Federasyona uyarı

Avrupa Kupaları’nda dört mağlubiyetten sonra tek galibiyeti Anadolu Efes aldı ama bunun kadar önemli olan konu, ilk beşte ilk defa bir Türk oyuncunun yer almasıydı. Semih Erden’in ilk beşte başlaması bizi sevindirdi, ne var ki Semih Türk basketbolunda yeteneğinin tümünü kullanmayan oyuncuların başında geliyor. Onun problemi teknik veya fiziksel değil. Onun problemi kafasında. Bazen öyle bir oyun oynuyor ki, aklının başka yerlerde, örneğin NBA’de olduğunu düşünüyorsunuz. Böyle olunca da hem kendine, hem takıma negatif enerji yayıyor. Hâlbuki Semih Türk çocuğuna örnek olabileceklerin başında geliyor. Onun zaafı konsantrasyon. Her zaman “o anı” yaşayamıyor. Bir maç önce Fenerbahçe’ye 23 dakikada 27 sayı atmıştı. Koçu çıkarmasa 40 sayı atması işten bile değildi ama buna karşılık Alba Berlin karşısında sadece 2 sayı atabildi. Türk çocuğuna örnek olma şansını kullanamadığına bir gün o da üzülecek, bizim şimdi üzüldüğümüz gibi.

Gelelim esas konumuza. Türkiye’de büyük oyuncu olma sorunu yabancılar yüzünden giderek zorlaşıyor. Akla gelen ilk çare yabancı sayısını azaltmak, oysa bu gerçekleşecekmiş gibi görünmüyor. Çünkü TBF “Türk Basketbolu daha da büyüyecektir” söylemleriyle, kulüp takımlarının büyümesini kastediyor. Kulüp takımlarının büyümesi ise yabancılarla mümkün görüldüğü için yabancı sayısının azalması imkânsız gibi duruyor. TBF “büyük Türk oyuncusu” yerine, “büyük kulüp” yaratma peşinde. Türk oyuncu yetişmemesi maalesef federasyonun umurunda değil. FIBA kuralları izin verse Milli Takım’ın ilk beşini devşirmelerden kurmak zorunda kalabilirdik. Bu problemi çözmek biz basketbol adamlarının omuzlarında. Bugün Türkiye’de çok değerli basketbol adamlarından oluşan TÜBAD var ama federasyonun onlara fikir danıştığını zannetmiyorum. Bundan sonraki hayatımı daha iyi Türk oyuncuların yetişmesi için fikir üretmeye adadım. Bunu gerçekleştirmek için basketbola bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğinin üzerine gideceğim.

Basketbol deyince akıllara şut atmak, sayı atmak geliyor. Basketbol üç fundamentali var: Şut, pas, dripling. İyi dripling yapıyorsanız iyi şut atabileceksiniz demektir. Fundamentalin temeli driplingdir. Şutun driplinge faydası olmaz ama driplingin şuta faydası olur çünkü iyi dripling topa hakimiyeti demektir. İyi dripling yapmak, topu vücudun parçası, elin kolun uzantısı gibi hissetmektir. Bu sayede topla olan yakınlığınız artar, top önce arkadaşınız, sonra dostunuz, sonra esiriniz olur. Bunu gerçekleştirebilenler için şut atmak kolaylaşır. Bugünkü basketbolda şutu bulmak kolay değil, savunmalar o kadar saldırgan ki, top elinde olanlar için sorun oluşturmaya başlıyor. Boş şutu atacak bir saniye dahi bulamıyorsunuz. Vujacic’i gözünüzün önüne getirin. Bir saniye boş kalıp, şut pozisyonu bulmak için çırpınıyor. Şut atmak için adamınızı geçmek zorundasınız, bunun için de iyi dripling yapabilmek lazım.

İyi dripling yapmak için iki alet var. Birincisi avuca takılıyor ve avucunuzun topa değmesini engelliyor, dolayısıyla top sadece elinizin en hassas yeri olan parmaklarınıza değiyor. Gasper’i takip edin, faul atarken topa avucuyla temas ediyor, parmağıyla değil ve de atışları sayı olmuyor.

İyi dripling yapabilseniz dahi topa bakmamanız lazım, sahayı görmeniz önemli. İkinci alet, yani dripling gözlükleri de topa bakmanızı önlüyor. Saha görüşü artınca çok iyi basketbolcu olma şansınız var. İyi driplingci olmanın ölçüsü ikili sıkıştırma geldiğinde aralarından geçebilecek beceriye sahip olmanız. Yunan Spanoulis ve Diamantidis Avrupa’nın en iyi oyun kurucular. Bizimkilerden farkları iyi dripling yapabilmeleri. Bir Spanoulis yetiştiremiyorsak, yazık Türk basketboluna. Bizde yeteneğini zirvesine yakınını kullanan tek oyuncumu var: Hidayet Türkoğlu. Bunun da sebebi Hidayet’in genç takımdayken oyun kurucu olarak oynaması. Çok yönlü oyuncu olması, iyi dripling yapabilmesi yeteneğini kullanmasına yardımcı oluyor. Koçlarımız uzunları pivot yapıp, sırtını potaya çeviriyor ve iyi basketbolcu olma şansını tıkıyor.

Furkan Aldemir örneği. Herkes yüzü dönük şutu atarsa komple basketbolcu olur diye düşünüyor. Ama o şutu atabilmek için driplingini geliştirmesi lazım. Ben onun koçu olsam her gün bir saat ekstra dripling antrenmanı yaptırırım. Driplingi geliştikçe, şutu da gelişir. Adale hafızası, Furkan’a farklı şeyler söylüyor. Şutu gözünün önünden, burnunun ucundan atıyor.

Bir önceki yazımdan dolayı birçok kişi beni aradı. Herkes kendi fikirlerini bana göndermeye devam ederlerse mutlu olurum. El birliği ile Türk çocuğunu daha iyi oyuncu yapabiliriz çünkü bu, bir kişinin tek başlına çözeceği konu değil.

Kaynak: Basketfaul.com