Hayranlık ve Saygı

Bizim Harun Erdenay’a duyduğumuz sevgi ve saygının hududu yok. Harun, hücumda yalnız Türkiye’nin değil, Avrupa’nın en iyi oyuncularından biri, ama lider değil. Disiplin olmadan liderlik olmuyor. Biz Harun’un içindeki gücü dışarı çıkaramadık. Ama onun için hala çok geç değil.

YILDIZ oyuncular için güç bir haftayı geride bıraktık. Shaquille O’Neal için hafta başındaki Sacramento Kings maçı özel bir gündü. Shaquille, o maçta 20.000 sayıyı aşan NBA tarihinin 28. oyuncusu oldu. Sacramento’lular 20.000 sayıyı aştığı maçın topunu ona hediye ettiler. Ama dönüşte, uçakta, topun üzerinde ‘‘Shaquille, zavallı ahmak” diye, hakaret dolu yazıların yer aldığı meydana çıktı. Yazıyı kimin yazdığı, ne zaman yazdığı hala öğrenilemedi. Topu geri yolladılar, ama Shaquille şimdi 10 Nisan’da yapılacak son Sacramento maçını bekliyor.
Shaquille, bu olayın intikamını Houston Rockets maçında, Yao Ming’den, 39 sayı atarak çıkardı. Sezon başında oynadıkları ilk maçta Yao, Shaq’a üstüste 3 blok yaparak, artık NBA’de Shaquille devrinin kapandığı izlenimini vermişti. İkinci maçta ise Shaq, Yao’yu perişan etti. Yao, sadece 6 sayı atabildi. Shaq ise 8 faulden 7’sini sayıya çevirdiği maçtan sonra, ‘‘Kim ne derse desin, kim ne yazarsa yazsın dünyanın en güçlü, en büyük pivotu benim” diyordu.

Maçın özeti pankart

Hafta sonunda oynanan Lakers-Washington maçında Michael Jordan ve Kobe Bryant karşı karşıya geldiler. Jordan’ın Staples Center’daki son maçı hüzün doluydu. Kobe’nin gözünün yıllardır Jordan’ın yerinde olduğunu, hatta ondan daha iyi oyuncu olmak için yanıp, tutuştuğunu bilmeyen yok. Sahanan girişindeki, ‘‘GÜLE GÜLE MICHAEL, HOŞGELDİN KOBE” yazılı kocaman pankart, maçın adeta özetiydi. Kobe maçı domine etti. İlk devreyi, NBA rekoru 42 sayıyla kapattı, maçı da 55 sayıyla bitirdi. Bu maçtan sonra günlerdir Amerika’da Michael ve Kobe ikilisi tartışılıyor. Michael’ın basketbolda başarı kavramını kolay erişilemeyecek zirvelere taşıdığı bir gerçek. Jordan’dan önce skorerlere büyük oyuncu denirdi. O buna, büyük oyuncu olmak için yanındakileri ve oynadığı takımları büyütmek şartını ekledi. Bununla da yetinmedi. En iyi savunmacı olmadan, süperstar olunamaz anlayışı, yine onun eseri.

Saygının yerini doldurmuyor

Kobe, istatistiğe geçen rakamlarla Michael’ı yakalamış gözükse de, istatistiğe geçmeyen çok önemli bir konuda ondan geride. Kobe’nin hücumdaki performansı, izleyenleri hayran bırakıyor. Ama zaman zaman takım oyununu hiçe sayan egoistliği, ona duyulan hayranlığın saygıya dönüşmesini önlüyor. Hayranlık, saygının yerini doldurmuyor.
NBA’de Avrupa’dakinin aksine, koçların maçların kazanılması sorumluluğunu oyuncularla paylaşmak anlayışı hakim. Sorumluluğu yüklenen oyuncuya da, ‘‘lider” deniyor. Bu oyuncuların liderliklerini kanıtlamak için tek çareleri var: O da savunmada özverileriyle, sınırsız gayretleriyle örnek olmak. Bu da yetmiyor. Liderlerde ‘‘kişisel ego” çaresiz yerini ‘‘takım egosuna” bırakıyor. Ve liderlerle beraber tüm oyuncular için ister istemez, bireysel istatistik kolonlarından daha çok, maç sonucunu belirten sayı levhası önem kazanıyor. Özetle takım, takım oluyor.
40 yaşındaki Jordan, hala savunmada kendini yerden yere atarak saygı toplarken, 24 yaşındaki genç Kobe, attığı sayılarla sadece hayranlık kazanıyor. Bu yüzden de henüz lider değil.

Maç kazanma sorumluluğunu oyuncularıyla en çok paylaşan koç Lakers’ın hocası Phil Jackson. Kobe’nin egosunun oyunu kargaşaya dönüştürdüğü maçlarda aldığı molaların bazılarında hiç konuşmuyor. Tüm takım 30-40 saniye sessizce yere bakıyor. Ne gariptir ki, olayları yakından izleyenler, sessiz molalardan sonra Kobe’nin takım oyununa dönme şansının daha yüksek olduğunu söylüyorlar.

Avrupalı koçlar için durum farklı. Onlar maçları kazandırma sorumluluğu denince, kendilerinden başkasını düşünemiyorlar. Tabii bu da Avrupa takımlarında sorumluluğu paylaşacak liderlerin önünü tıkıyor. Zaten, kararlılık, özveri, kendini adamışlık, cesaret, disiplin gibi vasıflar olmadan lider olunamıyor. Bu vasıflara sahip oyunculara ise her nesilde çok az rastlanıyor.

Bizde ise durum daha farklı. Bizim koçların en başarılıları bile, bazen sahanın kenarında koşuşarak, adeta savunma yapıyorlar. Belki de farkında olmadan neredeyse ribaunda bile çıkacaklar. Tabii kenardaki bu aşırı heyecan, sahadaki oyunculardan beklenen sorumluluğu azaltıyor. Lider olacakları varsa, olamıyorlar. Ve basketbol NBA’de ‘‘oyuncuların sporuyken” Avrupa’da ‘‘koçların oyunu” oluyor.

Harun’un içindeki güç

Geçen hafta Ülker’in Siena maçını izlemek fırsatımız oldu. Ülker’in problemi lideri olmayışı. Bizim Harun’a duyduğumuz sevgi ve saygının hududu yok. Harun her geçen gün daha iyi savunma yapıyor. Bunun için artık rahat konuşabiliriz. Harun, hücumda yalnız Türkiye’nin değil, Avrupa’nın en iyi oyuncularından biri, ama lider değil. Onun lider olmayışının ardında, ondan sadece sayı atmasını bekleyen, onunla maç kazandırmak sorumluluğunu paylaşmayan tüm koçlar, medya, özetle hepimiz varız.

Benim içimden inanın ondan bunca yıl için özür dilemek geliyor. Siz savunmada özverisiyle lider olan, maç kazandırma sorumluluğunu taşıyan Harun’un oynadığı herhangi bir takımın gücünü hayal edebiliyor musunuz? Harun’un babası Kemal Erdenay, liderlik gibi kavramların konuşulmadığı, bilinmediği yıllar öncesinde gerçek bir liderdi. Baba otoriterdi. Oğlunun ise otoriterlik bir yana, bugüne kadar çevresindekilere kaşlarını çatarak baktığını gören yok. Disiplin olmadan liderlik olmuyor. Biz Harun’un içindeki gücü dışarı çıkaramadık. Ama onun için hala çok geç değil. Bize göre Ülker’in Avrupa’da gözünü şampiyonluğa dikmesinin yolu, Harun’un liderlik basamaklarında zirveyi zorlamasından geçiyor.

Kaynak: Hürriyet