Basketbolda herşeyin ilacı Dribbling

Basketbolda savunma giderek gücünü artırıyor. Eskiden oyuncularımıza “savunma ayaklarla yapılır, kolunu sallama, faul yapma” derdik. Bu uygulama saldırgan savunma anlayışıyla geride kaldı. Şimdi tuttuğumuz adamın elindeki topu ona bir silah olmaktan çıkarıp, baskı yapıp topu elindeki oyuncu için bir “dert” yapmak anlayışı gelişti. Bu anlayışı Türkiye’de Ömer Onan başlattı. Bugünlerde de saldırgan savunmanın liderleri Doğuş Balbay ve Göksenin Köksal. Bu isimlere Birkan Batuk ve Türk Telekom’dan Polat Kaya eklendi. Birçok yeni isim de yolda. Bu saldırgan savunmacılar rakip takımın oyun kurucularını tuttuklarında onlara dünyayı dar ediyorlar ve rakip takımın oyun düzeni alt-üst oluyor. Diğer oyuncuları tutanlar da saldırgan savunmacıyı izleyip etkileniyorlar. Onların içinde de saldırgan savunma isteği yer alıyor ve u giderek alışkanlık haline dönüşüp takım halinde daha iyi savunma yapan bir basketbol anlayışına sahip oluyoruz.

Özetle Türk basketbolunda eskiden savunma bir problem iken, şimdi savunması güçlü bir basketbol ekolü olma yolundayız. Bir süre sonra pota altını karartan blok yaparak rakip oyuncuları korkutan uzun oyuncular da yetiştirirsek dört dörtlük bir savunma ülkesi olma şansımız çok fazla.

Savunma ayrı bir konu, buna ayrıca değineceğiz. Bugünkü sorun hücum. Savunma güçlendikçe çok iyi hücum oyuncusu olmak da giderek zorlaşıyor ama gerçek şu ki çok iyi hücum oyuncusu olma şansına sahip oyuncu sayımız çok az. Çok yönlü oyuncu olmanın temelinde gençler için tartışılmaz şart iyi birebir oyuncu olmalarıdır. Bizim basketbolumuzun en büyük problemi budur. Biz antrenmanlarda yeteri kadar birebir çalışmayız. Genç takım koçlarımızın da oyunculukları sırasında yeterince birebir çalışmadıkları için oyuncularını birebirde daha iyi oyuncu yapma şansları sınırlıdır. Gençlerimizin başarılı basketbol hayatı için ilk günden son güne kadar tartışılmaz öncelik birebir hücum olmalıdır. Amerikalı siyah oyuncuların öncelikleri birebir oynamaktır, biz ise önceliği şut atmaya tanırız. Siyahilerden iyi şutör oluruz ama artan savunma anlayışı ile birebir adam geçme yeteneğimiz olmadığı sürece büyük oyuncu olma şansımız sınırlı kalır.

Geçen yazımda alt yapılara siyah bir oyuncunun sadece birebirden sorumlu yardımcı koç olmasının faydalı olacağını yazmıştım. Tabii bu uygulama birçok ekonomik problemi de beraberinde getiriyor. Bugün Türkiye’de alt yapıya en çok önem veren kulüp Banvit. Eğer Banvit siyah bir oyuncuyu alt yapıda öğretmen yapıp, gençlerin birebirlerini geliştireceğini kanıtlarsa, Türk Basketbolu’na büyük fayda sağlar.

Bu yazının en önemli konusuna geliyoruz. “Türk genci daha iyi oyuncu olmal için ne yapmalıdır?” sorusuna cevap “dribbling” olmalıdır. Biz hücumda şut, pas ve dribbling fundamentalleri üzerinde çalışırız ama bu fundamentaller arasında şuta ayırdığımız zaman, dribblinge ayırdığımız zamanın en az 5 katıdır. Bu yüzden gençlerimizi uyarıyorum, siz boş zamanlarınızı dribblinge ayırın. Dribbling bir sinerji yaratır. İyi dribblingci oldukça şutunuz da, pasınız da gelişir. Tersi ise doğru değildir. Ne kadar iyi şutör olursanız olun, bunun çok yönlü oyuncu olmanıza katkısı yok denecek kadardır. Genç oyuncularımızı uyarıyorum. İyi basketbolcu olmak istiyorsanız, topla yatın, topla kalkın, dribbling yapın, topa tokat atın, bacak aranızdan, belinizden topu dolaştırın ve her fırsatta yine dribbling yapın. Dribbling yaparken topu avucunuza yerleştirmeyin, dribblingi parmaklarınızla yaparsanız siz farkında olmadan parmak hassasiyetiniz artacaktır. Dribbling yaparken bileğinizi kullanın. Bileğiniz yumuşadıkça çembere giren şutlarınızın sayısı da artacaktır.

Şut attığımızda top çembere değer, etrafından dolaşır, dışarı çıkarsa “şansımız yokmuş” deriz. Top çemberde dolaşıp dolaşıp fileye teslim olursa da “şans” deriz ama o şansı yaratan bileğin yumuşaklığıdır. Dribbling yaparken topun avucunuza değmemesi için dribbling eldivenleri var. Bunların avucunuza değebilecek kısmında çıkıntılar bulunuyor. Siz avucunuzla dribbling yapıyorsanız, çıkıntılar topa değip sizi uyarıyorlar. Ve siz topu parmaklarınızla kontrol edip, parmak hassasiyetinizi geliştirebiliyorsunuz. Avuçta top tutmanın en çağrıcı örneği Fenerbahçe Ülkerli Gasper Vidmar. Topu avucu ile tutup attığı için özellikle faul atışlarında derdine çare bulamıyor. Ayrıca topa bakmanızı önleyip sizi potaya bakmaya zorlayan gözlükler de var. Bu gözlükler dripling yaparken topa değil, sahaya bakmanızı sağlıyor. Bunlar çok ucuz aparatlar. Dribblingin pas yeteneğinizi artıracağı da muhakkak. Artık iki elle göğüsten pas eski önemini kaybetti, yerini dribbling yaparken verilen tek el pasları aldı. Ayrıca basketbolda alley oop, (havaya atılan ve smaçla tamamlanan pas devri) başladı. Geçen yıl NBA’de bazı takımların alley oop sayısının 300’ü geçtiği söyleniyor. Alley oop pası verebilmek için de iyi dribblingci olmanız gerekli.

Son olarak siz sınırsız dribbling çalışmanızla topu vücudunuzun parçası gibi hâkimiyetinize alırsanız, beyniniz de topla uğraşmaktan kurtuluyor. Böylece rahatlayan beyninizi oyun zekânız için kullanıp saha görüşü mükemmel oyucu olma şansınız artıyor. Bugün Avrupa’da büyük oyuncuları hepsinin ortak özelliği iyi dribblingci olmakları. Spanoulis, Carlos Arroyo, Dimantidis’in ortak özellikleri bu. Genç oyuncularımız, siz önümüzdeki bir-iki ay içinde her gün 30 dakika en güç yönleriyle dribbling çalışın. Hele karşısına iyi bir savunma oyuncusu alıp beraber çalışırsanız bu kısa süre içinde kazandığınız gelişmeye inanamayacaksınız.

Kaynak: Basketfaul.com