Sevgiden Nefrete

Pistons kulübünün sorumlusu Joe Dumars’ın yılın en başarılı yöneticisi unvanını hak ettiği belirtiliyor. Dumars’ın en başarılı icraatı olarak da Mehmet Okur’u Detroit’e kazandırması gösteriliyor. Mehmet’in Detroit’te önü açık, ama hücumunu geliştirmesi şart…

CHİCAGO spor salonu United Center’de maç oynamak 2 kişi için çok zor. Bunlardan biri Michael Jordan. Adamın salonun önünde heykeli var. 2 yıldır Washington’da oynayan Jordan için heykelinin önünden geçip, Chicago Bulls’a karşı oynamak adeta bir kabustu. O sırasını savdı. Chicago maçları bitti.
Geçen hafta sıra Lakers koçu Phil Jackson’daydı. Jackson’ın da Bulls koçu olarak kazandığı 6 NBA şampiyonluğu var. 40 yaşındaki Jordan hala mükemmel oynuyor. Bu yüzden Chicago halkı, eğer 5 yıl önce efsane Bulls takımı dağıtılmasaydı, şampiyonluk sayısının kolayca 10’a ulaşacağına inanıp hala kahroluyor.
Ama ne olduysa 6. yıl sonunda oldu. Gazeteler ardı ardına kazanılan şampiyonluklar için Jordan’ın mı, yoksa oynanan triangle ofansın mı daha önemli olduğunu tartışırlarken, ortaya Bulls’un Genel Menajeri Jerry Krause çıktı ve ‘‘Şampiyonlukların arkasında bizim organizasyonumuz var. Biz organizasyon olarak istersek, bu takım dağılsa da yeni şampiyon takım kuracak güçteyiz” demeye başladı.
Tartışmalar büyüdü, önce Phil Jackson ardından da Jordon ve Scottie Pippen efsane takımdan ayrıldılar. Jackson, Lakers’a koç olduktan sonra yanına eski Bulls teknik kadrosunun tümünü topladı. Ve bu kadro Lakers’ı 3 yıl ardarda NBA şampiyonu yaptı. Bu yıl 4’üncüsünün peşindeler.

Krause ve beklentiler

Chicago’ya gelince, Krause’un yeniden yapılanma dediği olay, bir türlü gerçekleşmiyor. Ve koca Bulls takımı 5 yıldır ligde sonunculuktan kurtulamıyor. Adeta yerlerde sürünüyor.
Krause, 1.50 boyunda şişman tostoparlak bir yönetici. Şampiyon Bulls takımının kuruluşunda onun büyük katkısı olduğunda herkes hem fikir. Geçenlerde çıkan bir röportajında Jackson için ‘‘Ben onu Bulls’a koç yaptığım zaman işsizdi. Onu ben yücelttim. Trieangle ofansın yaratıcısı Tex Winter da emekli olmak üzereydi. O da 15 yıldır benim sayemde hala sahalarda” diyordu.
Krause, genel menajer olmadan önce çok iyi gözlemciydi (scout). Onun ileride yıldız olacak gençleri ilk gördüğünde heyecandan titremeye başladığı bilinen bir yönü. 5 yıldır Chicago halkı Krause’un heyecandan titremesini bekliyor.
Krause ise oyuncuları alıyor, satıyor, ortada hala güçlü bir takım yok. Ve bu yüzden de ona duyulan öfke giderek nefrete dönüyor. Geçen sene Chicago Tribüne gazetesinde yapılan bir ankette, en sevilmeyen ünlüler arasında Krause açık ara öndeydi. Eskiden Krause’un resimlerinin altında ‘‘Bulls efsanesinin mimarı” yazılırdı. Artık resimlerinin altında ‘‘Bulls efsanesinin katili” yazısı yeralıyor. Ama Krause, Chicago’nun patronu Jerry Reinsdorf’un başadamı. İkisi de musevi. Ve aralarındaki korkunç dayanışmada hala bir çatlak yok.

Katil mi, mimar mı?

Bu yıl takım son yılların en iyi performansına sahip. Sonuncu değiller. 23 galibiyetleri, 44 yenilgileri var. Bulls’un çoğu idarecileri Phil Jackson’ın eski dostları. Eski oyuncuları John Paxson ve Bill Wennington şu anda TV yorumcuları. Bu da yetmiyormuş gibi, son 1 yıldır Jackson’la beraber şampiyonluklar yaşayan takımının kaptanı Bill Cartwright da Bulls’un koçu. Geçen haftaki maç Krause için ümit ışığı oldu. Bulls’un genç oyuncuları Shaquille O’Neal’ı 13 sayıda tutarak şampiyon Lakers’i 116-99 yendiler.
Basketbol yazarları acaba ‘‘katil” sözcüğünü ‘‘mimara” çevirsek mi, diye düşünürlerken, Bulls üst üste 30’ar sayılık 2 yenilgi aldı ve vuslat başka bahara kaldı.
Krause’un sevincinden 2 gün sonra sevinme sırası Detroit Pistons’da ve Türk basketbolundaydı. Detroit, Mehmet Okur’un NBA kariyerinin en iyi performansıyla (25 dakikada 22 sayı, 4 ribaund) Lakers’ı yendi. Pistons’ın Lakers karşısında kendi sahasında 1997’den beri aldığı ilk galibiyet, Detroit kentinde eski şampiyonluk günleri kadar heyecan yarattı. Detroit’in Avrupa temsilcisinin değerli basketbol adamlarımızından Faruk Akagün’ün oluşu ve Mehmet Okur’un orada oynaması, bizleri de neredeyse Detroit’li yapacak.
Pistons kulübünün sorumlusu Joe Dumars eski şampiyon takımın kaptanıydı. Lakers maçı sonrası Detroit News’de çıkan bir yazıda, bu yılın en başarılı yöneticisi unvanını Dumars’ın hakettiği yazılıydı. Dumars’ın en başarılı icraatı olarak da Mehmet Okur’u Detroit’e kazardırması gösteriliyordu. Bu da bizi ayrıca mutlu etti.

Mehmet’in önü açık

Mehmet Okur’un Detroit’te önü açık. Takımın 2 güçlü savunma devi Clifford Robinson ve Ben Wallace onun bodyguardları. Dünya küçülüyor. Mehmet Okur’un bir gün NBA’de O’Neal’ı marke edeceğini, bir kaç yıl önce kim rüyalarında görse inanmazdı.
Ancak Mehmet Okur’un hücumunu geliştirmesi şart. Hücum performansı hala inişli çıkışlı. Başarılı Lakers maçından sonraki Washington karşılaşmasında hiç sayı atamayışı bunun bir işareti. Bizce onun kendine örnek alacağı oyuncu, Dallas’ın Alman oyuncusu Dirk Nowitzki olmalı. Nowitzki’nin işi kolay, Dallas hızlı oynuyor ve koç Don Nelson, Nowitzki’ye her boş kaldığında şut atma yetkisini tanıyor. Detroit ise savunma takımı, yavaş oynuyorlar. Üstelik Nowitzki’nin yanında NBA’in en yaratıcı point guardı Kanadalı Steve Nash var. Onun Nowitzki’nin gelişmesindeki rolü tartışılmaz. Mehmet Okur’un ise böyle bir şansı yok. Bodyguardların dışındaki tüm oyuncular yıldız değil. Bu yüzden de onlar Mehmet Okur’dan çok kendi dertlerindeler.
Ama Mehmet Okur’un star olabilmesi için 3 sayı çizgisi ile pivot mevkii arasındaki boşlukta, kendi şutunu kendisinin yaratması şart. Mehmet’in driplingini, harekette top kullanmasını, dripling üzerinden havada geriye çekilerek şutunu, bu yaz Milli Takımımız’da geliştirme şansı çok fazla. Bu da ona gelecek yıl NBA’de başarı kapılarını ardına kadar açacaktır.

Almanya’nın temelinde biz varız

Geçen hafta basında, Nowitzki’nin katkısıyla basketbolun Almanya’da giderek önem kazandığı ve sevildiği haberleri vardı. Ve Bonn ile Köln kulüp takımları arasındaki zirve mücadelesinin 15 bin seyirci önünde oynandığı yazılıydı. Belki inanmayacaksınız, ama Alman basketbolunun temelinde biz Türkler varız. Bundan yıllar önce Türk basketbolunun büyük isimlerinden Yakavos Bilek’in Kurtuluş takımının koçluğunu bırakıp, Almanya’ya yerleşmesi Alman basketbolunun bir nevi doğum günüdür. Yakovos Bilek’in o zamana kadar tanınmayan, bilinmeyen basketbolu tüm Almanya’yı ilçe ilçe dolaşarak yayması, yadsınamaz tarihi bir gerçekti.
Nereden geldik nereye gidiyoruz. Seneler sonra Almanya’da basketbol 15 bin kişi önünde oynanırken, biz milli maçlar hariç İstanbul’daki tüm derbi maçlarını boş tribünler önünde oynuyoruz. NBA ve EuroLeague’dekiler dahil tüm oyuncularımızın, Avrupa ve Türkiye’deki tüm koçlarımızın ve tüm kulüp yöneticilerimizin başarı ölçüsü, Abdi İpekçi’deki seyirci sayısı olmalıdır inancındayım.

Kaynak: Hürriyet