7 maçlık maraton bizi bekliyor

Bütün lig boyunca play-off’ların çok çekişmeli geçeceğini söylerken yanılmamışız. Ama bu kadar çekişmeli, iddia dolu bir play-off da beklemiyorduk. Ligi ilk sırada bitiren takımlar Galatasaray Medical Park ve Banvit play-off finalinde yoklar.

Bugüne kadar oynanan hangi maç için yorumculardan tahminde bulunmaları istense, cevap hemen her maç için 51-49 oluyordu. Ama %51’ bile hangi takımın yeterli olduğunu söyleyemiyorlardı. Tabi tahminde zorlananlar arasında bende vardım ama beni maçların sonucu kadar, hatta daha da fazla ilgilendiren Türk oyuncuların performansları olduğu için yanılgılar beni çok üzmüyor.

Geçen hafta play-off’lar sırasında bizi sevindiren bir olay da değerli basketbol adamı Hurşit Baytok’un yazdığı “MOTION OFFENSE” (hareketli hücum) kitabının piyasaya çıkmasıydı. Ne mutlu bize ki Hurşit Baytok gibi hayatını basketbola adamış kıymetli basketbol adamlarımız var. Motion offense (hareketli hücum) anlayışı Türk basketbolu için en önemli konulardan biri. Eğer biz Türk çocuğunun çok daha iyi oyuncu olmasını istiyorsak Alt yapılarımızda hareketli hücumu temel anlayış olarak seçmeliyiz. Hareketli oyunda, oyuncunun ne yapacağını kendi seçme özgürlüğü vardır. Oyuncu rakip savunmayı okur ve gerekeni yapar. Bizde çoğunlukla kullanılan set oyunu (kurulu düzen) anlayışında ise oyuncu, koçun tebeşirle istediği hareketi yapmak zorundadır. Oyuncu koçun dediğini yapar. Yapmazsa kendini yedek sırasında bulur. Eskiden Türk basketbolunun büyük oyuncu yetiştirme kaynağı Ankara’ydı. Biz İstanbullu koçların başarısı Ankara’da oyuncu transferiyle ölçülürdü. Çünkü Ankara’da oyun anlayışı motion offense, İstanbul’da ise kumandan koçlar ve onların tebeşirleriydi. Sonradan motion offense anlayışı, Ankara’da da set offense’e dönüştü ve o günden beri biz Türkiye’de büyük oyuncu yetiştirmekte zorlanıyoruz. Hurşit Baytok oyunu okuma anlayışını (göz olanı, beyin olacağı görür diye) çok güzel anlatıyor. Bütün basketbol adamlarımızın birlikte tartışıp motion offense’e yeniden öncelik tanımamız şart. Çünkü set offense beyni geliştirmeyi önleyip sadece çizilen oyunları uygulayarak oyuncuları ROBOT HALE GETİRİR. Bu anlayıştan Avrupa’da ilk kurtulan ülke Litvanya oldu. Bizde oyuncuları serbest bırakmalıyız. Motion offense’in başka ismi (free play) serbest oyundur. Çocuklarımızın içlerindeki yeteneklerinin tümünü kullanmalarını istiyorsak onların beyinlerini tebeşirin hegemonyasından kurtarıp, serbest bırakmalıyız.

Play –off maçları takımlar için oyun kurucularının öneminin ne kadar büyük olduğunu gösteren maçlarla doluydu. Beşiktaş Milangaz – Galatasaray Medical Park serisinin sonuna doğru Beşiktaş Milangaz’ın diğer takımlara karşı en bariz üstünlüğü olan Pops Mensah-Bonsu, kenarda fazla kaldığı için beklenen verimi veremiyordu. Onu tekrar ayağa kaldıran Beşiktaş Milangaz’ın oyun kurucusu Carlos Arroyo oldu. Arroyo, son iki maçta bütün dikkatini Pops Mensah-Bonsu’ya smaç vuracağı alley hoop pas vermeye odaklamıştı. Oyun kurucuların görevi yanındaki oyuncuları daha iyi oyuncu yapmak ve onlardan tam verim almayı sağlamaktır. Bonsu için smacın hayati önemi var. Smaç vurduktan sonra özgüveni artıyor ve başa çıkılmaz bir güç oluşturuyor. Son iki maçta Arroyo’nun asistleriyle smaç vurup kendine geldi ve takımını finale taşıdı. Galatasaray Medical Park’ta ise, yanındaki oyuncuları tam verimle oyuna sokma yeteneğine sahip Tutku Açık hiç sahaya çıkmadan kenardan maçları izledi. Aynı olay Anadolu Efes – Banvit serisinde de yaşandı. Banvit’in zaten süper star oyuncusu yok. Banvit’i zirveye taşıyan isimler arasında başta Chuck Davis ve Bayramoviç geliyor. Banvit oyun kurucuları, bu iki oyuncuya özgüven kazandıramadılar ve tam verim alamadılar. Banvit’in oyun kurucularından biri olan Lucas’ın 20 sayısı finale yetmedi. Basketbolda hep söylüyoruz. Savunma her gün daha da GÜÇLENİYOR SALDIRGAN OLUYOR. Eğer biz hücum oyuncularımızı da daha saldırgan yapmazsak yakında maçları izlerken sıkılabiliriz. Basketbolcuların saklayamayacakları tek yetenek iyi şutör olmalarıdır. İyi şutör olduğunuzu saklayamaz, gizleyemezsiniz. Bu yüzdende iyi şutör olduğunuz gün burnunuzun dibinde iyi bir savunmacı bulacağınız kaçınılmaz bir gerçek. Cenk Akyol ve Serkan Erdoğan bu dönemi yaşıyorlar. İkisinin de adam geçme yetenekleri sınırlı. Bu yüzden sıkı saldırgan savunmaları geçip, performanslarını (ÇOK YÖNLÜ OYUNCU) seviyesine çıkaramıyorlar. Genç basketbolcularımızın Cenk Akyol’u izlerken dikkat edecekleri bir yenilik var. O da tek elle hareketle şut. Eskiden JUMP SHOT böyle popüler olmadan, hareketle tek elle şut büyük bir hücum silahıydı ama tek elle şut giderek (GÖZYAŞI DAMLASI) dediğimiz o acayip şuta dönüştü. Halbuki tek elle hareketle şutu atarken duraklama olmadığı için çok ciddi bir hücum silahıdır. Bu silah yeniden kullanıma açılmak üzere olduğunu genç oyuncularımıza hatırlatırız.
Final serisinde yine dar ama derin kadrolu Beşiktaş Milangaz ile geniş kadrolu Anadolu Efes’i izleyeceğiz. Galatasaray Medical Park dar kadrolu Beşiktaş’a karşı baskı yapamayıp, onlara hücumda dinlenme fırsatı tanıdı. Zaman zaman zone savunma uyguladı. Anadolu Efes’in savunma anlayışında ise tam saha pres var. Beşiktaş Milangaz’ın bu güçlüğü aşı p aşamayacağı final serisinin anahtarı olacaktır. Mehmet Yağmur bazen çok iyi oynuyor, bazen de oyundan kayboluyor. Mehmet Yağmur bu serinin belirleyici faktörü olacaktır. Anadolu Efes’te ise Sasha Vujacic’e ihtiyaç var. Bence Sasha Vujacic, iyi savunma yapmadığı için tribüne yollanmasının dersini aldı. Oynayacağı maçlarla artık iyi savunma için ölümüne uğraşacağı büyük bir olasılık.

Son olarak gelelim Fenerbahçe Ülker’e, Aydın Örs olayına. Aydın Örs gibi kolay bulunmayacak basketbol efsanesi tribünde oturuyor ve biz onun yeteneklerinden tecrübesinden istifade edeceğimize onu kaybetmeye uğraşıyoruz. Bunu anlamak mümkün değil. Bugün Türkiye’de Ergin Ataman, Oktay Mahmuti, Orhun Ene gibi koçlara ihtiyaç var. Bu koçların hepsinin temelinde Aydın Örs’ten aldıkları dersler var. Bence yabancı koça meraklı yöneticilerden beklediğimiz son bir şey kaldı. Bugün Avrupa’nın en meşhur koçlarından Obradovic veya Ilkovic’den birini Türkiye’ye getirsinler ve biz Türk koçlarımızın bunlardan bile, kenarda bağırıp çağırmaktan başka öğreneceği bir şeylerin olmadığını son olarak görüp rahatlayalım.

Sevgiler saygılar…

Kaynak: Hürriyet