Basketbol’da Dijital Devrim

Beyni geliştirmek için sadece bulmaca çözme devri kapanmak üzere. İsrailliler, “Beynin algılama, karar verme, doğru seçim yapma, hatta rakibin kafasından geçeni sezme gibi yeteneklerin gelişeceği beyin jimnastikhanesini” kurdukları inancındalar.

GEÇENLERDE internette bir NBA sayfasında yapılan bir anket vardı. Yazar, okuyucularına,”Sahada zekasına hayranlık duyduğunuz, oyunun gidişini herkesten önce okuyan, önsezisi mükemmel oyuncuların isimlerini” soruyordu.

Sonra da kendi fikrini söylüyor, “Lary Bird, Magic Johnson, John Stackton’dan beri bu vasıflara sahip oyuncu pek yok. Çok zorlarsanız, kekeleyerek, Jason Kidd derim”diyordu.

Benim de zihnimde önce Levent Topsakal ile Orhun Ene’nin resimleri canlandı. Sonra aklımdan, kendilerini henüz tam ispatlayamamış olmalarına rağmen Ender Arslan, Hakan Köseoğlu ve Cüneyt Erden’in isimleri geçti. Ve, “Keşke basketbol sadece hücumdan ibaret olsaydı. O zaman rahatça Harun Erdenay’ın ismini büyük harflerle en başa yazardım” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Ender yetenekler

NBA’in işi zor. Orada seyirciler tuttukları takımdan çok, beğendikleri, hayran oldukları oyuncuları seyretmek için tribünleri dolduruyorlar. Ama savunma baskısı arttıkça, böyle oyuncu bulmak da giderek zorlaşıyor. Basketbolda çoğu oyuncu sadece gözlerinin önündekini görür. Bazılarıysa kulaklarıyla da görüyor gibi sahayı bir yandan, öbür yana, kontrol altında tutarlar.

Bazı ender süper yeteneklerin ise altıncı hisleri, önsezileri o kadar kuvvetlidir ki, şaşırır kalır,”Acaba bu adamın kafasının arkasında da gözü mü var?” diye düşünürsünüz.

Basketbolda 80’li yılların sonlarına kadar fundemental (şut, pas, dripling gibi) çalışmaları öndeydi. 90’lı yıllarda ise çalışmalar, ağırlık merkezlerine kaydı. Amaç, teknikten çok kuvvete, dayanıklılığa, çabukluğa ve sıçrama yeteneğine çevrildi. Bu konuda her gün daha çok yol kat ediliyor.

Bir siyah oyuncunun neredeyse santradan havaya attığı topu, diğer bir siyah oyuncunun adeta havada uçarak potaya smaçlamasını, 100 dolar veren herkes yakından izleyebiliyor. Bu hareketler yalnız tribündekileri değil, bütün dünyada TV başında maç izleyenleri de heyecanlandırıyor, hatta zaman zaman hayranlık uyandırıyor.

Beyinler büzülüyor

Ama aynı oyuncunun bir pozisyon sonra faul atarken, dirseği yan tribünlere çevrili şutu çembere bile değmeyince, hayranlığınız saygıya dönüşmüyor ve gülüp geçiyorsunuz.

Türk basketbolunda ise işler daha da karışık. Havada uçarcasına süzülen beyaz oyuncuyu değil Türkiye’de, Avrupa’da bulmak imkansız. Üstelik bizde, şutuna saygı duyacağınız tüm oyuncular, teker teker ülkeyi terk ediyorlar. Bu yüzden Türkiye’de tribünlerin dolması için oyuncunun yeteneklerinden çok formasının renginin önemli olduğunu her fırsatta tekrarlayıp duruyoruz.

Dünyada ve Türkiye’de jimnastik odalarının, ağırlık çalışmalarının faydası tartışılmıyor. Oyuncular her gün daha da çabuklaşıp, savunma güçlerini artırıyorlar. Eskiden savunmacılar kol mesafesinde dururlarken, artık neredeyse tuttukları oyuncunun formasının içine girme hırsındalar. Bu yüzden de hücum oyuncuları için oyunu okumak, sahayı tam olarak görmek, doğru zamanda doğru karar vermek, savunmanın artan baskısı karşısında giderek güçleşiyor. Özetlersek, adaleler geliştikçe, beyinler büzülüyor.

Zaten basketbol dünyasında asırlık anlayış var, “Beyinle uğraşmayın, bir oyuncunun oyunu okuması, kendini hatta yanındakileri büyütecek pozisyonlar yaratacak beyin gücü doğuştan ya vardır, ya yoktur.”

Bu yüzden de basketbol giderek yeknesak hale geliyor. Topu santraya getirirken koçuyla bakışıp, saçını başını kaşıyan ya da yakasını paçasını çekiştirerek oyun kuran point-guardlar, basketbolun simgesi olmak üzere. Bu yeknesaklıkta özellikle alt yapıda çalışan koçların etkisi giderek artıyor.

Sistemin adı ACE IntelliGym

Oyuncuların yaratıcı güçlerinin yerini koçların tahtaları ve tebeşirleri alıyor. Koçun tebeşirle çizdiği oyunu yapmayan oyuncu ise birkaç dakika içinde tebeşirin gösterdiği yere, yedek sandalyesine oturuyor.

Son zamanlarda bu gidişe “dur” diyecek bazı önemli çalışmalar var. Beyni geliştirmek için sadece bulmaca çözme devri kapanmak üzere. İsrailliler, “Beynin algılama, karar verme, doğru seçim yapma, hatta rakibin kafasından geçeni sezme gibi yeteneklerin gelişeceği beyin cimnastikhanesini” kurdukları inancındalar.

Geliştirdikleri computer çalışmalarının adı ACE IntelliGym. Bu kelimeyi google’de aradığınızda, beyin jimnastikhanesinin kapıları ardına kadar açılıyor. Beyin jimnastikhanesi, savaş uçaklarının pilotları için yaratılmış bir çalışma. Ve şimdi gerekli değişikliklerle basketbol için kullanılıyor. İsrailliler bu buluşlarını şimdi ABD’ye, NBA ve kolej takımlarına satmaya uğraşıyorlar. Memphis, Kentucky ve Connecticut Kolejleri, bu yeniliği ilk kullanan üniversiteler.

İsrailliler kurtarır

Ben bu yenilikleri ilk okuduğumda çok ciddiye almamıştım. Ama basketbol bilgisine çok güvendiğim Murat Özyer, “Yeknesak basketboldan dünyayı kurtarırsa, İsrailliler kurtarır” deyince durakladım. Ardından Darüşşafakalı Semih Erden’i yetiştiren Türkay Çakıroğlu, ABD’den dönüşünde, “Connecticut’ın basketbolu çok ilginç” deyince, işi gücü bıraktım günlerdir beyin cimnastikhanesi yazılarını okuyorum.

Bütün yazılanları Connecticut’ın meşhur koçu Jim Calhoun şöyle özetliyor; “Özellikle herkesin yorgun olduğu son çeyreklerde, oyuncuların şut seçimi, pozisyon yaratacak paslar, top kapmalar, ani bloklar, sahayı okuma yönünden aklınıza gelecek her şey için computer çalışmaları inanılmaz oranda katkıda bulunuyor.”Ona göre, en çok 5 yıl sonra, oyuncuların şampiyon olup potadaki fileyi kesmeye giden yolları, bu cimnastikhaneden geçiyor.

Biz bu gelişmelerin özellikle gençleri yetiştiren koçlar için hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Umarım, Avrupa’da bu uygulamayı başlatan ilk ülke biz oluruz. Bu gelişme Türk baskebolunun zirveye taşınmasında çok büyük bir adım olacaktır.

NOT: Bu aleti ülkemize ilk getiren kulüple (Türkiye’nin neresinde olursa olsun) ilk röportajı ben yapacağım.

Kaynak: Hürriyet