Obradovic’in Türk Basketbolu’na katkısı ne olabilir?

UCLA koçu John Wooden’ın ismini herhalde duymuşsunuzdur. Wooden 10 NCAA şampiyonluğunu üst üste kazanmış bir efsanedir. Ayrıca 88 maçı ard arda kazanması da unutulmayacak bir başarıdır. Wooden sadece başarılı bir basketbol koçu değildir, onun hayat hakkındaki görüşleri herkese, hepimize çok faydalı olacak niteliktedir. Özetle o sadece bir basketbol mentörü değil, mutlu ve başarılı bir hayatın nasıl yaşanacağını öğreten eşsiz, emsalsiz bir yazardır. Geçen gün bir kitapevinde Wood’ın “Hayat İçin Oyun Planı” adlı kitabının Türkçe tercümesini görünce çok sevindim. Bu yüzden ben yazımı John Wooden’a ve ondan bilerek veya bilmeyerek etkilenmiş Obradovic’e ayırdım.

Wooden’ın her makalesinde birçok anlamlı ayrıntı vardır. Bunlardan biri bütün genç koçlarımızın önünü açacak, “hayatta her şeyi bildiğinizi zannettikten sonra öğrendikleriniz, en önemli bilgilerdir “şeklindedir. Türk Basketbolu’nda genç ve hatta tecrübeli koçlarımızın gelişmesini önleyen “Ben basketbola ait her şeyi biliyorum” anlayışıdır. Halbuki koçlukta da gelişimin sonu yoktur. Ufuk Sarıca’nın her yıl gösterdiği gelişme bunun ispatıdır. En tecrübeli koçlarımızdan Ergin Ataman’ın her sezon daha güçlendiğini görmemek imkânsızdır. Eğer genç koçlarımız “öğrenmenin sonu yoktur, en önemli bilgiler her şeyi bildiğinize inandıktan sonra öğrendiklerimizdir” anlayışını benimserlerse basketbolumuzun önü çok açılır.

Wooden’ın “Eğer o gün geri ödemesi imkânsız birisine, manevi de olsa ciddi bir yardımda bulunmazsanız, o günü boşuna boşuna geçirmişsinizdir” sözü hepimiz için hayat felsefesidir. Koçlara da “Ufak şeylerle, detaylarla ilgilenin çünkü başarı bu ufak detayların birleşmesiyle oluşur” diyor. Wood’ın antrenmanlarda hep fundamentallerle uğraşması bunun göstergesidir. Komplike taktikler yerine her antrenmana detaylarla (fundamental) ile uğraşması ona başarı yolunu açan anlayıştır. Wooden her sezon başında yeni gelen oyuncularına ilk öğrettiği şey onlara lastik ayakkabılarını nasıl doğru bağlayacakları olurdu.

İsterseniz biraz günümüze yaklaşalım. Bence Wooden’ın en çarpıcı sözü “Başarılı bir koç onları eleştiren, onlara doğruyu öğreten ama onları kırmayan, üzmeyen koçtır” sözüdür. Burada devreye Obradovic giriyor. Obradovic de bütün Yugoslav kökenli koçlar gibi antrenmanlarda ve maçlarda hiç durmadan bağırıp çağıran bir koç ama oyuncular ona kırılmıyorlar, kızmıyorlar ve ona duydukları saygıyı kaybetmiyorlar. Obradovic, neredeyse John Wooden’ın Avrupa’daki bir benzeri, onun da hayatı başarılarla dolu. Ondan Türk Basketbol adamlarının öğrenecekleri çok şeyler var ama bunlar teknik ve taktik konular değil, daha çok psikolojik faktörler gibi görünüyor. Fenerbahçe’nin oynadığı basketbolda teknik ve taktik olarak bir yenilik yok. Obradovic’i henüz çok yakından tanıdığımızı söyleyemeyiz. Geçen gün bir TV kanalında röportajı vardı. İzledik ve onu biraz daha tanıma şansımız oldu. Obradovic röportajında başarı için en önemli faktörün konsantrasyon olduğunun ve bireylerin birleşip yumruk olmalarının ne kadar faydalı olduğu konularının üzerinde durdu. Üzerinde durduğu bir diğer konu ise takım başarısının, bireysel başarıdan önde geldiği ve takım oyucularının egoistlikten kurtulmalarının ne kadar önemli olduğuydu. Obradovic’in henüz bir kitabı olmadığı için tam olarak ne düşündüğünü bilmemiz imkânsız, bu yüzden ben bazı genellemeler yapmak istiyorum.

Genç oyunculara hatırlatıyorum. Konsantrasyon sporda başarının temelidir. Konsantrasyon antrenmanlarda başlar, eğer siz antrenmanlarda sadece şut atıyor ve boşuna zaman geçiriyorsanız başarı yolunda önünüz tıkalıdır demektir. Eğer siz antrenmanlarda bile konsantre olur ve ter dökerseniz, maçlarda konsantrasyonunuz daha da artar ve başarı yolunuz açılır. Konsantrasyon anı yaşamak demektir, bütün dikkatinizi kendinize yöneltmek demektir. Basketbolda oyuncu kazanmak zor, kaybetmek ise kolaydır. Bu yüzden ben geçen yazımda Semih Erden üzerinde durdum. Semih gibi uzun boylu, basketbola yetenekli oyuncular bulmak kolay değil ama Semih’i kaybetmek üzereyiz. Bunun bir tek sebebi var: Semih’in konsantrasyon eksikliği. Semih’in maç sırasında dahi kafasından ne geçtiğini anlamak imkansız gözüküyor. Bilinen bir tek şey var, o da Semih maçı değil, başka şeyleri düşünüyor. Bazen konsantre olmak da yetmiyor. Doğuş Balbay ülkenin saldırgan savunmacılar listesinin en üst sıralarında ama hücumu yetersiz, zira şutu hemen hemen hiç yok. Bu yüzden eğer izlemişseniz, görmüşsünüzdür. Fenerbahçe Ülker-Anadolu Efes maçında Efes hücumda adeta 4 kişiyle oynar gibiydi. Bu yüzden bütün basketbol camiamız Doğuş’un şut eksikliğine konsantre olup, bu problemi çözmesini bekliyoruz.

Başarının diğer bir temel taşı da takımdaki birlik, beraberliktir. Bir elin parmaklarının yumruk olmasıdır. Birlik-beraberlik özveri demektir. Takımın başarısının sizin bireysel başarınızdan daha önemli olduğunu kabul etmek demektir. Birlik-beraberlik kavramında egoistliğin yeri yoktur. Basketbolda egoistliği hücumda görüp anlamak kolaydır. Kafasında sadece kendi başarısı hırsını taşıyan, boş adama pas vermeyip şut atan oyuncuların egoistlikleri apaçık ortadadır ama savunmada egoistliği anlamak o kadar kolay değildir. Eğer siz savunmada adam tutarken ölümüne savaşmıyorsanız, tuttuğunuz oyuncu sizi geçecek demektir. Bu da arkadaki arkadaşlarınızı zor duruma sokacaktır. Bu savunma da egoistliğin başlangıcıdır ve tabii siz ne kadar özveriyle savaşırsanız savaşın, tuttuğunuz oyuncu sizi bazen geçecektir. O anda arkadaki takım arkadaşlarınızın egoistlik ölçüsü sıraya girecektir. Eğer rakip oyuncu turnikeye giderken diğer oyuncular hala yardıma gelmeyip kendi adamlarına bakarken görürseniz, o takımda çok tehlikeli bir hastalık var demektir. Egoistlik bulaşıcı bir hastalıktır. Biri yardıma gitmezse, diğerleri de bu egoistliği aynen tekrarlayacaklardır.

Obradovic’in en olumlu özelliği oyuncularını durmadan bağırıp çağırarak eleştirip, onlara bilgi verirken, oyuncularını kırmaması ve küstürmemesidir. Tabii oyuncular onun başarılı geçmişinden de etkilenip ona olan saygılarını kaybetmiyorlar. Genç koçlar için bu tenkitlerde kullanılacak basit bir metod vardır: Sandviç teorisi. Siz konuşmanıza oyuncularını överek başlarsanız onların morali iyi olur, ardından eleştirilerinizi sıralayabilirsiniz. Eleştirdiğiniz oyuncu bozulmaya başlayabilir. Bu yüzden konuşmanızı onun yine iyi yaptığı bir şeyi söyleyerek tamamlarsanız oyuncu öğreneceğini öğrenir ve morali bozulmaz.

Son olarak tüm basketbolseverlerimizin John Wood’un “Hayat için Oyun Planı” kitabını okumalarını öneriyorum.

Kaynak: Basketfaul.com