Archives Aralık 2011

Genç oyunculara notlar

Dünyanın her yerinde savunma giderek saldırgan oluyor. Bu yüzden NCAA takımlarının koçları başta olmak üzere, herkes hücumu da geliştirmek için çareler arıyor. Hücumu geliştirmek için eskiden şut ve pas çalışmaları önde gelirdi. Günümüzde ise dripling her geçen gün daha çok önem kazanıyor. İyi driplingci olduktan sonra iyi şutör veya pasör olmanız daha da kolaylaşıyor. Çünkü siz dripling yaparken parmaklarınız açık olacağı için parmak hassasiyetiniz artıyor. Topu avucunuza yerleştirmediğiniz için şutu da avucuna yerleştiren biri olmaktan kurtuluyorsunuz. Siz driplinginizi geliştirdiğiniz sürece top vücudunuzun bir parçası gibi oluyor ve topa hakim olmakta hiç zorlanmıyorsunuz. Üstelik dripling çalışmak çok kolay. Potaya çembere ihtiyacınız yok. Evinizin önünde bile çalışabilirsiniz. Üstelik dripling yaparken önünüze bakmamanız gerektiğinden bütün sahayı görüp iyi bir pasör de olabilirsiniz.

Ayrıca dripling hem sağ, hem sol elinizle yaptığınız için iki eliniz de gelişir. Az kullandığınız eliniz de böylece diğeri kadar güçlenir. Bacak arası dripling yaparken şuta kalkmak daha kolaydır. Yalnız şut atmak değil, adam geçmek de kolaylaşır. Siz bacak arası driplinginizi yaparken sizi tutan oyuncu topu kapmak için hareketlenirse onun yanından geçip potaya gidebilirsiniz. Sizi tutan oyuncu, onu geçmemeniz için sizden biraz uzaklaşırsa kalkıp şutu atarsınız. Bu yüzden siz dripling yaparken topa bakmayıp bütün sahayı görecek şekilde başınızı havaya kaldırabilmeniz sizin iyi hatta büyük oyuncu olma yolunda şansınızı artırır. Geçen neslin en iyi oyun kurucularından Steve Nash bu konuda şunu söylüyor: Ben genç yaşımda iki elimi de kullanmayı öğrendim, böylece benden daha güçlü ve daha uzun oyunculara karşı savaştım ve başarılı oldum.

Bugün basketbolda savunmada birimiz hepimiz hepimiz birimiz için anlayışı geçerlidir. Siz tutuğunuz adamı sizi geçmesin diye ölümüne savaşarak savunursunuz. Çünkü tuttuğunuz oyuncu sizi geçerse arkadaki arkadaşlarınız size yardıma gelecek ve bu sefer onların tuttuğu oyuncu sayı fırsatı bulacaktır. Bu yüzden arkadaşlarınız size “savaş, biz arkandayız” diye bağıracaklardır. Böylece pota altında güçlü bir yumruk oluşturmuş olursunuz. “Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için” anlayışıyla çok güçlü bir yumruk pota altına yerleşmiş olur. Hep söylüyorum: Bu yumruğu dağıtmanın tek bir çaresi vardır “Dikine Katlar”. Siz sağ guard oynarken, topu önünüzdeki sağ forvete verince solunuzdaki oyuncuyla yer değiştirmek yerine dikine potaya doğru giderseniz, sizi tutan oyuncu sağına soluna bakmak yerine kafasını geriye çevirmek zorunda kalır. Böylece kafası karışan savunmacınıza karşı kolay bir turnike bulabilirsiniz.

Geçen yazım 37.000 defa okunmuş. Bu bana genç basketbolseverlerin basketbola olan ilgisinin arttığını gösteriyor. Bunun beni ne kadar mutlu ettiğini yazarak çizerek anlatamam. Teşekkürler genç basketbol severler, teşekkürler Necip Kapanlı, teşekkürler Ümran Hanım.

Saygılar sevgiler…

Kaynak: Basketfaul.com


Türk çocuğunun en yetenekli olduğu dal basketboldur

İspanya Milli Takımı maçı basketbolumuza duyduğumuz güveni artırdı. Bardağın dolu tarafına bakarsak, (her ne kadar maçı farklı kaybetmiş olsak da) Avrupa’da yenemeyeceğimiz takım yoktur inancımız daha da güçlendi. Bardağın boş tarafı ise, ‘Avrupa’da yenilmeyeceğimiz takım da yoktur’ fikri ortadan kalkmadı. Sadece bardağın boş tarafı 1 puan kazanmış oldu. Üstelik iç yüzünü bilmediğimiz bir sebepten dolayı kadroda Melih Mahmutoğlu yoktu. Eğer kadroda Melih olsaydı bizim deplasmanda İspanya’yı yenme şansımız artar, bardağın dolu tarafı bir kaç puan daha kazanır ve ‘Türkiye’nin Avrupa’daki en başarılı spor branşı basketboldur’ pankartını açma şansımız artardı.

Oyuncu Geliştirme Koçu
Bugün, bütün dünya yenilikler peşinde. Yenilikler içinde en başta asistan koçlara verilen önem geliyor. Asistan koçların görevleri eskiden sınırlıydı. Sınırlı görevleri içinde en başta gelen taktik tahtalarını koçlara vermekti. İkinci görevleri ise maçlarda oyuna girmeyip kenarda oturan oyunculara moral vermek ve sahadaki oyunculara bağırıp çağırarak maça konsantre olmalarını sağlamaktı. Bugün ise asistan koçlardan beklenen tek şey var: asistan koç anlayışını “Oyuncu Geliştirme Koçu”na dönüştürmeleri. Bu konu daha iyi anlaşılsın diye şöyle bir örnek verelim: Bugün Galatasaray’da asistan koçlar arasında Tutku Açık var. Tutku basketbol oynarken Avrupa’da ikili sıkıştırmaların arasından en kolay geçen oyun kurucuydu. Ben o zamanlar Tutku’nun bu kabiliyeti videoya çekilsin ve Türkiye’deki tüm kulüplere dağıtılsın istemiştim. Şimdi Tutku Galatasaray’da oyuncu geliştirme koçu olsa, ne kadar çok büyük oyuncu yetişmesine katkıda bulunacağını düşünsenize… Büyük oyuncu yetiştirme heyecanı hepimizin içinde olmalı. Hepimiz deyince akla en önce federasyon başkanı Hidayet Türkoğlu geliyor. NBA TV’de bazen eski maçları veriyorlar. Hidayet’in NBA’deki başarılı kariyeri inanılacak gibi değil, gurur verici. Bugün ise ondan beklenen yeni Hidayet’ler yetişmesine yardımcı olması. Hep söylüyorum bugün Amerika’da ağırlık kazanmış bir anlayış var. Eğer antrenmanları filme almayıp istatistik tutmuyorsanız boşuna antrenman yapmayın deniyor. Hidayet hiç olmazsa Tahincioğlu ligindeki takımlarda bu uygulamayı başlatsa federasyon başkanlığı kadar önemli bir görevi daha üstlenmiş olur. İnanın ki maçlarda tutulan istatistikten bile daha önemli veriler antrenmanlarda elde edilebilir.

Geçen yazım 45.000 kere okunmuş. İlgi gösteren gençlerimize ve yazıyı günlerce sitede tutan Necip Kapanlı kardeşimize müteşekkirim.

Sevgiler, saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Doğuş ve Göksenin

Son yazımın okunma sayısı 33.000’e ulaşmış. Basketbol sever gençlere teşekkür edecek kelime bulamıyorum. Ama teşekkür edeceğim başka bir yer daha var; basketfaul sitesi. Sitenin sahibi Necip Kapanlı kardeşimizin Türk Basketboluna faydası anlatılamayacak kadar büyük. Eğer Türkiye’de 7-8 tane böyle basketbol sitesi olsaydı, basketbolumuz hangi seviyede olurdu düşünebiliyor musunuz?

Boş Tribünler
Herhalde hayatımın yarısını boşkalan basketbol tribünleri üzerine yazarak geçirdim. Bu yazıyı yazmadan bir gün önce de Beşiktaş – Türk Telekom maçı vardı. Tribünler gene boştu. Türk basketbolu Aziz Yıldırım’ı arıyor diye düşünmeden edemedim. Bugün artık Türkiye’deki hangi spor dalı veya kulüp ismi Avrupa’da en çok tanınır diye sorarsanız cevabı tek ve kesin olarak Fenerbahçe basketbol takımı olacaktır. Aziz Yıldırım kulübe salon yaptırmış, Avrupa’nın en iyi koçunu takımın başına getirmiş ve başarının temelini atmıştır. Karizmatik kişiliğiyle tanıdığımız Fikret Orman Bey niye aynısını yapıp Beşiktaş tarihine geçmek fırsatını kullanmıyor anlayamıyorum. Galatasaray’a gelince, orada durum daha da güç. Basketbol daha da zor durumda. Yönetim kurulunun sadece futbolla ilgilendiğini defalarca yazdım. Üstelik şuanda basketbol şubesinin başında çok değerli bir teknik kadro var.

Saldırgan Savunma Anlayışı
Dönelim basketbol oyununa. Bütün dünyada basketbolda saldırgan savunma anlayışı giderek gelişiyor. Eskiden, gözyaşı damlası dediğimiz havada tek elle atılan şutlar fantezi sayılır ve hayranlık uyandırırdı. Örneğin İspanyol basketbolcu Carlos Navarro bu şutuyla şöhret kazanmış ve La Bomba adıyla anılmıştı. Şimdi ise artık herkesin bu havada tek elle atılan şutları geliştirmesi gereken bir seviyeye geldik. Saldırgan savunmaya karşı geliştirilen bir diğer pas şekli ise alley-hoop pasları. Eskiden sadece NBA’de gördüğümüz, bizde ise nadiren rastladığımız alley-hooplar artık oyunun vazgeçilmez bir parçası oldu. Bu arada hala daha iyi savunma anlayışı için araştırmalar sürüyor. Örneğin eğer siz özellikle rakibin oyun kurucusunu yaptığı baskıyla bunaltan bir guard’a sahipseniz, takım savunmanızın gelişeceği muhakkak diye düşünülüyor. Çünkü iyi savunma yapan guardı izleyen diğer oyuncuların özgüveni artıp daha saldırgan oluyorlar.

Doğuş ve Göksenin
Türkiye’de saldırgan savunmaya örnek olacak iki oyuncumuz var; Doğuş Balbay ve Göksenin Köksal. Biz bu iki oyuncumuzun hücum güçlerini de artırırsak çok önemli bir devri atlamış oluruz. Doğuş, yaptığı saldırgan savunma ile rakibin bir oyuncusunu sahadan silip, rakibi dört kişiyle oynar hale getiriyor. Ama hücuma geçince her eline gelen topu hemen arkadaşlarına vermesi kendi takımını da dört kişiyle hücum yapar hale getiriyor. Özetle maç sanki dörde dört oynanıyor. Göksenin’in ise şutu iyi. Ama o da her seferinde köşeye gidip top bekliyor. Göksenin driplingini geliştirip guard gibi oynarsa korkunç bir silah haline gelebilir. Onlar için artık geç derseniz, en azından daha genç oyuncular için tavsiyem bu gözle bakmamızdır.

Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Teşekkür ederim

Geçen hafta yazdığım son yazının okunma sayısı beni çok mutlu etti. Hayatım boyunca aldığım ödüllerin en kıymetlisini almış gibi sevindim. Basketbol sever genç kardeşlerime bütün yüreğimle teşekkür ediyorum.

Yakovos Bilek

Türk basketbolunun önü açık. Ama diğer Avrupa ülkeleri için de durum aynı. Seneler önce Almanlar bizden bir basketbol hakemi yollamamızı istemişlerdi. Biz de o zamanların en tecrübeli hakemi Yakovos Bilek’i Almanya’ya yollamıştık. Eğer şuan Alman basketbolu diye bir şeyden söz edebiliyorsak bunda Yakovos Bilek’in katkısı sonsuz diyebilirim. Bugün ise Alman oyuncu Dirk Nowitski NBA’de en çok oynayan yabancı oyuncu durumunda.

Gene yıllar önce Avrupa’nın her yerinde Yunanlı oyuncuların ve koçların görev yapacaklarına kimse inanmazdı. Bugün ise Avrupa’nın en iyi kulüp takımı Fenerbahçe’nin oyun kurucusu Yunanlı Sloukas, Avrupa’nın en güçlü kulüplerinden CSKA’da ise koç Yunanlı.

Ben bunları üzülelim diye yazmıyorum; birleşelim, omuz omuza Türk basketbolunu layık olduğu yere çıkaralım diye yazıyorum. Bugün Türkiye’de çok kıymetli basketbol adamlarımız var. Bunların başında Aydın Örs geliyor. İki tane de büyük sorunumuz var. Birincisi iyi oyuncuları büyük oyuncu yapamıyoruz. İkincisi ise tribünler hala boş. Büyük oyuncu yetiştirme konusu Aydın Örs için sorun bile sayılmaz. Yanına alacağı birkaç basketbol adamıyla bu konuya konsantre olursa Türkiye’de hayranlıkla izleyeceğimiz oyuncu sayısı artar da artar.

Hidayet Türkoğlu’nun da önü açık. Hidayet yıllarca NBA’de Türkiye’yi gururla temsil etmiş bir oyuncumuz. Ama bir an önce yeniliklere başlamak gerek. Örneğin basketbol antrenmanlarının filme çekilmesinin ve oyuncuların kendilerini izleyerek tanıma imkânı bulmalarının önünü açmalı. İnanın ki bir oyuncunun kendi maç kasetini seyretmesiyle, kendi antrenmanını seyretmesi arasında çok ciddi farklar var. Özellikle görüntüyü yavaşlatarak tam konsantre bir şekilde oyuncunun kendisini izlemesi ve tanıması çok kritik. Bu uygulamayı yapan herhangi bir kulübümüz olduğundan şüpheliyim.

Yugoslav Koçlar

Yugoslav kökenli koçların belirli bir özellikleri var; onlar basketbolla yaşıyorlar. Basketbolla yatıp basketbolla kalkıyorlar. Onların özelliği konsantrasyon. Eskiden ne olmuş, ileride ne olacağını düşünmüyorlar. Dikkatleri hep o anın üzerinde. Bu yüzden de saha kenarında tam konsantre şekilde bağırarak oyuncularını da konsantre kalmaya zorluyorlar.

Semih Erden

Bizim en yetenekli uzun oyuncularımızın başında Semih Erden var. Onun kadar yetenekli uzun oyuncu Avrupa’da yok diyebiliriz. Ama onun da bir yıl öncesine kadar konsantrasyonu eksikti. Sahada zaman zaman aklı başka bir yerde izlenimini veriyordu. Ama Semih “sahadaki konsantrasyonu” geliştirerek, genç Türk oyunculara da örnek olmaya başladı. Topu hep potaya çok yakınken almak alışkanlığı içinde. Topu faul çizgisi civarında alsa hücum gücü çok artar.

Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Beraber yürüyelim

Birkaç gün önce Türkiye Basketbol Adamları Derneği (TÜBAD) grubu beni ziyaret ettiler. Basketbol adamlarını evde görmek beni ne kadar mutlu etti anlatamam. TÜBAD yöneticilerinin öncelikleri basketbol. Basketbolla yatıp basketbolla kalkıyorlar. Basketbol sevgisi sadece federasyon yetkilileri ile sınırlı değil. Çevremizde basketbola kendini adamış bir çok basketbol sever daha var. Bu yüzden ben federasyon başkanı Hidayet Türkoğlu’na belli aralıklarla basketbol adamlarını toplayıp açık oturum yapmasını rica ediyorum. Bu kadar sevgi ve bilgi ile Türk basketbolu zorlanmadan zirveye taşınabilir. Çünkü bilgi ve sevgi paylaşılınca büyür. Aylık toplantılarda hiç beklenmedik bir gencin fikri bile Türk basketboluna büyük faydası dokunabilir.

Antrenmanları filme çekin

Yıllardır yazıyorum, bugün Amerika’da geçerli bir anlayış var; eğer siz antrenmanlarınızı filme almıyor istatistik tutmuyorsanız boşuna antrenman yapmayın deniyor. Bu konu çok önemli çünkü bir oyuncun en iyi koçu kendisidir. Oyuncu kendisini daha iyi tanıdıkça zirve yolunda daha büyük avantaj sağlar. Oyuncunun bugünkü şartlarında kendini tanıma fırsatı bulması oynadığı maçlar filme alındıysa onları izlemek olabilir. Bu yeterli değildir. Oyuncunun kendini tanıyacağı en elverişli yer yaptığı antrenmanlardır. Bu yüzden oyuncu kendisini izleme fırsatı bulursa hataları azalır ve iyi yaptığı şeylerde her gün gelişebilir. Televizyon kanallarımızın birinde Taktik Tahtası adı ile bir basketbol programı var. İhsan Bayülken ve İsmail Şenol kardeşlerimiz bu programın sahipleri. Bu programı bir kere izlerseniz antrenmanları filme almanın ne kadar faydalı olacağını hemen anlayabilirsiniz. İstatistik tutmanın faydası da filme almak kadar faydalı. Eğer siz antrenmanda yüz şut atıp kaç şutun girdiğini bilmiyorsanız o antrenman size yeterli faydayı sağlamaz. Ama kenardaki scout’cu genç, şutlarınızın ne kadarının sayıya döndüğünü kaydediyorsa bunun size faydası çok olur. Rakamlar yalan söylemez. Sağ köşeden yüzde yirmi sol köşeden yüzde yirmibeş faul çizgisinden yüzde kırk sayı yapıyorsanız bu rakamlar gelişiminizde çok faydalı olur. Çünkü bu rakamlar artık sizin rakibinizdir. Bu rakamları aşmak için çalışırsınız. Eğer siz ertesi gün antrenmanda sağ köşeden yüzde yirmidörtle şut attığınızda, özgüveniniz artar, bu artışlar devam ettikçe de artık sizi kimse tutamaz. Faul atış yüzdeniz arttıkça komple basketbolcu olma yolunda zirveye doğru tırmanırsınız. Antrenmanları filme almak fundamentalinizi geliştirir.

John Wooden

Amerikalı efsanevi antrenör John Wooden’ın internette yüzlerce makalesi var. Wooden’ın en önemli yazılarından birinde “size en faydalı olacak bilgiler, ben herşeyi biliyorum havasına girdikten sonra öğrendiklerinizdir” diyor. Başarıyı küçük şeylerin getirdiğini söylüyor. Bu yüzden yeni gelen oyuncularına ilk öğrettiği şey ayakkabılarını nasıl bağlanacağını öğretmekmiş.Yazıları yalnız basketbol ile ilgili değil, hayatla da ilgili. Siz o gün size geri vermesi imkanı olmayan bir kişiye yardımda bulunmuyorsanız, o günü yaşadığınıza inanmayın diyor. Hepinize tavsiye ediyorum.

Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Jordan’ı dünyanın en iyi oyuncusu yapan neydi?

“Daha iyi basketbolcu olmak ister misiniz?” sorusuna herhalde hayır diyecek kimse yoktur. Peki “iyi basketbolcu nasıl olunur?” diye sorsak pek çoğumuz hatta hepimiz bu sorunun cevabını bildiğimizi inanırız. Cevap, daha iyi daha sıkı çalışmak ile olur. Şutunuzu geliştirmek, daha iyi dripling yapmak, ribaunt almak bunlardan bazılarıdır. Bu saydıklarımızın hiç biri yanlış değildir. Gerçekten iyi basketbolcu olmanın yolu, iyi şutör olmak, iyi pasör olmak, iyi ribauntcu olmaktan geçer. Ama büyük oyuncu olmanın en önemli konusu bunların içinde yoktur. Ve çoğumuz bunu dakikalarca düşünsek de bulamayız. BİR BASKETBOLCUNUN EN BÜYÜK SİLAHI BEYNİDİR.

Beynini de kullanan oyuncuların daha iyi oyuncu olma şansı sadece fundamental çalışan oyunculardan kat ve kat fazladır. Beynini çalıştıran ve bu çalışmaya her gün 10-15 dakika ayıran oyuncuların daha iyi oyuncu olma şansları sadece vücudunu (ellerini, kollarını) çalıştıran oyunculardan iki kat fazladır. İyi oyuncu ile büyük oyuncu arasında kolay görünmeyen fark beynin kullanılmasıdır. Eğer siz fundametallere ayırdığınız zamanın çok küçük bir dilimini beyninize ayırırsanız başarı yolunuz açılır ve büyük oyuncu olma yolunda büyük bir adım atmış olursunuz. Bir örnek verelim; bugüne kadar NBA’de ve dünyada en iyi oyuncunun Michael Jordan olduğunu düşünenler büyük bir çoğunluktur. Peki bu kadar senedir Jordan kadar iyi şut atan, savunma yapan başka oyuncu çıkmadı mı? Öyle çok oyuncu çıktı. Jordan’ı tartışmasız dünyanın en iyi oyuncu yapan özelliği neydi diye soruyorsanız cevabı BEYNİ olacaktır. Beyninden geçenler onu farklı yapıyordu. Sınırsız kazanma hırsı, inanılmaz özgüveni, rakiplerini devamlı incelemesi onun herkeste olmayan özellikleriydi. Yapacağımız beyin jimnastiği bütün fundamental çalışmaları gibi devamlı düzen içinde yapılmalıdır. Bu çok güç değildir. Günde 10 dakika yapılacak beyin çalışmaları devamlı yapılırsa kısa bir süre sonra sizi sadece sahada yaptığınız çalışmalara göre çok daha iyi bir oyuncu yapacaktır, bundan emin olun. Yapılacak ilk beyin çalışması; olmak istediğiniz oyuncuyu hayal etmektir. Beyninize onun resmini yerleştirin ve bu başarı resmini hergün en az 10 dakika beyninizde canlandırın. Bunu evinizde, odanızda hatta yürüyüş sırasında bile yapabilirsiniz. Ama bu çalışmaların hemen sonuç vermesini beklemeyin. Başarı, beyniniz ile adaleleriniz arasında gizli bir uzlaşma başlayınca gelecektir. Basketbolda başarı savunma için daha kolay hücum için ise daha güçtür. Siz hayalinizde çok iyi bir şutör olmayı seçerseniz bunun sahada çalışmayla gerçekleşmesi zaman alır. Bu yüzden beyninizdeki resim gerçekçi olmalıdır. Ben yarın maça çıkıp 10 şutun 10’unuda sokacağım derseniz; bu bir hayal olarak kalır ama ben yarınki maçta savunduğum adamı 10 sayının altında tutacağım hayaliniz gerçekleşebilir. Basketbolda savunma beyinden başlar. “Ben iyi bir savunmacı olacağım” diye karar verip gerekli çalışmaları yürekten yaparsanız iyi bir savunmacı olmanız kaçınılmazdır. Siz iyi bir savunmacı olduğunuzda bunu en önce fark edecek olan koçunuz olacaktır. Koçunuzun size güveni arttığı için daha uzun sahada kalmanız ilk olumlu gelişme olacaktır. Koçunuzun size güveni arttıkça sizin de özgüveniniz artacaktır. Özgüveniniz artıkça üç sayı yüzdeniz, ribaunt sayınız ve faul atış yüzdenizde ister istemez artacaktır. Bugün NBA’de hemen her takımda bir psikolog doktor görev yapıyor bu doktorun ilk ve tek görevi oyuncunun beynine hâkim olup ona özgüven kazandırmaktır. Beyninizde gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz gerçeğe uygun ve yakın olmalıdır. Örneğin siz bir 1.85 cm’lik oyun kurucu iseniz hayal ettiğiniz resim sizin havada 360 derece dönüp potalara smaç vurmak ise bunun gerçekleşme ihtimali yoktur. Ama iyi driplingci olup sahayı görme yeteneğiniz yeterli ise liginizde asist kralı olabilirsiniz. Şutunuz iyiyse ve birebirde adam geçiyorsanız buna dripling yaparken boş adamı görüp ona pas verme yeteneğini eklerseniz ligin en iyi oyun kurucusu olabilirsiniz. Bu yüzden beyninizi olmayacak resimlerle doldurup onu yormayın, gerçekçi olun.

Sevgi ve Saygılar…

Kaynak: Basketfaul.com


Basketbolumuzda Hidayet Türkoğlu Devri

Avrupa’da basketbolunda savunma anlayışı giderek güçleniyor. Savunmanın bir karar sonucu olduğu, “ben daha iyi savunmacı olacağım” diyen oyuncuların gerçekten de daha iyi savunmacı oldukları her yerde gözüküyor. Bu yüzden hücum da gelişmek zorunda. Son zamanlarda halley hoop pası giderek artıyor. Eskiden dribbling yapan oyuncunun topu ileriye havaya atacağı ve takım arkadaşının smaçla pası tamamlayacağı çok gözüken bir şey değildi. Bugün ise halley hoop pas sayıları her geçen gün daha da artıyor. Ayrıca yakın bir zamanda “gözyaşı damlası” adı verilen şutlar da takımların antrenman programlarına dahil edilirse şaşmayın.
Bugüne kadar birçok yazımda bahsettim; hücum ve şutu geliştirecek birçok yeni alet var. Şut makinası bunlardan biri. Bir diğeri ise ayak bileğine taktığınız saatler. Bu saatler sizin kaç dakika koştuğunuzu ve koşarken ne hızla koştuğunuzu kaydediyor. Ayrıca topu avucunuza yerleştirmeyip parmaklarınızda taşımanızı sağlayan eldivenler var. Siz eldivenle şut attığınızda topu yönlendiren avucunuz değil parmaklarınız oluyor. Bunlara ilave olarak siz top sürerken topa bakmanızı zorlaştıran gözlükler var. Sizin ister istemez ileriye doğru bakmanızı ve tüm sahayı görebilmenizi sağlıyor.

İyi oyuncu nasıl büyük oyuncu olur?

Türk basketbolunu Turgay Demirel nereden aldı nereye taşıdı diye sorarsanız hepimizin cevabı “müthiş” olur. Turgay Demirel basketbol tarihimizdeki yerini aldı. Şimdi sıra Hidayet Türkoğlu’nda. Hidayet’in yanında Türk basketbolunun en saygıdeğer isimlerinden Aydın Örs ve Ömer Onan var. Bu gruptan beklenen ilk şey yeni Hidayetler (büyük oyuncular) yetiştirmektir. Bugün Google’da “iyi oyuncu nasıl büyük oyuncu olur” diye Amerika’daki makaleleri aratırsanız, yüzlerce hatta binlerce makale bulabilirsiniz. Bu makaleler bize yol göstermesi açısından önemli. Ve tabii bunların üzerine federasyon üyelerinin tecrübeleri de eklenince büyük oyuncu yaratma işi daha da kolaylaşacaktır.
Ben Abdi ayrıca İpekçi salonu yerine yapılacak olan yeni tesisin durumunu merak ediyorum. Bu organizasyon başlamış ve devam ediyorsa Türk basketbolunda yeni bir çağa gireriz. Ayrıca Hidayet, şut makinasının benzerlerini Türkiye’de yapılmasını sağlar ve bu makinaları Türk kulüplerine dağıtırsa basketbolumuz için çok büyük bir adım atmış oluruz. Hidayet’ten beklenen bir diğer konu ise Türk basketbol adamlarını bir araya getirmek olmalıdır. Çünkü bilgi ve tecrübe paylaşıldıkça büyür. Bu toplantılardan basketbolumuza çok faydalı sonuçlar çıkacağına inanıyorum.

Dikine Katlar

Savunma giderek güçleniyor demiştik. Savunma pota önünde yıkılması kırılması çok zor bir yumruk oluşturuyor. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” anlayışıyla yapılan savunma bu yumruğun bir göstergesi. Şimdi özellikle NCAA’de bu yumduğu dağıtmak için çareler aranıyor. Bulunan ilk ve geçerli çare dikine topsuz katların oyuna eklenmesi ve sayısının artması. Türkiye ligindeki maçlarındaki izlerken dikine katların ne kadar az yapıldığına dikkatinizi çekerim. “Dikine kat” deyince dribblingle adamını geçip turnike atma girişimlerini saymıyoruz. Dikine kat; siz topu yanınızdaki arkadaşınıza verdikten sonra potaya doğru yaptığınız topsuz koşulardır. Gard, topu sağındaki oyuncuya (forvete) verip dikine rakip pota dibine topsuz kat ederse savunmanın kafası karışıyor. Savunmacıyı sadece sağına soluna değil, arkasına da bakmak zorunda bırakıyor ve savunmacının işini güçleştiriyor. Dikine katlar henüz çok gelişmiş değil. NBA ve NCAA maçlarında bile dikine kat sayısı çok az. Hidayet’in Aydın Örs’le beraber dikine katların basketbolumuza faydalı olup olmayacağını tartışmaları basketbolumuza katkıda bulunacaktır.

Saygılar..

Kaynak: Basketfaul.com


Büyüklerin rekabeti basketbolumuzu yukarı taşır

Geçen haftaki yazımızın konusu, tribünleri nasıl doldururuz ve iyi oyuncularımızı nasıl büyük oyuncu yaparız sorularıydı. Avrupa’da basketbolun en çok sevildiği ülke Litvanya’dır. Basketbol için Litvanyalılar “ikinci dinimiz” derler. Litvanya’da maçlar tıklım tıklım dolu tribünler önünde oynanır. Peki ne yapıyorlar da tribünler böylesine dolu diye düşünürken İstanbul’da bir olay gerçekleşti; Galatasaray, Fenerbahçe’yi yendi. Galatasaray-Fenerbahçe maçında tribünlerin büyük bir kısmı doluydu.

Fenerbahçe yalnız Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en iyi takımı. Aklıma Türkiye’ye basketbolu getiren Yenilmez Armada’yı kuran Galatasaray’da, yaşadığımız bazı olaylar geldi. Yenilmez Armada zamanında ben de Galatasaray’da oynardım. Avrupa’ya hazırlık maçları için giderken diğer kulüplerden takviye alırdık. Bu takviye oyunculardan biri de o zamanlar Vefa’da oynayan Altan Dinçer olurdu. Altan Dinçer o zamanların Shaquille O’Neal’ıydı ve Altan bana ara sıra beni de Galatasaray’a alsanıza derdi. Ben de bu konuyu o zamanlar Galatasaray basketbolunun başında olan Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ismi Turgut Atakol ağabey’imize ilettim. Turgut ağabey bana “bizim idealimiz Galatasaray’ın şampiyon olması değil Türkiye’de basketbolun büyümesidir” dedi ve Altan Dinçer’i Fenerbahçe’ye gitmesini sağladı. Ardından da Fenerbahçe daha da güçlensin diye Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük koçu Samim Göreç’i de Fenerbahçe’ye transfer etti ve biz de uzun süre Fenerbahçe’yi yenemez olduk. O günden sonra gerçek Galatasaray – Fenerbahçe rekabeti başlamış oldu.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin sadece bir futbol kulübü olmadığına inanıp Fenerbahçe’nin spor kulübü olduğunu anlayan ilk başkandır. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye salon yaptırdı ve basketbol takımının oynadığı her maça gelerek güçlerine güç kattı. Böylece Fenerbahçe basketbolu sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en güçlü takımı oldu. Fenerbahçe’nin yeni Başkanı Ali Koç’un da Aziz Yıldırım’ın basketbol anlayışını sürdürdüğünü görüp sevinç ile izliyoruz.

Galatasaray’da ise Aziz Yıldırım anlayışına sahip bir başkan çıkmadı. Basketbol şubesini büyüteceğimize onu kapatsak daha iyi olur anlayışı yerleşti. Galatasaray’a bir basketbol kapalı salonu yapacağız vaadi hep sözde kaldı. Galatasaray başkanları basketbol için hiç uğraşmadılar, akıllarında hep futbol vardı. Futbolcuların ayakkabı numaralarını bile bilirken basketbolcuların isimlerini öğrenmek için çaba sarf etmediler. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz Bey bu halkanın sonundaki isimdir. Mustafa Cengiz, Türkiye’ye basketbolu getiren Galatasaray basketbol şubesini kapatarak tarihteki yerini almak üzereydi. Bu son Fenerbahçe galibiyeti onu da bu karanlık kulvara girmesini önleyecek ve layık olduğu yere isminin yazılmasını sağlayacaktır. Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin basketbolumuza ne kadar katkı sağlayacağını Sinan Erdem’de gördük. Üstelik Ertuğrul Erdoğan gibi çok başarılı koçlarımızla da yeniden tanışma fırsatı bulduk.

Tüm bu konulara Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman Bey’in de dikkatini çekmek istiyorum. Lütfen basketbola olan ilginizi arttırın. Yabancı koçunuzu yollayıp onun yerine Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi koçlarından biri olan Oktay Mahmudi’yi getirip siz de bu rekabetin içine girin diyorum. Seneler sonra basketbolseverlerin size ne kadar müteşekkir hatta minnettar olduğunu görüp kendinizle gurur duyma imkânınız var, size hatırlatıyorum.

Sevgiler ve Saygılar…

Kaynak: Basketfaul


Basketbolumuzun Avrupa’daki Yeri

Milli takımımızın Avrupa’da yenemeyeceği takım yok. Bu doğru ama bu bardağın dolu tarafı. Boş tarafı ise milli takımımızın Avrupa’da yenilmeyeceği takımda yok. Bunu önlememiz gerek Türk basketbolunu konuşarak, tartışarak layık olduğu yere çıkarmak hepimizin görevi.

Bir çok iyi oyuncumuz var ama büyük oyuncularımızı sayalım dediğimiz zaman hepimiz birbirimize bakıyoruz. Hayranlıkla izleyeceğimiz büyük oyuncumuz maalesef yok. Bu yüzden maçların çoğu boş tribünler önünde oynanıyor. Boş tribünler önünde maç izliyor olmak kadar üzücü bir şey olamaz. Geçen gün oynanan CSKA-Fenerbahçe maçında sahada hiçbir Türk oyuncu yoktu. İşin ilginç yanı CSKA takımında da Rus oyuncu sayısı çok azdı. Bu yüzden büyük oyuncu yetiştirecek ülke, zirvede yer alacaktır.

Büyük oyuncuyu yetiştirmek için yeni bazı aletler keşfedilmiş. Daha önce pek çok defa yazdım. Bunlardan biri; Basketball Shooting Machine (Şut Makinası) dediğimiz alet. Bu aleti pota önüne yerleştirdiğiniz zaman makine, potaya atılan her şutu geri yolluyor. Böylece bu makine sayesinde on dakikada 200’e yakın şut atıyorsunuz. Adele hafızası diye bir kavram var. Siz ne kadar şut atarsanız adele hafızanız o kadar güçleniyor. Özetle siz eğer size topu geri verecek bir arkadaşınızla çalışıyorsanız 10 dakikada attığınız şut sayısı 50-60 civarı olabilir. Ama topu şut makinası geri yolluyorsa 200’e yakın şut atabiliyorsunuz. Büyük oyuncu olma yolunda bir adım daha atmış oluyorsunuz. Üstelik şut makinası size attığız şutlardan kaçını soktuğunuzu söylüyor. Rakamlar yalan söylemez. Siz attığınız şutlardan kazandığınız sayının yükseldiğini gördüğünüzde özgüveniniz artıyor ve büyük oyuncu olma yolunda bir adım daha atmış oluyorsunuz. Üstelik şut makinası, attığınız şutların kaç derece ile potaya indiğini bildiriyor. Şutların potaya inme açısında en verimli açı 45 derecedir. Böylece siz şutları daha havaya atmaktan veya paralel şuttan uzaklaşıp 45 derece ile en doğru açıya alışıyorsunuz.

Şut makinasını kullanma kararı ufak bir adım gibi görünse de bu tür kararlar vermenin önemi çok büyük. Büyük oyuncu yetiştirmek bu tarz ufak kararlarla şekilleniyor.

Örneğin; Türk Basketbolunu Turgay Demirel nereden aldı nereye getirdi diye sorarsanız anlatmakla bitmez. Turgay Demirel basketbol tarihimizde layık olduğu yeri aldı. Şimdi sırada ise Hidayet Türkoğlu var. Eski NBA maçlarını izlerseniz Hidayet’in NBA’de ne kadar büyük oyuncu olduğunu görürsünüz. Şimdi biz Hidayet’ten yeni Hidayetler yetiştirmesini bekliyoruz. Bu yetenek meselesi diyorsanız bir kez daha düşünün. Hidayet, gençliğinde Efes Pilsen’de oynarken 2 m’yi aşkın boyuyla oyun kurucu oynatma kararı alınmasaydı bu kadar büyük oyuncu olur muydu?

Karar sizin…

Kaynak: Basketfaul.com


Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için

Basketbolda savunma, her geçen gün güçleniyor. İyi savunma yapmanın bir karar meselesi olduğunu artık herkes anladı. Siz bir gece evvel “yarınki maçta çok iyi savunma yapacağım” diye karar verirseniz, ertesi günkü maçta gerçekten çok daha iyi savunma yapabilirsiniz. Aynı konu hucum için geçerli değil. Siz, “ben yarın etkili hücum edeceğim, en az yirmi sayı atacağım” diye karar verseniz de bu gerçekleşmeyebilir. Attığınız şutların girmesi karar meselesi değil devamlı ve düzenli antrenman meselesidir. Bu yüzden “hücum maç kazandırır, savunma ise kupaları toplar” sloganı böyle varolmuştur.

Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için sloganı

Siz tuttuğunuz adamı ölümüne savunursanız, bu adam sizi geçemez. Böyle olunca arkadaki takım arkadaşlarınızın kendi tuttukları adamları bırakıp size yardıma gelmelerini önler, böylece onları zor duruma sokmazsınız. Arkanızdaki tüm takım arkadaşlarınız “biz sana yardıma hazırız” derlerse bir artı bir iki değil, üç eder.

Savunmada (sesli savunma) uygulaması giderek çoğalıyor

Savunmada birbirlerini uyaran karşılıklı konuşmalar savunma gücünü artırıyor. Savunma yumruğunu büyütüyor ve güçlendiriyor. Karşılıklı konuşmaların pozitif olması gerekli böylece savunmanız güçlendikçe güçlenir. ABD’de www.breakthroughbasketball.com diye bir site var. Ben bütün genç koçlarımızın bu site ile tanışmalarını istiyorum. Bu sitede “sesli savunma” hakkında inanmayacaksınız ama en az yüz makale var. Bu sitedeki makaleler sesli savunma ile sınırlı değil. Basketbola dair herşey var. Ben bu yüzden genç koçlarımıza İngilizcenizi hiç olmazsa okuduklarınızı anlayacak kadar geliştirin demiştim.

Basketbolda savunma her geçen gün daha da karışıyor. Tam saha pres(baskı) ile başlayan savunmalar yarı sahaya dönünce zone (alan) savunmaya dönüyor. Bu “kargaşa savunma taktikleri” Türkiye’de de her geçen gün artıyor ve sonuç da alıyor. Rakip takımın ne yaptığını anlayıp bağıran oyunculara sahip takımlar bu problemleri daha kolay aşıyorlar. İsterseniz birazda basketbol ile ilgili teknik konuların dışına çıkalım.

Bugün takımlarda hakemlere itiraz alışkanlığı o kadar çoğaldı ki bazen maç seyretmekte zorlanıyorsunuz. Hakemlerin değerlerini bilmemiz gerekli. Çünkü hakemler olmasa basketbol oynanmazdı. Basketbolda “oyunculuk mu, hakemlik mi zor?” diye sorsanız ben hiç tereddüt etmeden hakemlik derim. Hakemler kırk dakika boyunca yüzlerce defa doğru karar vermek zorundalar. Üstelik onları daha da zorlayan yönler de var. Hakemler “maçı bu takım kazanır” diye kendi tahminlerine karşı koymaları gerekiyor ve daha güç olanı sevdikleri takımların maçlarını yönetmesidir. Siz Fenerbahçe taraftarı iseniz Fenerbahçe maçını yönetmek kolay olabilir mi ? Bu yüzden, bütün bu zorluklara rağmen maçları yöneten hakemlere saygı duymalıyız. Bu (www.basketfaul.com) sitenin sahibi de eski hakemlerimizden Necip Kapanlı kardeşimizdir. Biz ona da verdiği her kararda itiraz ederdik ama şimdi bu çok güçlü basketbol sitesini kurduğu için ona artık sadece teşekkür ve tebrik ediyoruz.

Yorumlarınızı sorularınızı info@yalcingranit.com adresine yazabilirsiniz.

Sevgiler, saygılar..