Türk basketbolunun ‘EN’leri karşı karşıya

Beko Basketbol Ligi’ne renk katan Banvit sezonu kapattı. 89-55 kaybettikleri son Galatasaray Cafe Crown maçında özellikle ilk yarıda oynadıkları oyun, lige renk katan bir takım için üzüntü vericiydi.
Banvit için yaz sezonu (ölü mevsim) başladı. Yaz sezonunun Türkiye’de iyi kullanıldığı söylenemez. Alt yapıya önem veren Banvit için ölü mevsim bir çok genç oyuncuyu canlandırmak ve Türkiye’ye örnek olmak için bir fırsat.

Türk çocuğu, olacağı kadar iyi oyuncu olamıyor. Bence bu gerçeği kabul etmek gerek.

Bence Genç Banvitlilerin, Beko Basketbol Ligi’ne çıkması büyük başarı. Ancak bunun kadar önemli bir ölçek Genç Banvitliler içinden kaç tane milli takım oyuncusu çıkacağıdır. Banvit’in çok yetenekli ve güçlü bir teknik kadrosu var. Sahası, kondisyon merkezi, sağlık yurdu gibi bir çok yönden Banvit, ideal bir kampüs.

Bence Banvit yönetiminin gurur duyacağı sadece ligdeki başarıları değil milli takıma yetiştirdikleri oyuncu sayısı olmadır. “Banvit’te yetişen oyuncuya milli takım yolu açıktır” anlayışı Türkiye’ye yayılmalıdır.

Sadece genç oyuncular değil bir yere kadar gelip duraklayan vasat oyuncuların da iyi oyuncu olmaları sağlanmalıdır. Türk basketbolu için en önemli konu (Oyuncu Geliştirme Merkezleri) anlayışıdır.

Örneğin Mutlu Akpınar yetenekli bir oyuncu, çok genç değil. Ancak iyi şutör. İyi şutör olmak basketbol yetenekleriarasında en önde gelendir. Ama Mutlu Akpınar’ın top kullanması, driplingi, savunması yeterli değil. Teknik heyetin görevi bu ölü mevsim sonunda Mutlu’yu çok daha iyi bir oyuncu yapmak olmalıdır.

Basketbol da oyuncu geliştirme kavramı her gün değişiyor. Eğer siz oyuncu geliştirirken oyuncuyu kendisi ile tanıştırmazsanız emek boşa gidiyor. Oyuncuyu kendisi ile tanıştırmak antrenmanlarda onu filme almakla başlıyor. Ve oyuncunun vasıflarını her antrenmanda istatistiklerle (çizelge) gelişmelerini yazılı hale getirmekle devam ediyor. Artık antrenmanları filme almıyor, istatistik tutmuyorsanız “Boşa uğraşmayın, oyuncu geliştiremezsiniz” deniyor.

Bu gelişmeye giden yol driplingle başlıyor. Her çeşit driplingi iyi yapan bir oyuncunun pası da şutu da kendiliğinden gelişiyor. Mutlu Akpınar, İzzet Türkyılmaz’ın ve benzerlerinin yaz sonunda gelişen yetenekleri istatistiklerle ispatlığında Banvit’in örnek bir basketbol kulübü olduğu tartışılmaz bir gerçek olacaktır.

Banvit’in başarısının önündeki engel, siyah uzun oyuncuları, onların aklı hep hücumda. Savunmadaki başarı artık yarı saha baskının ardından boyalı alanı doldurup pota dibine duvar örmekle ölçülüyor. Banvitli uzunlar sanki NBA’de geçerli savunma 3 saniyesi kuralı burada da işliyormuş gibi boyalı alana girmiyorlar bile.

Banvit için son maçtaki olumlu tek şey, Barış Ermiş’in yaptığı blokla basketbolumuzda ilk blok yapan oyun kurucu oluşuydu.

Galatasaray’a gelince… Sarı-kırmızılılar bu sezonun en başarılı ve etkili savunmasını sergilediler. Ve Türkiye’nin en iyi savunma yapan takımı olduklarını bir kez daha ispatladırlar.

Basketbolda iyi savunma için bir çok şey söylenir ve yazılır. Ama en önemli başarı sağlayan konu konsantrasyondur. Tüm Galatasaraylı oyuncuların beyinlerinden başlayan, adalelerin ucuna kadar yayınlan savunma konsantrasyonları görülmeye değerdi.

Bütün genç koçların Galatasaray savunmasını kendilerine örnek almalarını öneriyorum. Galatasaray – Fenerbahçe final serisi bence Türk basketboluna 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’ndan sonra faydalı olan 2. final serisi olacaktır.

Türkiye’nin en iyi hücum gücüne sahip Fenerbahçe ile Türkiye’nin en iyi savunma takımı Galatasaray serisi, seyircilerin de katkısı ile unutulmaz bir seri olacaktır.

Seriyi hangi takım kazanır derseniz cevap vermek kolay olmayabilir. Ama üzerinde tartışılmayacak konu kazananın Türk basketbolu olacağıdır.

Kaynak: Hürriyet