Kazandıklarımız saymakla bitmeyecek kadar çok

Türk Basketbolu Sırbistan’ı yenerek sadece Gençler Avrupa Şampiyonası’nı kazanmakla kalmadı. Basketbolumuzun son bir ayda kazandığı o kadar önemli şeyler var ki, saymakla bitecek gibi değil. Ümit Milli Takımımız hızlı basketbol kavramını kazandırmıştı ve koç Erhan Toker’i kazanmıştık. Genç Milli Takımımız ise saldırgan savunma anlayışını basketbolumuza ekledi. Böylece Ömer Uğurata’yı da başarılı koçlar listesinin başına yazdık. Ama en önemli kazancımız Türk Basketbol ekolü anlayışına birçok şey ilave etmemiz oldu.

Saldırgan savunma anlayışını bizde koç Ömer başlattı. Final maçında saldırgan savunma uygulamasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Üç gün önceki Sırbistan maçında bu uygulamayı kullanmamış ve maçı 20 sayıyla kaybetmiştik (Ayakta uyuma maçımız). Bu maça ise yeniden saldırgan savunma ile başladık ve maçı bu defa 20’ye yakın farkla kazanan biz olduk. Böylece üst üste ikinci kez Gençler’de Avrupa Şampiyonu olduk ve 90’lı yıllarda Yugoslavya’nın elde ettiği başarıyı bu yıl biz tekrarladık. Saldırgan savunma vücuttaki kan dolaşımını güçlendiriyor, hem beyine, hem kalbe daha çok kan gidiyor. Bu da özgüveni artırıyor. Oyunu hem hızlandırıyorsunuz, hem de daha iyi okuyorsunuz, Şutlarınız da daha isabetli oluyor. Bu yüzden geçen gün de yazdım. Ömer’in elinin beş parmağını açarak “saldırgan savunma yapın” mesajı tüm genç koçlarımıza örnek olmalıdır. Artık “1” denince adam adama, “2” denince zone savunma dönemi bitti. 1 ve 2’ye 5 eklendi. Final maçında da şampiyonluğu kazandıran “5” nolu saldırgan savunma oldu.

Saldırgan savunmanın bir tek tehlikesi var. Oyuncuları yoruyor ve oyundan düşürüyor. Bu yüzden biz ilk çeyrekleri zindeyken çok iyi oynuyoruz. İkinci çeyrekte ise yorgunluk beliriyor ve performansımız düşüyor. Ama devre arasındaki dinlenme bizi üçüncü periyodda yine coşturuyor ve maç kazandıran farkı yakalamamızı sağlıyor. Bu gece de böyle oldu. Yorgunluğun sebebi Genç Milli Takımımızın yeterince sert ve sıkı çalışmaması değil, bunun sebebi oyuncularımızın kulüp takımlarında böyle bir baskılı savunma anlayışı içinde antrenman yapmamaları. Bundan sonra genç koçların savunma dosyalarında baskılı savunma uygulaması da yer alacak. Bu bir gerçek. Güçlenen savunma repertuarı bizim oyuncularımızı hem daha iyi atlet yapacak, hem de zor günlerde yorgun düşmemelerini sağlayacaktır. Koç Ömer’e bir teşekkür borcumuz daha var. Biz şampiyon olduk ve hepimiz tribünlerden, televizyon karşısından koşarak heyecan içinde omuz omuza sarılıp şampiyonluğu kutladık.

Şimdi esas soruna geliyoruz. Bu kadar büyük oyuncu olmaya aday genç oyuncumuz varken, sınırsız yabancı oyuncu problemini nasıl aşacağız? Ne yapıp da bu yetenekli gençlerimizin kulüp kadrolarında yer alıp, yeteneklerinin tümünü kullanmalarını sağlayacağız? Basketfaul’de bizim sayfamızda bundan sonraki konumuz bu olacak. Bu soru kolay yanıt bulunacak bir soru değil. Bunun için tartışmamız, fikirlerimizi paylaşmamız gerek. Bu yüzden yorumcu kardeşlerimizle birlikte çalışıp bu soruya cevap bulmalıyız.

40 fırın ekmek yememiz gereken ilk başarıyı elde ettik ama bu genç yetenekli çocuklarımız nasıl büyük oyuncu olurlar sorusu, bizi yeni bir 40 fırın ekmek yemeye zorlayabilir. Eğer birlikte çalışır, fikirlerimizi paylaşır, tartışırsak sınırlı da olsa bu sorunun çözümüne faydalı oluruz. Buna inanıyorum. Bütün yorumcu kardeşlerimi görev başına davet ediyor ve katkıları için şimdiden çok ama çok teşekkür ediyorum.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com