Güler misin Ağlar mısın?

Ankara’daki All-Star organizasyonu mükemmeldi. Müzisyenleri, dansçıları, jimnastik ustalarını hayranlıkla izledik. 3 sayı yarışması Ömer Onan’la beraber bizi zirveye taşıdı. Ama yerli ve yabancı yıldız oyunculardan kurulu iki takım arasındaki maç nedense gösteriye dönüştü. Amerika’da herkes All-Star maçını heyecanla beklerken bizde niye böyle oldu anlayamadım.

Oyuncuların hiç biri işi ciddiye almadılar. Sonunda sporda ciddiyetin temsilcileri sayılan hakemlerde şova katılınca durum anlaşılmaz oldu. Durmadan oyun kurallarını zorlaştıran hakemlerin basketbol yetenekleri sınırlıdır. Oyunun başındaki hava atışını bile beceremeyenler vardır. Neyse maçın hakeminin turnike atışı onların da iyi basketbolcu olduklarını gösterdi ve ”Güler misin, ağlar mısın?” sorusuna cevap oldu.

Biz senelerce dünyanın en büyük şov takımı Harlem’i izledik. Onlar da bile hakemin şova katkısını görmemiştik. Tebriklerden başka ne diyebiliriz ki. İyi ki varsınız hakemler.

Oyunculara gelince önce Rasim Başak’tan başlamak istiyorum. Rasim hırslı, kavgacı, yenilmeyi sevmeyen mükemmel bir savunmacıda aranacak her vasfa sahip bir oyuncu. Rasim şut yeteneğini de 3 sayı yarışmasında bir kez daha gösterdi. 2,02 boyunda savunma yönünde her silaha sahip, üstelik şut yeteneği de mükemmel bu gencimizi senelerce F.Bahçe’de yedek sırasında beklerken seyrettik.

Tanjevic için Türk basketboluna genç oyuncular yetiştirdi diye bir anlayış vardı. Ben hep Yugoslav kökenli koçlardan öğrenecek bir şeyimiz yok diye düşünür, yazar ve çizerim. İdeal bir basketbolcu için her yeteneğe sahip senelerce Tanjevic’le çalışan Rasim Başak’ın geldiği yer beni yine haklı çıkardı diye düşünüyorum. Gençlerimizin yeteneklerini ortaya çıkaramadığımızı bir kez daha gördük.

Gelelim Ömer Onan’a. Bir gün 3 sayı yarışmasını onun kazanacağı kimsenin aklına gelmezdi. Onu da tebrik ediyorum. Basketbolda iyi şutör olmanın altında yatan en önemli faktör öz güven ve tekrardır. Üstelik Ömer’in şut mekaniği kendisine özel. Bu şut mekaniği ile bile yarışmada birinci oluşu Türk çocuğunun el hassasiyetinin ve nişancılığının ispatı. Benim madalyalar verilirken en çok alkışladığım oyuncu Haluk Yıldırım oldu.

Ben bütün kalbimle Haluk’un oyunculuğu bıraktıktan sonra basketbolun içinde kalmasını diliyorum. Haluk hangi kulüpte menajer olursa Türk basketbolunun ikinci bir Aydın Örs’ü olacaktır. Onu da başka Haluk’lar takip edecektir. Basketbolda menajer idari ve teknik sorumlu olmak en az koç olmak kadar önemlidir. Biz her şeyi, tüm yetkileri koçlara bırakıyoruz. Böylece tebeşirle çizilen taktik ve oyunlar oyuncudan daha önemli oluyor.

Maçları kazanmak heyecanı, oyuncu kazanmanın hep önünde gidiyor. Maçları çizilen oyun değil çok yönlü komple oyuncular kazandırır. Bu anlayışın basketbolumuzda yerini alma zamanı geldi geçiyor. Bizde bugün Beko Ligi’nde sırf onu seyretmeye gideceğimiz kaç oyuncunuz var diye sorulsa 1-2-3′ten sonra hepimiz birbirimize bakarız. Tuttuğunuz takım tabi çok önemli.

Ama hayran olduğunuz oyuncu kavramı da o kadar önemli olmalı. Basketbol adamlarımızı bekleyen en önemli görev, sadece iyi oyuncu değil, BÜYÜK oyuncu geliştirmek anlayışını yerine oturtmaktır. Bu kadar senelik basketbol yaşantımda oyuncu kazandırmayı, maç kazandırmaktan önemli sayan çok az sayıda koç tanıyabildim. Bunların başında Türkay Çakıroğlu geliyor. Türkay şimdi NBA’de oynayan Semih Erden’i yetiştiren koç.

Geçen gün Türkay’dan bir e-mail aldım. Sen Semih neden iyi şutör olmadı diye soruyorsun. Ben Semih’in yüzü dönük şutunu geliştirmeye çalışırken onun milli takım koçları ‘Çocuğun kafasını karıştırma, Semih pivot olacak derlerdi’. Türkay ülkemizde oyuncu geliştirmenin önemi yeterince bilinmediğinden mutlu olmakta zorlandı. Bugün nerede biliyor musunuz? Kuveyt’te… Kuveytli çocukları daha iyi basketbolcu yapmaya çalışıyor.

Kaynak: Cumhuriyet