısı gibi birçok madde yazılıdır. Bu sıralamaların en sonunda en güç özellik yazılıdır. Sıralama, “oyun kurucu takımın en iyi savunmacısı olmalıdır” diye sonuçlanır. Siz bu kadar iyi oyun kurucu içinde, savunması da çok iyi olanını gördünüz mü? Spanoulis’in mi savunması iyi, Arroyo’nun mu iyi, karar sizin. Doğuş Balbay’ın böyle bir özelliği de var. Tuttuğu oyun kurucuya dünyayı dar ediyor. Savunduğu oyun kurucuyu oyundan düşürüp rakip takımı neredeyse hücumda 4 kişiyle oynamak zorunda bırakıyor. Ama Doğuş’un takımı hücuma geçince iş tersine dönüyor. Doğuş’un şutu olmadığı için onu tutan adam uzağında durup diğer arkadaşlarına yardım ediyor. Bir diğer deyişle Doğuş oynadığı takımı da kendisi hariç hücumda 4 kişi oynamak zorunda bırakıyor. Doğuş’un şut mekaniği hiç fena değil ama özgüveni olmadığı için bırakın sokmayı, denemiyor bile. Doğuş iyi şutör olsa Türk Basketbolu çok iyi bir oyun kurucu kazanır. Doğuş egoist bir oyuncu değil, yanındaki oyuncuları da büyütür, bu gelişme Türk Basketbolu’na da, Milli Takım’a da yansır.

Furkan için de, Doğuş için de soru şuraya gelip takılıyor: “Biz iyi oyuncu olan oyuncuları nasıl büyük oyuncu yaparız?” Bütün basketbol adamlarımızın çözmek zorunda oldukları sorun bu. Bunun için en önemli silah televizyon yayınları. Bugün Lig TV’de çok önemli basketbol adamları yayın yapıyorlar. Bu kadroya bu yıl basketbolumuzun çok değerli iki ismi Murat Didin ve Hurşit Baytok da eklendiler. Bu kadro çoğunlukla oynanan maçları yorumluyorlar. Ama dün akşam ilk defa Türk Basketbolu’nu konuştular ve çok faydalı oldular. Ben onlardan basketbolumuzun problemlerini sıralamalarının yanı sıra bunlara nasıl çare bulunabileceği sorusuna da öncelik vermelerini rica ediyorum.

En büyük sorunlarımızdan biri seyirci. Gelen seyircilerin çoğu basketbol sevgisiyle değil, tuttukları kulübün sevgisiyle geliyorlar. Onları futbol seyircisi olmaktan çıkarıp, basketbol seyircisi yapmak da TV kanallarının ve yorumcularımızın elinde. Lig TV buna ağırlık verirse, başka kanallar da onları takip eder, tribünler basketbolu seven seyircilerle dolar ve basketbolsever seyirciler kulüplerin en büyük problemi olan sponsor sorununa da çare olurlar inancındayım.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com