Dream Team ve Kadınlar

MİLLİ Takım’ın hazırlık maçlarının sonunda daha dirençli daha savaşçı olduğu muhakkak.

Ama öte yandan son oynadığımız USA maçlarında tarihimizin en çok turnikesini ve smaçını da yediğimiz bir gerçek.

Pota altında Fatih her geçen gün daha da gelişerek ümit veriyor. Üstelik daha Kaya, Mirsadve Ersan var. Önümüzdeki maçlarda yediğimiz smaç sayısının azalacağına şüphe yok. Ama paslaşırken kaybettiğimiz topların sebep olduğu bedava sayıların cevabı, bu takımın içinde. Dışarıdan gelip de pas kaybımızı azaltacak başka bir oyuncumuz yok.

İki point guardımız Kerem ve Ender henüz bir sinerji yaratmış değiller. İkisi birbirini tamamlayacak yerde, şimdilik birbirlerinin mevcudiyetinden olumsuz etkileniyor izlenimini veriyorlar. Point guard sorunun çözemediğimiz sürece büyük takım olma şansımız sınırlı.

Tanjeviç’in bizim pointlere güveni olmadığı açık seçik ortada. Kritik maçların sonunda point guardsız oynuyor. İsterseniz konuyu açalım. Kerem bize göre Avrupa’nın en iyi bire bir savunmacısı. Gayreti ve yürekliliği diğer arkadaşlarına yansıyacak kadar belirgin. Kerem’in rakip takımın pointini bunalttığı maçlarda, oynadığı takımın savunmasının üst düzeye çıkması onun istatistiklere geçmeyen en olumlu yanı. Özetle Kerem’in oynadığı takımın iyi savunma yapmaması olası değil. Ama Kerem’in savunmada kazandığı özgüvenle, başarısını hücuma da yansıttığı söylenemez. Ne yazık ki, hücumda çoğu zaman oyundan kayboluyor.

Ender’in durumu Kerem’den çok farklı. Onun hücumdaki içgüdüsü, yaratıcılığı, cinliği korkunç. Ama onun da savunması yetersiz. Türkiye’de savunmacılar ikiye ayrılır. Kerem gibi gerçekten savunma yapanlar ve savunma yapar gibi yapıp göz boyayanlar. Ender bu iki grup arasında gidip geliyor. Ender’in şutu da ona özgüven sağlayacak kadar iyi değil. Bunu soktuğu şutlardan sonra en çok kendisinin sevinmesinden anlayabiliyorsunuz. Ender’in, bu yaratıcılığı ile NBA’in, Avrupalı ilk beyaz point guardı olması mümkün. Bence, bu yol onun günlerce şut çalışıp, atacağı onbinlerce şuttan sonra açılacak gibi gözüküyor.

Uzak şut özürlü USA Takımı’nın koçu Larry Brown’un görüşü, Amerikalı basketbol yazarlarından farklı. Brown, ‘Eğer takımınızda Tim Duncan gibi dünyanın en iyi pivotu varsa, guardlar topu ona vermeden, şut atarsanız, yanlış olur’ görüşünde. USA Takımı’nda meşhur oyuncu sayısı az. Ama kafilede yeterince şöhret var. ABD’nin gelmiş geçmiş en iyi pivotlarından Bill Walton bunlardan biri.

Walton, şimdi televizyonlarda yorumculuk yapıp, gazetelere yazıyor. Reklamlarda onun resminin altında, ‘Maçları dünyada basketbolu en iyi bilenlerden biri ile yanyana oturup seyretmek istiyorsanız, bizi izleyin’ reklamı var. Walton da, ‘Takımımız pota altında çok güçlü. Atina’dan altın madalya ile döneceğiz’ görüşünde.

Biz, ‘Bu görüş, 3 sayı kuralı çıkmadan önce daha geçerli olurdu’ diye düşünüyoruz. Pota dibinden yapılan smaçların ve turnikelerin rakip takımların güvenini ve moralini bozduğu bir gerçek. Ama smaçların skor levhasındaki değeri sadece iki sayı.

Smaça, ‘Sayısal prim’ verme kuralı henüz uygulanmıyor. Siz takımınızın, her hücumda ortalama 1 sayı yaptığını göze alırsanız, 3 sayılık bir şutla, bir hücumda, 3 hücum birden yapmış oluyorsunuz. Kobe Bryant, Kevin Garnet, Jason Kidd… Bu saydığım isimlerden sadece ikisi bu takımda olsaydı, görev adamlarından kurulu ABD Takımı o zaman ‘Rüya Takım’ olurdu.

ABD Takımı’na katılmayan oyuncular, İstanbul’daki patlamaları öne sürüp, ‘Haklıyız’ diyorlar. Bir çok yazar ise onlara, tam kadro olimpiyata katılan USA Bayan Basketbol Takımı’nı gösteriyor ve, ‘Kadınlar kadar cesur olamadınız. Yazıklar olsun’ diye tepki gösteriyor. Şu ana kadar USA Takımı’nın olimpiyatlarda 109 galibiyeti, 2 yenilgisi var.

Bu sayılardan hangisinin artacağını Atina’da göreceğiz.

Her sabah İstinye Koyu’ndan geçerim.. İstinye’de, teknelerin bağlandığı rıhtımın kenarında, beton zeminli küçük bir basketbol sahası vardır. Salı sabahına kadar orada hiç kimseyi görmemiştim. Ama dün sabah iki kişinin basketbol oynadığını gördüm. Potaya şut atıyorlardı. Arabadan indim, sahaya yürüdüm.

Sahada ikinci şaşkınlığımı yaşadım. Gençlerin şut attıkları potanın çemberi yoktu. İki delikanlıyı izlemeye başladım. Beni gördüklerinde bire- bir oynamaya başladılar. 5 dakika sonra yanlarına gittim. İsimleri Kenan ve Mahir’miş. ‘Bugüne kadar bu sahada kimseyi görmedim’dedim. Onlar da bana, ‘Rüya Takım’ı izledik. Onların şutlarını, adam geçişlerini… Bu yüzden de basketbola başladık’ yanıtını verdiler.

Zaman zaman, ‘NBA yazıyorum’ diye eleştiri alıyorum. ‘NBA, Türk Basketbolu’nu öldürüyor’ sözlerini çevremden duyuyorum. İtiraf edeyim, şu iki soruyu zaman zaman ben de kendi kendime soruyorum;

– NBA’ya merak salan gençler, Türk Basketbolu’ndan uzaklaşır mı?

– Ya da, gençler, NBA’dan beslenen sevgilerini, Türk Basketbolu’na aktarırlar mı?

Bu sorunun yanıtını bilmiyorum.. Ama işte bir sabah uyanıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki, iki genç çembersiz potaya şut atıyor… Bu sayı 5-6’ya çıktığı gün NBA’in basketbolumuza katkısı tartışılmaz olacak.

Kaynak: Hürriyet