Uzunlar da şut atar

Dün gece Real Madrid Valencia maçını izledik, İspanyol basketbolunu biraz daha tanıma fırsatımız oldu. Real Madrid’in kazandığı maçı özetlersek oyun kurucusu daha iyi olan takım maçı kazandı diyebiliriz. İspanyol basketbol’u bizden daha hareketli ve çabuk, özellikle yarı saha set oyununda bizden daha fazla pas yapıyorlar ve daha çabuk koşup yer değiştiriyorlar. İki takımında şut yüzdesi zayıftı. Ama dünya basketbol’un da yeni bir anlayış gelişiyor uzun oyuncular giderek yüzü dönük şutlarını geliştiriyorlar.

2.08′lik Kevin Durant’ın 3 sayı şutlarında dünyanın en iyi şutörlerinden biri oluşu dünyadaki tüm uzunları da heyecanlandırmış ve güven kazandırmış durumda… İspanyolların fast break (hızlı oyun) anlayışları da bizden önde… Dünya basketbol’un da ortak bir inanç var.

Daha çok turnike atan takım maçları kazanır kavramı geçerli. Daha çok turnike atan takım olmak için daha hızlı oynayan fast break yapan takım olmak büyük avantaj sağlıyor bu anlayış. Top kapmayı, rakibe hata yaptırmayı beraberinde getiriyor ve oyuncular farkında olmadan savunma da saldırgan oluyorlar, maçı izlemişseniz görmüşsünüzdür. Özellikle rakibin dış adamlarını tutanlar yerlerinde duramıyorlar. Kesintisiz ellerini kollarını kullanarak tuttukları adamı rahatsız edip onları hataya sürükleyip hızlı turnikeler atmaya uğraşıyorlar.
Tabi fazla sayıda turnike atmak sadece fast break’le sınırlı kalmıyor. Hucüm ribauntları ve özellikle 1′e 1′de adam geçip turnike atmak veya asistle arkadaşlarına turnike attırmak saldırgan oyun anlayışının temelini oluşturuyor. Türk basketbol’un da maalesef yavaş bir basketbol sergiliyoruz. Özellikle antrenmanlar da 1′e 1 çalışma çok sınırlı olduğu için adam geçip sayı pozisyonu yaratmak ikinci planda kalıyor.

Bu yüzden de şuta dayalı bir basketbol anlayışımız var. Paslaşmalar, yer değiştirmeler yavaş olduğu için şut yeteneğimizi sahaya lâyık olduğu kadar yansıtamıyoruz. Halbuki pas yeteneğimizde iyi. Uzun oyuncuların post-pivot paslaşmalarını Avrupa da en iyi uygulayan ülke biziz. Ama bu yetmiyor. Basketbol’umuzu hızlandırmamız 1′e 1 adam geçme yeteneğimizi geliştirmemiz gerek. Oyun kurucuların oyunu hızlandırmak görevlerinin başında geliyor ama bizim yavaş oyun tercihimiz onlarında öne çıkmalarını sınırlıyor.

Örneğin Bornava’da oyun kurucu Soner Şentürk kadar topla hızlı rakip sahayı geçen oyuncu sayısı Avrupa’da çok az. Üstelik Soner rakip savunmacıların arasından trafikte tıkanmış, otomobiller arasından motorsikletle geçer gibi geçebiliyor. Ama bu yeteneğini hızlı oyun anlayışımız sınırlığı olduğu için kullanamıyor. Šarunas Jasikevicius’u düşünün.
Onu bu kadar başarılı yapan en önemli özelliği savunma da top eline gelir gelmez dribling yerine bütün sahayı görüp uzun paslar vermesi. Bu yetenek bizde Cüneyt Erden de fazlasıyla mevcut ama rakip sahaya depara kalkıp hızla koşan oyuncular olmadığı için bu yeteneğini kaybetmek üzere biz oyunumuzu hızlandırmak istiyorsak bir maçta fast break’lerde kaç sayı attığımızın istatistiğini tutmamız gerek. Bu istatistik sutunun da kocaman sıfır görürsek şaşmayalım.

İstatistik konusu dünya da giderek derinlik kazanıyor. Maç istatistikleri o maçın nasıl geçtiğini anlamamızı sağlıyor. Ama oyunumuzu geliştirmiyor. Zira maç istatistikleri sadece imtihan sonucunda açılıyor. İmtihan (maçlara) daha iyi hazırlanmamız için istatistikleri kullanacağımız yer antrenmanlar olmalıdır. Son zamanlarda çok kullanılan bir anlayış var. Siz antrenmanlarınız da istatistik tutmuyor ve çalışmanızı filme almıyorsanız, boşuna yoruluyorsunuz. Antrenman yapmayın deniyor.

Kaynak: Basketdergisi.com