Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için

Son Avrupa Şampiyonası’nda çok açık gözüktü ki Avrupa’da basketbol gelişiyor ve genele yayılıyor. Eskiden basketbol denince akla hiç gelmeyen Finlandiya, Belçika ve İsveç gibi takımlar güçlenmişler. Onları artık yenmek eskisi gibi kolay değil. Eski Yugoslavya ülkelerinin hepsi yine iyiler. İspanya ve Yunanistan gibi ülkeler gene zirveyi zorluyorlar. Bizim ülkemizin ise gelişme gösteren ülkeler arasında yerinin çok tehlikede olduğunu hep beraber gördük. Eğer biz Avrupa’nın basketbol ülkelerinden biridir inancımızı ve bu inancı gayretle desteklemezsek yakında daha çok hayal kırıklığı yaşayacağımız artık ortada.

“Türk Basketbolu’nu geliştirmek için ne yapmalıyız” sualini cevaplamak kolay değil. Bu yüzden ben bütün basketbol adamlarımızı ve basketbol severlerimizi bu konuda birleşip beyin jimnastiği yapmaya çağırıyorum. Herhalde yapılacak ilk iş, “biz zaten iyiyiz, çok sayıda iyi oyuncularımız var” saplantısını bırakmak olmalıdır. “İlerlemek için çok büyük bir gayret göstermeliyiz” fikrine sahip çıkıp savaşa başlamalıyız.

Basketbolda savunma Avrupa’daki her ülkede, hatta dünyada gelişiyor. Çünkü savunmadaki gelişme hücumdan daha kolay. Biz daha iyi savunmacı olacağız kararını verip bu kararı sonsuz gayretle destekleyen her ülke giderek daha iyi savunma ve basketbol ülkesi oluyor. Biz ise hala bu güçlenen savunmaya çare bulamıyoruz. Ciddi yenilikler şart.

Bizde ve Avrupa’da basketbol hücumda pick&roll oyununa odaklı durumdadır. Sabit bir düzen içerisinde sahada hücum oynanıyor. Dünyada, özellikle Amerika’da buna çare aranıyor. Bazı geçerli faydalı yenilikler var. Bunları tanıdıkça her fırsatta açıklamaya çalışacağım. Bütün basketbol adamlarımız da bu yolda çalışıp Türk basketboluna katkıda bulunmalıdırlar. Bugün dünyada belirli bir ortak savunma anlayışı var. “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” diyerek özetleyebileceğimiz bir savunma anlayışı yaygın.
Bunun özeti ise şöyle:
Siz savunduğunuz adamı tutarken birebirde yenilmemek için ölümüne uğraşıyorsunuz. Şimdi biliyorsunuz ki toplu oyuncu sizi geçerse arkadaki takım arkadaşlarınız güç duruma düşeceklerdir. Ve onlar yardıma gelince, bu sefer yardıma gelen oyuncunun tuttuğu adam sayı fırsatı bulacaktır. “Birimiz hepimiz için” anlayışının özeti de budur. Siz arkadaşlarınızı güç duruma düşürmemek uğruna, adamınıza yenilmemek için ölümüne savaşıyorsunuz. Ama arkadaki arkadaşlarınızda sizin arkanızda bir yumruk ya da bariyer oluşturup geçerse “arkandayız, sana yardıma hazırız, hepimiz senin için buradayız, durma savaş” diyorlar. Bu savunmayı, üç saniye çizgileri arasında ve pota önünde yumruk olmuş bir dörtlü ve tuttuğu adama saldıran bir ok şeklinde kafanızda canlandırabilirsiniz. Bu yumruğu parçalamak için bir tarafa pas verip öbür tarafa paralel hareketlerle screen’e gitmek artık faydasız. Çünkü bu ve buna benzeyen paralel hareketler yumruğu parçalamaya yetmiyor, ona teğet geçiyor. Dikine yapılan hareketler yumruğu parçalayabilmek için yapılan tek hareket durumunda. Eğer siz yanınızdaki arkadaşınıza pas verip pota dibine kadar topsuz kat edersiniz yumruğu parçalayabiliyorsunuz. Potanın dibine giden oyuncu tekrardan geri dönüp neresi boşsa oraya çıkınca savunma adam değişmekte ve sizi takipte zorlanıyor. Yumruğu bıçaklayıp savunmayı parçalama konusunda olumlu bir adım atmış oluyorsunuz. Bu yüzden şimdi Amerika’da topsuz yapılan dikine katların önemi arttı, hatta bu dikine katların sayısı için ayrıca istatistik tutuluyor. Bizde topsuz dikine kat eten tek bir oyuncu var, o da Ender Arslan. Diğer bütün guardlar senelerin verdiği alışkanlıkla paralel yer değiştirirken, Ender topu guarda verdiğinde pota dibine kadar girip geri çıkarak savunmanın kafasını karıştırıyor ve yumruğu parçalamakta faydalı oluyor. Bu yüzden genç koçlar savunmayı parçalayabilmek için set oyunlarına topsuz katları eklemeliler. Sadece pick&roll savunmayı parçalamaya yetmiyor. Bütünü parçalayan en önemli oyuncu Vassilis Spanoulis aslında bir oyun kurucu ve skorer. Ama Spanoulis oyun kurucu gibi top taşımıyor, öbür potanın dibinde dinlenerek topun taşınmasını seyrediyor. Top santraya geldiğinde ise dikine bir katla dışarıya çıkıp topu alıyor, o anda da rakip pota dibindeki veya faul çizgisindeki bir pivot yardıma gelip pick&roll oynuyorlar. Dikine kat savunmayı parçaladığı için Spanoulis’in pick&roll’leri daha etkili oluyor. Avrupa Şampiyonası sırasında Spanoulis’i sık sık izleme fırsatı bulduk. Spanoulis’in üç sayı şut stili çok bozuk ama yine de üst üste sokabiliyor. Bunun sebebi Spanoulis’in kendisine olan özgüveni. Bu oyuncuya bu özgüveni kazandıran özelliği ise dribling yeteneği. Bir oyuncunun dribling yeteneğinin yeterli olup olmadığını 2’li sıkıştırmalardaki geçip geçememe durumuna bakarsınız. Spanoulis bunu çok iyi yapıyor ve bu sayede çok boş açılar ve pozisyonlar buluyor. Spanoulis’in şut tekniğinin bozukluğunu faul atarken iyice görebilirsiniz ama faul yüzdesinin yüksekliğini de unutmamak lazım. Özgüven ve sayısız tekrar bozuk stilin defektlerini ortadan kaldırıyor. Ben evvelki yazılarımızdan birinde “Spanoulis gibi oyuncular yetiştiremiyorsak hepimize yazıklar olsun” demiştim. Avrupa Şampiyonası’nda izlediğimiz Spanoulis’ten sonra bu cümleyi büyük harflerle yazarak tekrarlıyorum:

HEPİMİZE YAZIKLAR OLSUN…

Kaynak: Basketfaul.com