Türk Basketbolunun koça mı ihtiyacı var öğretmene mi?

Bir takımın oyuncularının yarı sahada 3’e 3 maç yaptıklarını gözünüzde canlandırın. İki takımın başında da birer koç olsun. Genç oyuncular bütün heyecanları ile tek kale maçta oynuyorlar, savunma yapıyorlar, sayı atıyorlar. Bir ara mola alınıyor ve siz iki takım koçlarını da molada konuşurken dinleme fırsatı buluyorsunuz. Takımlardan birinin koçu hemen eline taktik levhasını alıp önceden çizdiği oyunların nerede aksadığını, perdelerde daha dikkatli olmaları gerektiğini anlatıp takım oyununu güçlendirmeye çalışıyor. Diğer koç ise konuşmasında oyuncularının teker teker bireysel başarı veya başarısızlıklarını ön plana çıkarıyor. Örneğin birine “sol elinle dribling yaparken topa bakıyorsun, bu yüzden sahadaki boş arkadaşlarını göremiyorsun” diyor. Bir diğerine ise “toplar pas olarak sağ omzuna gelirse şutun iyi ama top sen sağ köşedeyken sol yönden geldiğinde şutun yeterli olmuyor, tereddüt ediyorsun, gecikiyorsun” diyor.

Konuyu uzatmaya gerek yok. Biz basketbolda taktik levhasını ve “o” ve “x” lere öncelik tanıyan antrenöre “koç” diyoruz. Diğer taraftan, önceliğini oyundan çok oyuncularına tanıyana ise “hoca”, “öğretmen” diyoruz. Büyük oyuncu yetiştirmek için Türk Antrenörleri’nin bu iki özelliğe de sahip olmaları gerekli ama bu çok güç. Koçlardan hem takımın kazanmasını, hem de aynı anda oyuncu kazandırmasını beklemek haksızlık olur. Bu yüzden de biz senelerdir sorumluluğu maç kazandırmak olan koçun yanında görevi oyuncu kazandırmak olan bir hocanın, bir öğretmenin asistan koç olarak bulunması gerektiğini söylüyor ve yazıyoruz.

Büyük oyuncu yetiştirmekte zorlanan sadece biz değiliz. Diğer Avrupa ülkeleri de artan yabancı oyuncu sayısının da etkisiyle hayranlıkla izlenecek büyük oyuncu yetiştirmekte zorlanıyorlar. Bu probleme çare bulan tek ülke İspanya. Oyuncu geliştirme merkezleri İspanyol oyuncuların önünü açıyor. Görevleri sadece oyuncu kazandırmakla sorumlu olan asistan koç uygulamasını yıllardır kullanıyorlar. Biz henüz bu aşamaya gelmedik. Yugoslav ekolünde durum nasıl? Bu soruya iki yardımcı koçuyla Fenerbahçe Ülker’e gelen Obradovic döneminde uygulamaya bakıp karar vereceğiz.

Dünyadaki salonların çoğunun duvarında “antrenman mükemmel oyuncu hazırlar (practice makes perfect)” sloganları asılıdır. Ama bu sloganların da yetersiz olduğu artık anlaşıldı. Şimdi bu sloganların yerini, “mükemmel antrenman, mükemmel oyuncu yetiştirir (perfect practice makes perfect)” yazısı aldı. Türkiye de artık bu yeni anlayışa uyum sağlamaya çalışıyor. Zira siz sadece günde iki takım antrenmanı ile büyük oyuncu yetiştirmeyi beklerseniz, çok beklersiniz. Örneğin şut çalışırken siz doğru fundamentalleri kullanmıyorsanız, oyuncunuz yanlış şut alışkanlıkları kazanır ve siz bu yanlış alışkanlıkları düzeltmekte doğru bir şut stili öğretirken harcayacağınız sürenin iki – üç katını harcamak zorunda kalırsınız.

İsterseniz yine Obradovic’ten bahsedelim. Obradovic’in ilk geldiği gün yaptığı açıklamada “ben antrenmanlarda yüzde 140, maçlarda yüzde 120 konsantrasyon beklerim” diyordu. Bunu anlamak biz Türkler için kolay değil. Hep söylüyoruz; isimleri “ic”le, “vic”le biten Yugoslav kökenli koçlar, bizim Türk koçlardan üstün bir bilgiye sahip değiller ama maç kazanmak için bizden daha çok konsantre ve hırslı oluyorlar. Yugoslav kökenli koçların oyuncularıyla konuşurken en fazla kullandıkları kelime “daha”. Oyuncular ne kadar iyi oyuncu olsalar da, onlara söylenen sözler “gitgide iyi oynuyorsun ama DAHA iyi oyuncu olmak zorundasın” şeklinde bitiyor. Bağırıp çağırarak oyuncularını konsantre edip hırslandırıyorlar. Bu tutum daha çok savunmada verim sağlıyor. Tanjevic de durmadan çılgın gibi bağırıp çağırarak, Türk Basketbolunda savunmanın gelişmesine yardımcı oldu. Şimdi Türk koçlar da en az Tanjevic kadar hırslı ve konsantreler. Bakalım Obradovic ne yapacak? Ben Obradovic’in basketbolumuz için son “ic”li ve “vic”li serüvenin sonu olacağına inanıyorum. Yeter ki biz basketbol koçlarımızın yanına görevi ülkemize daha Türk oyuncu kazandırmak olan yardımcı koçlar (öğretmenler) yerleştirelim.

Son olarak yine ölü sezondan bahsedeceğiz. Eğer bugün salonlarda yoğun bireysel antrenmanlar yapılmıyorsa, gerçekten sezon “ölü sezon” demektir. Yıldız oyuncuların ölü sezonu nasıl kullandıkları ile ilgili bir örnek vereyim. Geçen gün son beyaz efsane oyuncu Larry Bird’in bir röportajını okudum. Ona “Ölü sezonu nasıl geçirirsiniz? Ölü sezon başlayınca bireysel antrenmanlara kaç gün ara verirsiniz?” diye soruyorlardı. Cevap ilginçti… “Ancak 48 saat ara veririm” diyordu. “Bir gün antrenman yapmam, ondan sonra her gün sabah 2, akşam 2 saat yoğun çalışırdım” diyordu ve ekliyordu: “Sezon açılıp takım antrenmanları başlayınca benim için tatil o zaman başlardı…”

Kaynak: Basketfaul.com